8 Şubat 2009 Pazar

Sevgililer Günü

Erken bir uyarı belki unuturum zaman bulamam diye aklıma gelmiş olanı paylaşmak istedim duam müslüman kardeşlerimin sevgilerini ,sevdiklerini,bir güne ,birgüle hapsetmemeleri
Yazan Prof. Dr. Ali AKPINAR
Pazartesi, 12 Şubat 2007
Hep söyleriz, bizim kadar kendi değerlerinden habersiz olan yahut değerlerini iç eden bir başka toplum yoktur, diye. İbn Haldun, zayıf toplumlar, güçlü toplumları taklit ederler, diyor. Gerçekten de bizler, kendi gücümüzü kaybedeliden beri güçlü toplumları her konuda taklit eder olduk. Oysa Hz. Peygamber ısrarla bizleri uyarmıştı başkalarına benzemek, başkalarına özenip onları taklit etme konusunda. O şöyle buyurmuştu: “Kendi arzusu ile bir topluma benzeyen onlardandır.” “Siz karış karış sizden önceki Yahudi ve Hıristiyanları izleyeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler,
siz de onlarla birlikte aynı deliğe gireceksiniz.” Yani işin sonunun nereye varacağına bakmadan, başınıza neler geleceğini düşünmeden izlemeye, taklit etmeye devam edeceksiniz.

Toplumun temel taşı aile kurumudur.
Güçlü toplumlar, güçlü ve sağlam temeller üzerine kurulan ailelerden oluşur. Bizim kültürümüzde aile kurumu, Allah’ın emri ve Peygamberin kavli ile kurulur. Bunun anlamı şudur, aile yuvası kurulurken Allah’ın ve Peygamberin bu konuda koyduğu ölçülere uyulur, yuva kurulduktan sonra da bu ölçüler çerçevesinde hayat devam eder/etmelidir.
Ne var ki söylemde bu ifade kullanılsa, yuvalar bu ifade ile kuruluyor gibi gözükse de; gerçekte Allah ve Peygamberin ölçülerine riayet edilmemekte ve çoğu zaman bu ölçülerin dışına çıkılmaktadır. Uygulamadaki tarafların tanışması, dünür olması, söz kesme, nişan, nikâh ve düğün merasimlerine baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.
Ne hazin ki kendi değerlerinin farkında olmayan insanımız, karşılaştıkları kimi problemlerin çözümünde kendilerine ait olmayan kültürlerden medet ummaktadırlar.
Sözgelimi üç yüz altmış dört gün annesini, babasını hatırlamayanlar, senede bir gün anneler günü yahut babalar gününde anne ve babalarını hatırlayarak, onlara karşı yükümlülüklerini yerine getirdiklerini sanmaktadırlar.
Kadını sömürü aracı haline getiren ve onu bir eşya gibi gören anlayış, senede bir günü kadınlar günü ilan etmekle kadının haklarını gözettiğini sanabilmekte ve insanları böylece kandırabilmektedirler.
14 Şubat Sevgililer Günü diye kutlanan gün de bunlardan biridir. Nedir bu günün tarihçesi, bu kutlama nereden gelmiştir, bunu hiç sorgulayanımız yok? Biz söyleyelim öyleyse:
Miladî 14 Şubat 270 Roma’da Papaz Aziz Valentine’nin dövülerek öldürüldüğü gündür. Bu öldürmeden 226 yıl sonra Papa Gelasius, Valentina’yi onurlandırmak için bu günü Aziz Valentine Günü ilan etti. Yine rivayete göre putperest Roma’da bu gün, genç kız ve erkekler arasında çekilen kur’alar ile arkadaşlıklar kurulur ve bu gün flört bayramı olarak kutlanırdı. 1800’lü yıllarda Amerika’da bu tarih ilk defa Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlandı.
Şimdi soralım bu gün ve kutlamanın bizimle ilgisi ne? Özellikle din/İslam denilince nasırları sızlayan çevrelerin, bir putperest geleneğini ve bir Aziz’in ölüm yıldönümünü kutlama yarışına girmelerine ne demeli? Bin dört yüz küsur sene önce insan aklı ve eliyle bozulan Tevhid dinini yenileyen Hz. Peygamberin mesajını, çağdışı ve gericilik olarak görenlerin iki bin yıl öncesinin kutlamalarını çağdaşlık olarak lanse etmeleri nasıl izah etmeli?
Tekrar başa dönecek olursa, aile toplumun en önemli dinamiklerindendir. Kültürümüzde aile yuvası gücünü, kuruluşundan itibaren kendi dinî değer ölçülerinden alır. Bizim kültürümüzde aile Allah’ın emri ve Peygamberin kavli ile kurulur.
Peygamberimizin aile hayatı, en güzel örnek olarak bize sunulur. O bize, kadın-erkek ilişkileri konusundaki evrensel ölçüler sunar. Onun bu konudaki örnekliği, bugün de hepimize ışık tutmaya devam ediyor ve o sözleriyle bizi aydınlatmayı sürdürüyor. Tabiî ki ona inanan, ona bağlanan ve onu selamlayanlara. Sevgililer Sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa buyuruyor:
"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben, aileme karşı en iyi davrananınızım. Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davrananlardır."
"Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlakî bakımdan en güzel olan ve ailesine şefkat ve mülayemetle davranandır." 1
"Kadınlara karşı hep hayır tavsiye edin. Zira onlar sizin yanınızda birer emanettir." 2
"Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin." 3
"Harcayacağın tüm harcamalardan dolayı, Allah'ın izniyle mükâfat alacaksın. Hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokmanın bile karşılığını alacaksın." 4
"Sizden biri hem karısını köle gibi döver, hem de utanmadan sarılıp yatar" 5
"Kadınları, ancak kötüleriniz döver" 6 buyuran Hz. Peygamber, bu konuda en güzel örnekliği kendisi sunmuştur.
O, Yüce Allah'ın "Eşlerinizle en güzel bir biçimde geçinin" 7 emrini en güzel bir biçimde uygulamıştır.
O, eşleriyle en güzel bir şekilde geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş, onlara asla bir fiske vurmamıştır. Onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman hayırla anmıştır.
O, "Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?" 8 diyerek nafile ibadet için eşlerinden izin isteyecek kadar ince bir ruha sahiptir. Kadınların çokça dayak yediği günümüz dünyasında, kadını dövmeyi İslam’ın gereği gibi görenler, Hz. Peygamberin bu örnekliğini göz önüne getirmek zorundadırlar.
Peygamberimizin yirmi üç yılda insanlığa tebliğ ettiği dinin özeti mesabesinde olan Veda Hutbesinde de şu önemli cümleler yer almıştır:
"Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız.. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinde hakları vardır..”
Hz. Aişe hakkında "Halkın en sevimlisi kadınlardan Aişe, erkeklerden Ebubekir'dir" diyerek Hz. Aişe'ye ve kayınpederine iltifat etmiştir. Eşlerine karşı son derece yumuşak huylu ve şakacı olan Peygamberimiz, Hz. Aişe ile yarış yapmıştır.
Hz. Aişe'nin hastalığında "Ben sağ iken ölsen de namazını kılıp sana dua etsem" diye latife yapmış, Hz. Aişe de "Beni defnettikten sonra dönüp bir hanımla evlensen, ben yine de seninle olurum!" diyerek karşılık vermişti. Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz ev işlerinde eşlerine yardım eder, et-kabak doğrar, evi süpürür ve çeşitli hizmetler görürdü. 12 O, eşlerinin yanına güzel kokular sürünerek giderdi.13
Nadir oğullarıyla Hicretin 7. yılında yapılan Hayber savaşında babası ve kocası öldürülerek esir düşen, daha sonra da Hz. Peygamberle evlenen Hz. Safiye "Babamın ve kocamın öldürülmesine neden olduğu halde Allah'ın Rasülü beni hoşnut etti" diyerek Hz. Peygamberin güzelliklerini özetler. Nitekim Peygamberimiz iki dizini birleştirerek durur ve eşi Hz. Safiye onun dizlerine basarak devesine binerdi. Onu 'Yahudi kızı' diye hakir gören kumalarına karşı Hz. Peygamber şunları söylemesini tavsiye etmişti: "Benim kocam Muhammed, babam Harun, amcam ise Musa'dır." 14
Hudeybiyye anlaşmasında çaresiz kalan Hz. Peygamber eşi Ümmü Seleme ile istişare etmiş ve onun teklifi doğrultusunda hareket etmiş ve problem böylece çözülmüştü. 15 Bir hadislerinde o, şöyle diyordu: “Kendilerini ilgilendiren konularda kadınlarla istişare ediniz…” 16
Hanımları ile arasında ufak tefek tartışmalar olmuş, ama onların hepsini en güzel bir şekilde tatlıya bağlamasını bilmiştir. Eşleri, onun yanında rahatlıkla fikirlerini söyleyebilir ve hatta onunla tartışabilirlerdi.
Sevgili eşi Hz. Âişe’nin dayak konusunda eşinin durumunu şöyle özetlemiştir: “Peygamberimizi ne bir hizmetçiye ve ne de bir kadına vururken asla görmedim. O, mübarek eliyle hiç kimseye asla vurmamıştır.” 17 Kadının dövülmeye devam ettiği günümüz dünyasının bu konuda da onun örnekliğine şiddetle ihtiyacı vardır.
Karı koca olarak can yoldaşlarımız ve hayat arkadaşlarımıza bu mesajlar doğrultusunda bir yaklaşımı esas almalı ve ömür boyu sürecek olan kutlu aile ilişkilerimizi bize ait olmayan, bizim değerlerimizle bağdaşmayan bir tek gün ile geçiştirmekten kurtulmalıyız. Hediyeleşeceksek -ki hediyeleşme Peygamberimizin sünnetidir- onu bu günün dışında daha sık olarak yaşatmalıyız.

Prof. Dr. Ali AKPINAR
Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

1 yorum:

CANDAN TARİFLER dedi ki...

SELDAM FENALIK GELDİ ÇIKMIYOR BENİM SANA GÖNDERDİĞİM YAZILAR OFFFFFFFF OFFFFFFFF