18 Ocak 2009 Pazar

BEN LAFIMI SÖYLEDİM BEĞENEN ALSIN GİTSİN BEĞENMEYEN BIRAKIP KAÇSIN:(

sürekli eleştirilen insanın bir zaman sonra durup kimse beni sevmiyor bunalımına düşüp depresyona girmesi kadar doğal ne olabilirki arkandan sürekli konuşan bir büyüğüne nasıl saygı duyabilirsinki,elinden geleni yaptığın halde fil hafızası varsa onun yaptıklarına seninde verdiğin karşılıkları unutmuyor ve ısıtıp ısıtıp insanlara sunuyor ve senin toplumdaki yerini yerle bir ediyorsa sen nasıl susar ona saygılı olursun onu nasıl düşünüp baş tacı yapabilirsinki allah diyorum başka bir şey demiyorum seni çok seviyorum allahım seninde beni sevmeni isityorum o anlatan kişiye hiç bir duygu besleyemiyorum sana yalvarıyorum beni sev ve sevdir meleklerine iyi kullarına ,iyi dostlarım olsun seni hatırlatan yarı yolda bırakmayan kaldığımda elimden tutan her seferinde seni gördüğüm nurunu gördüğüm güzel yüzlü güzel gönüllü insanlar .Asla sürekli eleştirildiği çokda taktir edilmediği için böyle bir insan olmak istemiyorum rabbimden duam bana yapılanları yapmamak ama çokda mümkün değil ,sürekli gardını alıp hayatı yaşamak yorgun düşürüyor sonrada sende aynıyla karşılık veriyorsun ayna oluyorsun karşındakine ama ben kar agörüntüleri yansıtan bir ayna olmak istemiyorum .

ONLAR RABBİNE KAVUŞTU

seni çok seviyorum filistinli çocuk seni kendi oğlum kadar çok seviyorum seni düşünüp aklıma yüzün geldiği anda ağlamaya başlıyorum ve seni unutmak istemiyorum bu yüzden sen benim evladımsın rabbim seni cennet gülü eylesin inşallah.
Asıl sınavda olan sizleri seyreden bizleriz bence rabbimiz sizi incitmeden yanına alıyor ben bundan eminim yazıkki eli kolu bağlı oturup korku filmi gibi sizi syre dalıp yazık deyip geçenlere namazlarında sizleri unutanlara ,yemek yerken boğazı düğümlenmeyenlere , haberlerde sizlerden ses duyunca çok kötü olurum diye kanalı geçenlere yüreğim yumuşar diye korkanlara bırakın yumuşasın kalplerimiz merhamte edelimki merhamet olunanalım yoksa vay halimize nasıl hesap veririz nasıl cenneti umarız hadi gittik nasıl sizlerin yüzüne bakarız karşılaştığımız yerde ,anne evladından baba çoğundan kaçtığı ogün bizde sizdenmi kaçacağız yüzümüzün nur olması yaptığımız veya yapmadıklarımıza bağlı onlar için dua edersek sofralarımızı bir eksikle kurup bir eksiği satıp parasını ülkenizin kalkınması için yollarsak bir eksik kıyafet alıp rengine göre eşarp takmassak ,size kurşun gönderen israil mallarını boykot edersek onların ekonomosini çökertirde ülkesini çöle çevirirsek belki huzuru mahşerde yüzümüz olur.Belki bizi affedersiniz ailenizden bir kişiyi kaybetmeden bir ömrü tamam edemediniz ,düğün sofralrında bulşamadınız, çocuklarızın büydüğünüz hayal edemediniz ,benim oğlum kadar hakediyordunuz anneniz tarafından sevilmeyi,babanıza hasret kaldınız belki hiç olmadı hiç tatmadınız , hayatınızda gökyüzünün mavisini göremediniz havanız hep dumanlıydı ,ve bunlarda bizimde en az size kurşun ve bomba yağdıranlar kadar katkımız vardı her kurşuna ortağız aldıysak merketten bedenimizi güzelleştiren kozmetikleri ruhumuz çökmüşken bedenimize kim bakacak ahirette ,aldıysak yahudinin ürettiği herhangi bir malı bu kötülüklerin hepsine fazlasıyla ortağız özür bile dileycek yüzümüz yok affedin diyemeyiz kefen bile bulamazken siz .

17 Ocak 2009 Cumartesi

işte davetiyemiz

GIDA KERMESİMİZE BEKLİYORUZ
SANA KARDEŞİM DEDİM ACILARIMADA KARDEŞ OLURMUSUN?

Biz çocukların öldüğü yere gazze diyoruz
Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze’dir. Bir bebek bir yaşına girerken ağzında emzik değil, kurşun taşıyorsa orası Gazze’dir.Bebeklerin uykulu gözleriyle annelerini ararken kor gibi yanan namluları emmeye başladıkları yerin adı Gazze’dir

FİLİSTİNLİ Müslüman kardeşlerimize bir nebze olsun yardım edebilmek acılarını az da olsa paylaşabilmek için gıda kermesimize bekliyoruz.23,24,25 OCAK 2009 Tarihlerinde tüm halkımız davetlidir .

Adres ; Belediyesi karşısı .

16 Ocak 2009 Cuma

Zaman Paradoksu...

George Carlin Amerika`da 70 ve 80 li yılların bir komedyeni idi. Biraz ağzı bozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül den (9-11) ve karısının ölümünden sonra şöyle yazmıştı.

Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz :

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.

Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.

Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.

Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.

Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.

Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.

Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.

Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.

Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür. Paylaşmak özel ve güzeldir, yaşamı paylaşmak, özel gün ve anları paylaşmak, değer verip değerinizi bilen birileri olduğunu bilmek, onunla paylaşmak ne kadar lüks artık. Onu bulmak ve kaybetmemek, dostluğu, sevgiyi, hüznü paylaşmak, ne güzeldir tüm bunların tarihe karıştığı bir dönemde elde etmek ve yaşamak...



..::sH@DoW::..

GAZZEDEKİ MÜSLÜMANLARA TELEFONLA DESTEK OLALALIM

Geçtiğimiz Günlerde Mustafa İslamoğlu Hilal Tv'de Vahyin Penceresi-Gazze Özel Programında Yaptığı Çağrıda Gazze'li Kardeşlerimizi Aramak İçin Verdiği Numara İle Yeni Bir Kampanya Başlatmış Oldu. Verdiği 8 Haneli Numaradan Sonra Çevirilecek Rastgele 5 Numara İle Gazze'de Yaşayan Herhangi Birisine Ulaşılabileceğini Belirten İslamoğlu, "Arapça Veya İngilizce Bilmiyorsanız Dahi İnsani Diliniz İle Ağlayarakta Onların Yanında Olduğunuzu Gösterebilirsiniz" Dedi. Türkiye'deki Müslümanlar Tarafından Aranan Gazze'liler Gelen Telefonlara Karşı Sevinç Ve Teşekkürle Cevap Verdiler.Telefon Kampanyası Hızla Yayılırken Sadece Türkiye'de Değil Diğer İslam Ülkelerindede Aynı Kampanyanın Başlatıldığı Belirtiliyor. Gazze'yi Aramak İçin Ne Yapmalıyız? 00970828***** Noktalı yerlere tesadüfen ekleyeceğiniz 5 numara ile karşınıza Gazze'li kardeşlerimiz çıkacak.Arapça Veya ingilizce Bilmiyorsanız Gazze'lilere Söyleyebileceğiniz Birkaç cümle şunlar: Hel hünâ gazze? Orası gazze mi? Hel ente filistin ev İsrail? Siz filistinli misiniz yada israilli? Nehnu Asifun cidden, Sizin için gerçekten üzülüyoruz Nehnu ned'u ileyküm kesîran Sizin için çokca dua ediyoruz La e'rifu arabiyyün Ben arapça bilmiyorum Ene türkiyyün Ben türküm ALLAHu hezzemel israil Allah israili hezimete uğratacak Lanetallâhi alel israil Allah'ın laneti israil üzerine olsun İnşâALLAHu gahhara israil İnşâalah israili kahretsin Nehnü acizun Biz aciziz Entüm şehidün Siz şehitsiniz ALLAHu yensurukum Allah size yardımın etsin İnnALLAHe meassâbirîn Allah sabredenlerle beraberdir. www.eminesenlikoglu.org eminesenlikoglu@eminesenlikoglu.org

STRES TEDAVİSİ MÜMİN OLMAKTAN GEÇER

Müminde Stres Olmaz' diyordu bir Psikiyatr.
Cümleyi çok iddiali buldu.
Hz Kur'an Kıssalarına eğildikçe,insanin yasayabilecegi bütün sıkıntıları Nebi ve Rasüllerin yaşadığını gördü. Onlar bütün belâlara ragmen ilahi huzuru yakalamislardi.

Hz Kur'an'a bir de bu gözle bakmaliııydı.Kıssalara göz gezdirdi,çekilen eziyetlere işaretler koydu:

Yusuf (a.s.)
Kardeşlerinin hasedi sonucu kuyuya atılmış,
esir pazarlarinda satılmış,iftiraya ugramış,hapıslerde yıllanmış,babasına-kardeşine hasret kalmış ama yılmamıştı.

Ümidin,tevekkülün ödülü olarak Mısır'a sultan oldu.
'Derdim çok' diyen hangi insan Yusuf (a.s.) kadar belâ çekmiş olabilirdi...?

Yakup (a.s)
40 sene evlat hasretiyle kavrulmuş,ağlamaktan kör olmuş,ümit kesmeden Rabbine yönelmiş,hem gözleri açılmış,hem de evladına kavuşmuştu.

İsa (a.s.)
En yakın talebelerinden biri tarafindan arkadan vuruluyor,ihanete uğruyordu.

Zekeriyya (a.s.)
Kavmi tarafindan öldürülmek üzere kovalanmış,bir ağaç kovuguna sığınmış ama testere ile biçilmekten kurtulamamıştı.Testere ile bedeni biçilen Zekeriyya (a.s.) dan çikan tek ses:
'Huuuu,Huuuu,Huuuu' idi.

Nuh (a.s.)'a öz oğlu bile iman etmemişti...!!!

Lut (a.s.)
Tebliğinde yalnız kalırken,fitne grupları ile işbirliği yapan; ayni yatağı paylaştığı karısıydı...!!!

Meryem validemiz
Tertemiz bir genç kızken iffetine dil uzatılıyordu.İftira ve hakarete uĞrayan Hz.Meryem,
sırlı bir Rasüle anne;gelecek nesillere örnek-mucize bir hanım oluyordu. Kadından Rasül-Nebi yoktu ama Allah (c.c.) Meryem'e Cebrail'ini yolluyor,vahiy Meryem'den doğuyordu...!

Eyyub (a.s.)
Deve- koyun sürüleri sahibi iken ağır bir illetle yatağa düşüyor tüm servetini yitiriyordu.
Etrafında kimse kalmamış,dışlanmış,insanlar iniltilerinden rahatsiz olmamak için Onu karısı ile bir tepe üzerinde yalnız konaklamaya mecbur etmisti.Sabrının ödülü olarak şifa bulan,
70'inden sonra delikanlı gibi ayağa kalkan da yine Eyyub (a.s.) dı...

Musa (a.s.)
Kavmi ile birlikte uzun bir sürgün yaşamıştı.Mutluluklari için çırpındığı kavmi mucizeye şahit oldugu halde iman etmiyor,en zor anlarda Musa'yı (a.s.) yalnız bırakıyordu.


Kainatin Efendisi Hz.MUHAMMED( s.a.v):
Doğmadan önce babadan yetim,
altı yaşında, hem de bir yolculukta anneden öksüz kalmış 8 yaşında dedesini kaybetmiş, tebliğinin ilk yillarında karısı Hz Hatice Validemiz ve amcasının ölümleriyle sarsılmıştı.

Kendi kavmince hakaret-aşağılama- ambargo-dışlanma-taciz edilme vb sıkıntıları çekmekle kalmayıp memleketinden ayrılmak durumunda kalan da O (s.a.v.) idi.

Ömrü savaşlarla geçmiş,buğday bir yana arpa ekmeğine karni doymamişti.
'Ahh Mekke' dediği çok olurdu. Rasül (s.a.v.) gurbette yasamış,gurbete defnedilmişti.

Simdi biz bütün bunlardan sonra halâ
'Moralim bozuk,hayattan zevk almıyorum, stresteyim' mi diyoruz...?

Pes yani!..

Hz Kur'an gibi kitabınız,o kitapta onlarca Rasül ve Nebiniz,
Kainat Güneşi gibi Önderiniz olacak da stresteyim diyeceğiz öyle mi...?
Yakışıyor mu bize...?

Kıssaları yeniden okuyun!...

Tarih okur gibi değil,kendinizi Rasül-Nebilerin yerine koyarak,sahnede başrol oynadığınızı düşünerek,olayların içine girerek okuyun.

Göreceksiniz ne stres kalacak,ne de sıkıntı...

Sabrin,tevekkülün,teslimiyetin eminliği ile huzur müjdesi alacaksınız.

Niye mi bu kadar iddialıyım?

Ben değil,böyle olacağını Hz Allah söylüyor:

Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan,canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz.(Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele !

O sabredenler, kendilerine bir belâ geldigi zaman: 'Biz Allah'in kullarıyız ve biz O'na döneceğiz' derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
Bakara-155-157

15 Ocak 2009 Perşembe

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Günah işleyen, önce Allahü teâlânın
sonra da insanların sevgisini kaybeder.



İki kimse, Allah için birbirini severken,
sonra aralarındaki muhabbet zail olmuşsa,
bu ikisinden birinin işlediği günahtan dolayıdır. [Buhari]


İşin başı Allahü teâlâyı sevip günahlardan kaçmaktır.

Allahü teâlâ bir kimseyi severse, iyilere de onu sevdirir.

Allahın sevmediği kimselerden iyiler nefret eder.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Allahü teâlâ, bir kulunu sevince,
o kulun sevgisini meleklerin kalbine yerleştirir.
[Melekler de onu sever.] Eğer Allahü teâlâ, o kula buğzederse, o buğzu
meleklerin kalbine de yerleştirir. [Melekler de o kimseye buğzeder.]
Allahü teâlâ o sevgi ve buğzu insanların kalbine de yerleştirir.)
[Ebu Nuaym]


Dünyada Allahü teâlâdan korkup haramlardan kaçan
ve ibadetleri yapan kimse için,
ahirette korkacak sıkıntı kalmaz.

Dünyada korkmayan ahirette çok sıkıntılara maruz kalır.

Hadis-i kudside buyuruldu ki:

Bir kuluma iki korku, iki eminlik vermem.
Eğer dünyada benden emin olursa, ahirette korkar.
Dünyada korkarsa, ahirette emin olur.)
[Ebu Nuaym]