29 Temmuz 2011 Cuma

Evlerimize Dönelim Artık

Mübarek Ramazan ayı, Receb ayından itibaren duâlar ile kavuşmayı beklediğimiz mukaddes bir ay... "Allâh'ım! Receb ve Şaban ayını bizim için mübârek, bereketli kıl; bizleri Ramazan ayına ulaştır." buyuran Peygamber Efendimiz'in duâsı ile dillerimiz, gönüllerimiz şenlenir. Mübârek iki ay boyunca, kim bilir kaç kez bu duâyı tekrarlar dururuz.
Allah nasip eder, mübarek Ramazan ayına kavuşuruz. Kavuşmak harika bir duygudur biliriz de, kavuşunca neler yaparız? Belli ki, Peygamber Efendimiz, bu duâda Ramazan ayına kavuşmayı, sanki bir sevgiliye duyulan iştiyâk ve aşk ile ister. Ve bekler Ramazan ayının gelmesini hasretle...

Kişi, sevgilisine kavuşunca ne yapar? Sevgili bu; herkes bütün hissiyâtını iç âleminde yaşamak ister. Sevgili, topluca paylaşılmaz. Baş başa hasret giderilir. Birebir her ânı onunla birlikte sindire sindire geçirmek ister sevenler, birbirine hasret çekenler... Biz Ramazan ayına hasret çekerken, o mübârek ay da bize hasret çeker. Çünkü hissedilen duygular, tek başına ve karşılıksız değildir. Ne kadar müslüman var ise yeryüzünde, o kadar çok sevdiği ile tek tek hasret giderir Ramazan ayı...

İlk Ramazan gecesinin terâvih namazı ile gerçekleşen buluşma, son iftar yemeğinde vedâlaşma ile sona erer. Herkes, aşkı büyüklüğünce hisse alır Ramazan ayının bereketinden... İç dünyamızda sadece bizim, genelde herkesin mübârek ayı olan Ramazan ayı, pek de nazlıdır. Sevdiği kişiden gördüğü ilgi, sevgi, muhabbet kadar, feyiz, bereket, mağfiret, merhamet kapılarını açar. Öyle ki, her Ramazan ayına kavuşan, onu hakkıyla idrâk etmiş olmaz. Nice şey vardır ki; kıymetini bilemeden, önemini fark edemeden, değerlendiremeden ellerimizin arasından akar gider. Hele de Ramazan, çok çabuk geçer, son gün gönlümüzde hissettiğimiz bir pişmanlık ve hasret içinde bizleri terk eder.

"Seven, sevdiğine ihtirâm eder." der dilimiz... Ramazan ayını bir sevgili bekler gibi bekleyen ve ona gerektiği gibi hürmet eden Allah Rasûlü'ne bakınca gözlerimiz; bizim şu modern zamanda, popüler kültürün şuursuz yönlendirme ve özentileriyle bu mübârek ayı nasıl da heder ederek tükettiğimizi görürüz.

Son on yıldır, iftar çadırları ile bir değişim baş gösterdi. İkindi namazı ile birlikte girilen iftar kuyrukları... Bir de iftar çadırları, şehrin merkezinde olduğu için kat edilen mesafelerle öldürülen zaman da işin içine girince, iki kat artan yorgunluklar, cadde ortalarında uzayıp giden kuyruklar, yatsı ezânının okunmasına dakikalar kala hâlâ çadıra girememiş oruçlular... Akşam namazını, terâvih namazı öncesi, hemen bir câmide kılıp "madem dışarıdayız, zamanımızı değerlendirelim; varsa bir Ramazan etkinliği ona da katılıp eve öyle gidelim" düşüncesi ve "geç kalırsak salonda yer bulamayız" endişesi ile bu gösteriler uğruna fedâ edilen cemaat namazları... Eğlendirici etkinlik (!) merkezleri; kadınlar, erkekler, çocuklar, kalabalıklar... Geç saatlerde eve dönüş ve:

"-Yorgunluğun adını «gezme» koymuşlar!.." diyen büyüklerimizi doğrulayan yorgunluk...

Belki başlangıç itibariyle iftar açmaya eve yetişemeyen kimselerin, sokak ortasında iftar edebilmeleri için başlatılmış bir faaliyet gibi görünse de iftar çadırları, sonraları sırf o çadırda iftar edebilmek için evinden erken saatlerde çıkıp gelen halk ile dolup taşmaya başladı. Çadır iftarcıları, hep aynı sözü söylerler:

"-Bir değişiklik olsun dedik ve bu gün iftarı bu çadırda açmaya karar verdik..."

Bir değişiklik olsun düşüncesi ile, ihtiyaç sahibi ya da ihtiyaç sahibi olmamak fark etmeden doldurulan iftar çadırları... Acaba "bedava yemek, baldan tatlıdır" inancı ya da "bir günlük yemek pişirmekten kurtulurum" rahatlığı mı?! Ya da sadece kuru bir merak mı? Meselâ "Bir de biz deneyelim dedik, acaba nasıl bir şeymiş, sokak ortasında iftar etmek!.." düşüncesi mi, buralara insanları çeken duygular?!

Gerçekten ihtiyaç sahibi değilsek şayet, hangi niyet ile gidersek gidelim, her biri zaman kaybı, yorgunluk, mâneviyât bölünmesinden başka bir şey kazandırmayan üstelik nice fukarânın hakkını yemenin vebâliyle neticelenen gayretler...

Ramazan ayını sokaklarda geçirmeyi sevdik bizler... Sevgilimizle sokaklarda zaman geçiriyoruz. Sokaklar, bütün dikkat ve ilgimizi dağıtıp bölünmüş ilgilerle, darmaduman hissiyatlarla ömrümüzü törpüleyip bitiriyor.

Ramazan ayında illâ bir eğlence tertip edilmeliymiş gibi yarış içinde yerel yöneticiler... Eskinin direkler arasını mı canlandırmak isterler bilinmez de, kültürümüzün hatırlatılması, çocuklarımıza eski Ramazanlar nasıl olurmuş diye göstermek için yapılmış gibi görünse de Ramazan ayının rûhundan çok uzak faaliyetler maalesef bunlar...

Asıl olan, İslâmî kültür adı altında eğlenmek değil, cehennemden kurtuluşa vesile olan Ramazan ayını ibadetlerle değerlendirmek ve Allah Rasûlü'nün bu bereketli günleri nasıl değerlendirdiğine bakarak öğrenmek lâzım... Asr-ı saâdete bakınca hânelerde ve mescidlerde değerlendirilen ve sokaklardan, eğlencelerden alışveriş merkezlerinden çok uzakta geçirilen Ramazan günlerini müşâhede ediyoruz.

Kölelerin dahî işlerinin mümkün mertebe hafifletildiği, herkesin Ramazan ayından azamî istifade ile zamanlarını Allah ile baş başa geçirmelerini sağlama esasının gözetilmesi... Bir sabah, bir de ikindiyi müteâkip Kur'ân tilâvetleri... Yapılan özel duâlar, verilen sadakalar... Sadece insanlara hizmet etmek için, onların ihtiyaçlarını karşılamak için evlerden ayrılışlar... Gündüz bedeni de, rûhu da yormadan, evde ne varsa, abartıya kaçmadan hazırlanan iftar yemekleri... İftara dâvet edilen garipleri de, eş-dostları da aynı ilgi, sevgi ve heyecanla karşılayıp, onlara hizmet etmenin ibâdet sevabı olacağı düşüncesiyle hazırlanan ifrat ve tefritten uzak yemekler...

Câmide ya da evde kılınan teravih namazlarından sonra, istirahate çekilip seher ve sahur için beden ve rûhu hazırlama gayretleri... Çünkü sahur ile yeni bir Ramazan günü başlayacak ve bu mübârek gün namazlar, zikirler, duâlar ve tesbihler ile taçlanacak.

Büyükşehirler... Panayır yerine çevrilen o güzelim tarihî selâtin câmiler... Ayakta tüketilen her türlü yiyeceklerin satanların, çeşit çeşit yemek kokularının her tarafı kapladığı mukaddes mekânlar... Tülbentten tutun da hediyelik eşyaya kadar bilumum işportacıların arasına sıkışmış "Güllü Yâsîn" denilen kısa sûre ve duâların bulunduğu kitap satıcıları da var tabiî ki... Bir de bunların teşhir edildiği en kabasından tasarlanmış gecekondu misali zarâfetten uzak dükkânlar... Kalabalık, karmakarışıklık ile ne rûhumuzun, ne de gönlümüzün kaldıramayacağı sahneler, bütün Ramazan boyunca devam eder oldu.

Ya da bakıyoruz çadır misâli kurulu bir yerde senit, oklava, saç börekleri arasında bir iftar açımı, arkasından pek de bir revaçta olan kıl çadırlarda mûsiki dinletileri, nargile fokurtuları arasında devam eden sözde entelektüel sohbetler, dünyayı kurtaracak muhabbetler... Konuşma sırası bana gelse de bütün bilgilerimi döküversem, böylece meydan entel görse edâsında kadın-erkek dindar arkadaş toplulukları harmanlanır oldu Ramazan gecelerinde... Anne ve babaları, tek başlarına evlâtlarını beklese de, şimdi zaman böyle... Sonra dindar (!) arkadaşlar, birbirlerini bırakırlar evlerine...

Bir de evde ne pişirdiyse, piknik sepetine doldurup sanki pikniğe gidiliyormuş gibi konu komşu toplanıp câmi avlusuna koşup, serilen örtülerin üstünde sokak aralarına kadar taşan farklı bir iftar yapma türü çıktı ki, bunun neresi, nasıl anlatılır bilemedim? Herkes birbirinin yemeğini görür, sokaktan geçen hepsini görür... Amaç büyük bir câmi avlusunda bir araya gelip o câmide namaz kılmak deseler de; nerede görülmüş üç büyük mescidin hâricinde mescidler için böylesi konu komşu toplanıp bir araya gelmeler? Ramazan'ın sadece bir günü değil, her Allâh'ın günü iftarını aynı şekilde açan insanlar hiç de az değil... Gül, eğlen, oyna, çocuklar koşsun, koşuştursun piknik alanı mübârek... Beslenme çantaları ellerde, sokaklarda geçen iftarlar... İftar mı ediyoruz, gönül mü eğlendiriyoruz, bu konu ayrıca değerlendirilmeli...

Çok içi sıkılan bir toplum olduk. Evlerimiz bizlere dar gelir oldu, misafirlerimizi evlerimizde değil de Paşa konaklarında, dâvet verenlere hizmet etmek için ayarlanmış özel ve tarihî yerlerde ağırlar olduk. Artık yemekleri biz pişirmiyoruz; konaklar, köşkler, sosyal tesislerdeki görevliler pişiriyor, misafirlerimizi onlar ağırlıyor, biz sadece paralarını veriyoruz.

Paşa konağında bir iftar dâveti; adı bile büyük...

Pek de yayıldı bu anlayış... Duyuyoruz ki birisi iftar yemeği veriyormuş; hemen soruyoruz:

"-Nerede veriyor iftar yemeğini?"

"-Soru mu bu? Evinde veriyordur tabiî ki..."

Hayır efendim! Ne evi; biz çalışan insanlarız, hem insanlara iftar ettirme ibâdetinden mahrum olmayız, hem de popüler kültürün gittiği yerlerde iftar ederiz. Kadınlar ve erkekler süslenerek gelirler. Düğün havasında dâvetler... Bir kahve içiminden, derin sohbetlerden sonra çıkar terâvihimizi de kılarız, gece yarılarından sonra ver elini evimiz... Zamansızlıktan yakınırken zamanı nasıl da tüketiveririz. İşin güzel tarafı da var tabiî ki; evimiz kirlenmedi, evin hanımı yorulmadı, eş dost da Paşa konağında iftar açma şansını yakaladı. Bir taşla onlarca kuş vurduk.

Eski zamanlarda kalmış evlerde iftar dâvetleri vermek... Büyük şehirlerde hayat, artık böyle...

Kimi ana-babalar on bir ay durur durur çocuklarını hiçbir sosyal faaliyete götürmez, geçmişin "direkler arası" etkinliklerini göstermek için gölge oyunu ve benzeri eğlencelere, konserlere götürmek geliverir akıllarına, Ramazan ayının en güzîde, en kıymetdâr saatlerinde...

Gece yarılarına kadar açık dükkânları gezer kadınlar, kocaları ile birlikte... Ramazan ne güzel geçiriliyor öyle sokaklarda, çarşılarda, sözüm ona dolan taşan, bir izdiham içinde câmi avlularında...

Mâneviyât, huzur; kişilerin hânesinde olmalı iken, mâneviyât ve sokak birlikteliği pek bir tutuldu memleketimizde...

Geleneksel âile yapısını hâlâ devam ettiren, şehrin eşrâfından olanların iftar dâvetleri ise, tribleks ya da dubleks evlerinde büyük bir ihtişam içinde, dünya kadar paraya satın alınmış yemek takımları, örtüler arasında, bir değil, en az on çeşitten müteşekkil sofralarda, tam da:

"-Şânımıza yakışan dâvet, ancak böyle olur, dostlar bir iftar görsün!.." havası ve gösterişi içinde...

Tabiî imkânı geniş olduğu kadar, sofrası da, gönlü de geniş, sofrasında zengin-fakir herkesin yer bulabildiği zenginlerimizi tenzih ediyoruz. Onlar, birilerine bir şeyler göstermenin derdinde değiller... Onlar, Rablerinin kendilerine sunduklarını, onun kulları ile paylaşmanın sevincini yaşıyorlar. Ama bu sofralarda bile riyâ ve israf sınırlarına azami dikkat göstermek gerekiyor. Sofraları, iğne atsan düşmeyecek şekilde doldurup da sonra yenilmeyen her şeyi çöpe atmak, az bir vebal mi? Hele bir gün boyunca ağzına tek lokma bulamayacak kadar açların bulunduğu bu dünyada...

İllâ bir gösteriş derdinde olmak ile tamamen huşûlu, mütevâzi ibâdetler isteyen mübârek Ramazan ayı, ne büyük tezatlar içinde... Namaz kılmak için bir gıdım nefese muhtaç midelerle ne de güzel ibâdet edilir, ama tıka basa dolu midelerin ağırlığı ve ter içinde...

Kadınlar farklı faaliyetlere katılır oldular Ramazan gecelerinde, erkekler ayrı faaliyetlere... Çocuklar ise, devamlı anneleri ile birlikte... Arabalarına kurulan beyler ve hanımlar, akşam üzeri arabaları ile trafikte... Kim sorarsa, Ramazan'ı değerlendiriyoruz!..

Hani biz, on bir aylık bir hasret ile beklediğimiz, sevgilimiz ile bir arada, baş başa ve huşû içinde geçirecektik vakitlerimizi?!. Yine birbirimizle, eğlenceler, panayır, fuar gezileri ile sevgiliyi bekleterek, başka şeyler ile gönül eğlendirilerek geçiriliyor mübârek saatler...

İnsanlar, Ramazan ayını uğurlarken neler hissediyorlardır pek merak ederim:

"-Dolu dolu harika günler geçirdim sokaklarda!.." mı diyorlardır, yoksa rûhlarında kalplerinde bir boşluk, bir acı, sıkıntı, hüzün mü vardır?

Evlerimize dönmemiz lâzım. Gösteriş ve şatafattan uzak, mütevâzî, ihlâslı iftar dâvetlerimize dönmemiz lâzım!.. Eğlenceyi bir tarafa bırakıp, kul olmak için gayret etmemiz lâzım. Çünkü sevgili ile geçirilmesi gerekli mübârek saatler, nefsimiz ile geçirilmekte... Nefsimizi memnun edip, onu ne çok sevdiğimizi tekrar tekrar îlân etmelerdeyiz... Nefsî davranışların buram buram tüttüğü yerlerde Ramazan ayı, bereketi ile, ihlâsı, feyzi, nûru, mağfireti ile, bütün bu Rahmânî hediyeler ile kendisini sergileyebilir mi? Gördüğü ilgi kadar kendisini âşikâr eder; değer verene değer verip, huzur içinde ayrılır gider...

Evlerimize dönmemiz lâzım!.. Evlerimiz, ibâdetlerle, iftara dâvet ettiğimiz kişilerin duâları ile bereketlenir, cennet bahçelerine döner ancak... Eşlerin birbirine muhabbeti, sokaklardan uzakta, sadece eşe saklanan güzel kıyafetler, hoş edâlar içinde, mânevî iklimlerin mağfiret yağmurları içinde akmalı ki, perçinleşsin...

Cemaatle kılınan namazların dışında, evlerimizde geçireceğimiz, asr-ı saâdet Ramazanlarına son derece muhtacız... Bizler de, çoluk çocuğumuz da, eşimiz dostumuz da... Rabbim, mahrum etmesin.


Şebnem Dergisi
Fatma Hale Liman

19 Temmuz 2011 Salı

Güzeller güzelim




Anniş :)abiş abiiim bu sözler bir çocuğa bukadar mı yakışır allahım herşeyine şükrediyorum her yaptığına hayatın insana getirdiği en güzel hediye evladın olması onla paylaştığın her an .

31 Mayıs 2011 Salı

annem bunların hepsini bana almış buda oyuncak cekmecem


Annem benim için bütün evi oyuncaklarla doldurmuş:)mutfak yatak odası heryer benim mülküm araştırıp karıştırıp öğrenmem için gerekli malzemeler bunlar:))

24 Mayıs 2011 Salı

işte benim yakışıklı oğlum


evet biz geldik çok yoğun ve mutlu bir yıl geçirdim nasıl geçtiğini anlamadım insan hiçmi uf demez yoruldum demez hayır inanamadım bukadar rahat olmama ve mutlu olmaya çok şükür evladının artması senin değerlenmenmiş rabbim arzu edenlere nasip etsin .Arkadaşlarım sizleri çoook özledim .ALLAHA emanet olun

12 Mart 2010 Cuma

Biz geldik 15 şubatta:)

Benim adım son anda yapılan değişiklikle Halil ibrahim :)çok tatlıymışım öyleki annem hayatına katıldığım için tüm ailemin mutlu olduğunu beni meğer ne hasretle beklemekte olduklarını bana kavuştuklarında anladıklarını söylüyor abim tıpkı düşündüğüm gibi beni içine alırcasına kalbinde kocaman yer verdi babam gündüzleri bile ziyaretime gelmeden duramıyor:)eveeeeeeeet efendim eoğluşumuz aramızda teyzeleri çok tadluuuuuu :)ben bukadar bağlanabileceğimi yasinim kadar sevebileceğimi tahmin edemezdim çok güzel bir duyguymuş ondan önce tek ayağımla bu dünya yükünü çekiyormuşumda o geldiğinde ikincisinede basabilmişim gibi bir duygu geldi kendimi bir işe yarıyormuş faydalı olalirmişim gibi hissettim ilk gördüğüm anda sevdim yüzümde önleyemediğim kocaman bir gülümseme oluştu inanılmaz mutlu oldum .çirkinmi güzelmi hiç mühim değildi o andaki duygu bambaşkaydı herşeyiyle bizimdi rabbim bize emanet güzel bir hediye vermişti ALLAHIM dileyen herkese nasip etsin

22 Aralık 2009 Salı

slm:)

slm hatunlarherkesi okumaya çalışıyorum fakat yorum bırakmada sıkıntılar varbende burdan haber vererbilirim diye düşündüm hepinizin tüm güzel duaları kabul olsun inşallah ,sevdiklerinizle mutlu kavuşmalar yaşamanız ayrılılklarınızın göz açıp kapayana dek geçmesi ümidiyle.Hayatımızda ne kadar olumsuz gibi gördüğümüz durum varsa birgün öyle bir hayırla çıkıyorki karşımıza şaşmamak mümkün değil önceki hamileliğimde hiç birşey anlamadan geçip gitmiş zaman şimdi doya doya keyifle bir hamilelik yaşıyorum sorunlar olsa bile şükürle geçiyor herşeye ağlamıyor üzülmüyorum vardır bir hayır diyorum gülüyorum hatta :)hareketlerini gözlemleyip gülme krizlerimiz var oğlumla bebeğin adını koyma hikayemiz mesela tvde kabeden canlı namazı seyre dalmışız zevkle .ben uzanmışımkarnımdaki şahıs allahuekber dedikçe canlanıyor susunca dinleyip sese yeniden tekmeyi basıyor biz hayret içinde tabii,sonra babamız geldi olanı anlattık babamız ezan okumaya başladı bizim velet yine aynı tekmelere başladı :)biz susunca oda susup dinliyor derken bunu kuranıkerim okurkende denedim heyecanla karşılık verdi paşam dedik biz küçük adamı BİLAL diye çağıralım ezan aşığı BİLAL :)oğlumla biz utkuda istedik ama babamız iki isim istemiyor çocuklara zorluk oluyor diye hayırlısı 3,4 gün önce doktora gittiğimde saat 9 du benim içeri girip muayene olmam 1 di :)ama herkese 8 de gelin dediklerinden balki 20 kişi böyle durumdaydı beylerle gelenler için tam bir kabustu :)çünkü hepsi yavaştan sıyırmaya başladı benimki hastaları kabul görevini eline aldı siz buyrun sıra sizde :)selda 2 kişi kaldı 1 kiş var evet sıra bizdeeeeeee:)yaşasın girerken hemşireye çok mutluyum çok şükür dedim doktor afedersiniz elde olmayan sebebler dedi ama onun bir suçu yokki benimki öle bir anlık çoşku işte :)sandalyede karşımda nereye baksam göbüşlühatunlar tırnaklarını yiyen erkekler :)sinirleri bozulup kikirdeyen hatunlar :)en ferahları bendim başıma gelecekleri biliyorumya eşime bebek erken gelebilir gidip eksikleri alalım diye başının etini yedim yedim ama nafile ohhhhhh doktor deyince sizin tahminden bile erken gelebilir haftada bir gelin deyince eşimin surat hihihihih:))ama çok tatlıydı en son hali aynı büyük oğlum gibi koca kafalı yanaklar çene eller kollar kocaman bu arada önceki hamileliğimde fil yutmuş gibiydim 28 kilo almıştım şimdi 8,5 kilo aldım :)artık ne yediysem yok kesin fil yuttum yada fil beni yuttu :))oğlum gelir gelmez beşik kurdu evi düzenledi ana kucağını hazırladı çocuk heyecanla bekliyor diğer sıpada heyecan ve aceleyle gelmeye kalkıyor :)doktor ayrıca burda pramatüre servisi yok direk samsunda doğum olur dedi erken olursa tabi ama ben bu süre için yatııııp erken merken doğmuycam kendime iyi bakcam :)yalan gibi geldi ama olsun hamileliğim boyunca içtiğim su ve meyve konusun bir istatistik tutamadım damacana taşımaktan kolları uzayan kocişe meyve taşımaktan yorulan oğluma ve abime adam bütün bahçeyi yaz boyu bana taşıdı aslında adını halili ibrahim koyacaktım ama oğlum bu konuda baskın çıktı meyve sponsorum ibrahim olunca bizde bir jest yapalım dedik oğlum kabul etmedi bilal de ısrarlı hımm başka aklıma gelmiyor bugün nette ilk ve son günüm :)idareten vıııın :)buldum da dün akşam eşime hasta görmeye arkadaşları ve eltim ibrahim abim geldiler saolsun yusuf paşam vın bağlantısını bıraktı bu sayede sizlerle küçükte olsa bir paylaşım yaşadım valla rahatladım :)neyse şimdilik bu kadar herkese sevgiler.

21 Aralık 2009 Pazartesi

biz geldik bilal bey ve anneleri selda hanım:)

slm kızlaaaaaar ben geldim ama yine kısa bir an için neler oldu neler birikti ama zaman yetmez anlatmak için öncelikle evimizin tüm eşyalarını yıkamak suretiyle temizledim :)kendimi çoooooooooook yordum bebişide tabiki misafirler ağırladım sürekli iş yaptım koşturdum sizi çok özledim ama çokta fırsatım olmadı hepinizin iyi olmanız için dua ediyorum sizde bize edin çok ihtiyacımız var oğlumuz biraz aceleci çıktı prematüre doğma ihtimali var biraz üzüldüm biraz rahatım zaten biliyordum gibi bir duygum var karıştı yine duygularım büyükte 25 erken geldi ama bu şimdidedn gelme hazırlığında 2 ay var daha beyimiz fazlaca kilo almış dönmüş geliyor doktor korktu son muayenede gözleri kocaman olmuş bana baktı hiç ayakta durma sakın dedi nasıl olacaksa o :)bu bahaneyle hizmetçimi tutsak :))ay şu krizde ne iyi düşündün der kesin eşim:))bu arada annem kalbinde bir proplemden dolayı küçük bir operasyon geçirecek çok büyük birşey değil ama yinede yorulmaması dinlenmesi lazım yani doğumda bana bakacak kimsem yoooooooook:(( hihi :))üzülmeyin şaka yaptım eşim ben sana bakarım sende fazla nazlanma dediiiiii:)işte böyle şimdilik sıra sizleri dolaşmada bakem neler yaptınız ben yokken ne yaramazlıklar var :) hepinizi öpüyorum canlarım.