18 Mart 2009 Çarşamba

:(ben kendimmi çizsem ne ?

Slm kızlar yeni haber evye bozuk çıktı mermere oturmaz denildi bırakıldı kendinden olacakmış ve seramik bulamıyorum beğendiklerim banyo seramiği çıkıyor o küçük taşlardan beğenemedim ben biraz sonrada ne hale gelicek takıntısındayım ha dediimmi mutfak fayansı değişmez demi ama küçük küçük olanlarda sonradan çok kirli görünmeye başlıyor 2 annem ve tüm tanıdıklar yaptırdılar ilk günkü parlaklığı kalmıyor neyse ben ne bulduysam çiçeğin ölçüsü tutmadı çiçeği olsa fayans olmadı o olsa yer olmadı :)ayh çatlıyajam :)))))

Yuvanın Yapılışı-

Fâtıma radıyallahu Teala anha:
سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ
“Subhânallâhi velhamdu Lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu Vallâhu Ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ Billâh-il’ Aliyy-il’ Azîm” i daimi vird edindi. Bundan böyle bütün işlerinde ruhaniler yardım ediyorlardı.
Yani: “Allah’ı tenzih ederim. Bütün güzel övgüler O’na mahsustur. Allah Teâlâ’dan başka hiçbir ma’bud, mahbub ve ilah yoktur. Ve Allah Teâlâ en yücedir, en büyüktür. Günahları terk etmekte güç, hareket, ibadetlere devam etmekte kuvvet, Âlî ve Azîm olan Allah’tan başkasıyla değildir.”
Pek adetim değildir ama, havass kitaplarında şuna rastladım: Mutfak işlerinde bir kadın bunu daimi vird edinirse, pişirdiği yemekler ruha şifa verir, sofraya bereket getirir. Kuvvetli ise melekler yardımına gelir; zaif ise cinler yardımına gelir; hizmet ederler, işlerini görürler. Şöyle ki yarım saatte beş-on kadının işini görür. Kendisi çalışır ama, beş kişinin, on kişinin göreceği işi görür. Daha da zaif ise, yine sinir sistemi kuvvetlenir, kolayca yorulmaz. Daha başka şeyler de var…

İsmail Çetin (kuddise sırruh)

OĞLUMA HİTAP

Nasıl başlasam bilmem¸ nasıl anlatsam sana¸ Seni verdiği için şükürler Yaradana. Çatallı ayrımına bırakıldın bir yolun¸ İyi ve kötülerle döşenmiş sağın¸ solun¸ Bir tarafta çığ gibi gelişen medeniyet¸ Diğer yanda ahlakı katledilen cemiyet.

Nasıl başlasam bilmem¸ nasıl anlatsam sana¸Seni verdiği için şükürler Yaradana.Çatallı ayrımına bırakıldın bir yolun¸İyi ve kötülerle döşenmiş sağın¸ solun¸Bir tarafta çığ gibi gelişen medeniyet¸Diğer yanda ahlakı katledilen cemiyet.Bir yanda gök yüzünü parselleyen devler var¸Diğer yanda ekmeğe bile muhtaç evler var.Dünya tezat içinde medeniyet ve savaş¸Gerçekleri görmeye başlarsın yavaş yavaş.Batıdan ilim¸ fen al¸ ama modayı asla¸Sırtını kökü derin şanlı çınara yasla.Bu mezarda tarih var¸ kupkuru bir taş değil¸Sana¸ seni anlatır¸ hele kulak ver eğil¸Sen dedene söversen¸ torunun sana söver¸Geçmişe çamur atma¸ saygı beklersen eğer.İnsan yalnız¸ çok yalnız¸ sarıldıkça maddeye¸Gelmiş kalpler¸ beyinler¸ hırstan çatlar raddeye.Robot yapan insanlık bizzat robotlaşıyor.Ruhsuz¸ hissiz¸ mânâsız¸ adeta otlaşıyor.Sığınacak ne mabud ve ne de bir mabet var¸Yaratana kulluk yok¸ maddeye ibadet var.Sırıtan medeniyet ededursun iftihar¸Sonuç; ya uyku hapı¸ ya streş ya intihar.İşin zor¸ yükün ağır¸ hayat yolun engebe¸Gerçeği aramaya sen gebesin¸ sen gebe.Çalışırsan yücelen millet de var din de var¸Ölüm makineleri yapan teknik canavar.Hem öyle canavar ki; bir anda dünya yutan¸Bombaların altında sessiz¸ sakin uyutan.İşte böyle dünyaya nasıl duyarsın güven¸Dünya mayın tarlası¸ hayat korkunç serüven.Dünya batırabilir üç-beş akılsız korsan¸“Peki ya kime güven duyacağım?” diyorsan.Bir Allah var “Bir Allah”¸ O’na sığın yaşarken¸O’nu hisset yanında her engeli aşarken¸İlmin seni ne küstah etsin ne de ukala¸Mânadan uzak ilim başa beladır bela.Basit işlerle kalma¸ sonsuzluğa kafa yor¸Önce kendini keşfet¸ “Niçin varım?” diye sor.Bu duygu¸ bu ruh ile aşarsın her engeli¸İlerle¸ ışığa koş¸ her adımın dengeli.Hep hamalı ol ilmin¸ seni yüceltir bu yük¸Şunu unutma insan¸ imanı kadar büyük.“Maddede ilerleme sırrı mânayı inkâr”Diyenlere inanma¸ onlar büyük sahtekâr.İlmi¸ fenni¸ ithal et¸ ihraç etme ahlakı¸Bari kalsın milletin hiç değil bir yüz akı.Ne garip!... Anlamazsın belki yarın dilimi¸Aşılarlarsa sana uydurukça ilimi.Doğru olmaz belki de sana verilen her derşAyıkla¸ hangi bilgi geliyorsa sana ters.Bu millet gerilerde kalmaya mahkûm değil¸En büyük meselenin üzerin esen eğil.“Ben neyim?” deme sakın¸ “Ben ne değilim ki?” de¸“Milletin kurtuluşu bana bağlı belki” de.Ölmek an meselesi¸ sanma o kadar ırak¸İlminle bu dünyada mutlaka bir iz bırak.Koş!... Koşamazsan yürü¸ o da olmazsa sürün.Hakkını ver dünyada Hakk’ın verdiği ömrün.Yılların ötesinden sana mesaj var işit;“Geçerse zarardasın bugünün düne eşit”. Ahmet Mahir PEKŞEN

HAYATTA EN ÇOK YAPILAN 5 HATA

İnsanlar hayatı hata yaparak öğrenir. Hatalardan alınan dersler bizler için hayat tecrübesidir... Ancak hepimizin sıkça yaptığı ortak hatalar da vardır. İşte ders almamız gereken en sık yapılan hatalar ve hedefinize ulaşmanızı sağlayacak öneriler...

İnsanlar hayatı hata yaparak öğrenir. Hatalardan alınan dersler bizler için hayat tecrübesidir... Ancak hepimizin sıkça yaptığı ortak hatalar da vardır. İşte ders almamız gereken en sık yapılan hatalar ve hedefinize ulaşmanızı sağlayacak öneriler...1. Sorunları ve hedeflerinizi ertelemek: Sorunlarınızı her zaman ertelemek insanların yaptıkları hatalardan en yaygını. Hedeflerinizi asla ertelemeyin. Sorunlarınızın üstünü örterek görmezden gelmeyin. Yeni yılın ilk ayını doldurduk bile¸ hala hedeflerinizi gerçekleştiremediyseniz daha fazla ertelemeniz için neden yok. Yavaş yavaş hedefinize doğru ilerlemeye gayret edin. Yapılması gereken değişiklikleri¸ ne zaman ilerleyeceğinizi ancak siz bilirsiniz. Bir süre bununla ilgili planlar yapın ve uygulamaya koyun.
2. Acele etmek:Beklentilerinize ulaşmak için acele etmeyin. Yeni yılla ilgili beklentilerinizi olduğundan yüksek tutmuş olabilirsiniz ancak vazgeçmeyin.
3¸ 6¸ 9 ay içinde yaşamınızda büyük değişiklikler yapabilmeniz çok düşük bir ihtimaldir. Hayatanız 6 ay ve 1 yıl arasında değişebilir. Hedefinize ulaşmanız için gereken zamanı doğru hesaplayın. Hayalinizin kısa sürede olmasını ya da size altın tepsi de sunulmasını beklemeyin.
3. Tek başına hareket etmek:Yalnız kalmayın¸ birine danışın. Kilo vermek istiyorsanız zayıflayan birine nasıl başardığını sorun¸ sigara bırakmak için sigarayı bırakan birinden destek alın¸ işinden ayrılan biri varsa sonrasını öğrenin. Doğru yolu bulmak için deneyimlere¸ bilgiye ihtiyacınız var. Bunu yalnız yapmaya çalışmayın. Bir plana ihtiyacınız var. Hedeflerine ulaşan iyi insanların biyografilerini okuyun. İstediğiniz gibi bir değişikliği kimlerin yaşadığını biliyor musunuz? Ne kadar çalıştılar¸ ne kadar zaman aldı¸ ne yaptılar öğrenin.
4. Kaldıramayacağınız yükün altına girmek:Üstesinden gelemeyeceğiniz¸ kaldıramayacağınız yükler edinmeyin. Hayatınızda 5 şeyi değiştirmek isterseniz hiç bir şeyi değiştiremezsiniz. Eğer bu yıl sigarayı bırakma¸ taşınma¸ ¸ kariyer değişikliği ve iyi maaş beklentiniz varsa üzerine soğuk su içebilirsiniz. Gerçekten istediğiniz şeyi elde etmek istiyorsanız en çok iki tanesini belirlemeniz doğru olacaktır. Kendinize sorun: Bu yıl gerçekten mutlu olmak için ne yapmalıyım? Beyniniz istediğiniz şeye daha iyi odaklanacaktır.
5. Geçmişte yaşamak:Sorunların en büyüğü günü takip edememek¸ geçmişte yaşamaktır. Geçmişe aşırı bağlı biriyseniz umduğunuz şeyleri elde etmeniz daha zor olacaktır. Geçmiş¸ gelecekte yapacağınız yanlışları bildirmez. Geçmişte edindiğiniz sizi engelleyen hayalet korkularınızdan kurtulun. Kendinizi affedin¸ geçmişte yaşadıklarınızı kabul edin ve olumsuz tecrübelerinizden ders alarak geleceğinizi şekillendirin. Geleceğinizi siz şekillendirin. Sağlıklı günler dileklerimle…

17 Mart 2009 Salı

başlıksız:)

heryer uçuşuyor ama ben meraklı kimler neler yazmış okumalıyım neyse öylesine girip çıkmak zamanı yoğun işler var herkese sevgiler yorumlar bırakın ,dualar edin ama mutlaka slm verin yalnız olmadığımı bileyim herkese kucak dolusu svegi selam ve dualar rabbim isteyen herkese nasip et bu yorgunlukları amin amin amin :)

16 Mart 2009 Pazartesi

Evet hayal edin


1 yıl önce mutfak masasında otururken duvara çiçekler çizdim nasılsa boya yapılır diye :)oğlum gözlerini kocaman açtı ne yaptııın dedi hani tersi olmalıydı ama o benim büyük abim o beni uyarır dikkat et bunu yap onu yapma :)ne yapalım beraber büyüdük işte şimdi o çizdiğim çiçeğe benzer bir fayans bulunca yasin anneeeee senin çiçek gerçek olduuu dedi:)evet dedim demekki insan hayaller kurmalı olurmuki dememeli rabbim gönlüne göre veriyor dedim çok mutlu oldu mutfak tarih oldu yerinde yeller esiyor ,dolaplar çıktı tahtalar sökülecek bu akşam beton dökülüp fayans ve tahta aynı boy olması gerekiyor sonra boya ve fayans döşenecek,sonra dolaplar gelip yerleşecek inşallah:)çok kolay anlattım yatcaz kalkcaz bitcek gibi oldu neyse sevenlerin duasıyla aynısı olur eminim .
Bu evin işi çok ama nurun duası gibi bittiğizaman kutu gibi huzurlu bir yuva olucak inşallah demekki neymiş sevenlerin birbirine dua etmesi gerekiyormuş:)rabbim tüm arkadaşlarımın dualarını hayırlı olan şekliyle kabul eyle amin amin amin.

15 Mart 2009 Pazar

Hacca giderken kibrim yüzünden 'x-ray'a takıldım

Yürüdüğünüz cadde üzerindeki bir müzik markette ya da bir mağazanın devasa afişlerinde onun fotoğraflarına mutlaka gözünüz takılmıştır. Hatta o fotoğrafın etkisine kapılıp, cebinizdeki belki son parayı o elbiseye, o albüme yatırmışsınızdır. Kayıtsız kalamadığınız, belki de sonradan pişmanlık verebilecek o eyleminizin gerçek faili Zeynel Abidin Ağgül'dür! Adıyaman'ın Şambayat köyünde başlayan bir yol, Ağgül'ünki. Babasını 7 yaşında kaybeden, iki yıl sonra kardeşleriyle birlikte İstanbul'a, akrabalarının yanına gitmek zorunda kalan Zeynel Abidin, 17 yaşına kadar görmez annesini. Adıyaman'daki annesi, 30 yaşında dul kalınca evlenmiştir. Yıllar sonra bir kez daha dul kalan anneye yapılan ziyarette kardeşi, ancak sokağın başına kadar gelebilse de o, çıkar evin merdivenlerinden.
İstanbul'da, büyük ağabeyin ve amcanın bakmaya çalıştığı on bir gırtlaktan biridir. Köyden gelen erzaklara inat, kahvaltıda sadece Vita yağı ve zeytin, şehirlidir: "Öğle yemeğini okul aile birliğinden yerdik. Akşamleyin de genelde bulgur pilavı konulurdu önümüze." Kalabalık bir ailenin sorumluluklarını sırtlanmaya sıra geldiğinde; Zeynel Abidin fotoğrafçı çırağı olmak istediğini söyleyerek, otomobil tamirciliğini elinin tersiyle iter. 12 yaşındadır; bu tercihte daha ilkokula giderken yediği o tokadın izi saklıdır: "O dönemde yanına gittiğim amcamın arkadaşı, bana tokat atmış ve çok ağrıma gitmişti, ıslak, benzinli eliyle vurması." İşi o kadar hızlı öğrenir ki; siyah-beyaz filme rötuş yapabilme becerisi onu Kadıköy'ün en popüler film stüdyolarından birisine taşır. Maaşının beş katının teklif edildiği ve 7 yıl çalışacağı renkli fotoğraf laboratuvarındaki hikâyesi, patronunun karşısına dikilip, "Bana bu işyerinde hisse ver." diyeceği ana kadar sürer. Okuyamadığı için kendisine fotoğraftan başka çıkış yolu göremeyen o çocuk, ağzına tavuk koyduğunda, belki inanılmaz gelebilir ama 15 yaşındadır. Evleri Bağdat Caddesi'ndeki Divan Pastanesi'ne 500 metre uzaklıktadır. Ama bu yakınlık, 'haddini bilme'nin ne olduğunu öğretir Zeynel Abidin'e: "O caddede yürürken, o pastaneden içeriye bakamazdık. Orada zenginler otururdu ve bakmanın hakkımız olmadığını düşünürdük. O açıklığı haddimi bilerek kapatmaya çalıştım." Kendisini üne taşıyacak moda fotoğrafçılığına 18 yaşında başlar. Hisse istediği patronu 24 yaşına kadar oyalayınca, bir fırsatını bularak, beş arkadaşıyla birlikte Kozyatağı'nda ilk dükkânı açar. Ayrılırken, patronuna nasihat etmeyi de unutmaz: "Makinelere değil, insana yatırım yap." Bu gidişin üzerinden 6 ay geçer ki, dükkânının kapısını patronu çalmaktadır. Pişman olmuştur ve hisse vererek, maaşını da artırmayı taahhüt eder; fakat nafile...
Bu sırada Carrefour şirketi Türkiye'ye gelecektir. Sıklıkla yurtdışına çıkan ve o coğrafyaların kültürünü tanımaya meraklı Zeynel Abidin, şirketin açacağı hipermarkette bir fotoğrafçı standı açılacağını öğrenir. Hipermarket müşterileri, çektikleri filmleri bu standa bırakacak ve baskı olarak alacaklardır. Bu proje için görüşülecek laboratuvarlar seçilir. Lakin görüşmeye sadece Zeynel Abidin Ağgül çıkagelir. Ortakları bile kendisine inanmaz. Fakat 3 ay sonra laboratuvardan kazandıkları para kadar buradan da gelir elde edince, hakkını teslim ederler: "Sonradan kıskanan insanlar rüşvet teklif edip, bizim işimizi almaya çalıştılar; ama yöneticileri kabul etmedi. Yabancılar, doğru adamsan seni satmıyorlar. O dönem çok para kazandım, çok yer gezdim, çok lüks yaşadım; ama ertesi gün sokakta, bankta yattım." Farkında olsun ya da olmasın; kendince bir bilgeliktir yaptığı... Cebinde çok para varken, evsiz kalmanın anlamını merak etmiştir. En azından şunun bilincindedir: "Sahibi olduğun her şeye bir gün veda edeceksin. 'Ölüm bizi ayıramayacak' lafları doğru değil. Hele hele bu dünyaya hiç bağlanmayacaksın."
İnsanların yokluk zamanlarında kendi var oluşlarıyla ilgili kurdukları korelasyon, Zeynel Abidin'de tam tersine gerçekleşir: "Bütün bunlar bana neden verildi?" Bu sorunun cevabı, içinde büyük bir ders barındıran sıradan bir iş ziyaretinde saklıdır. Carrefour'la iş anlaşması yapmak için gittiği Adana'da, bir caminin önünde satılan kitaplar dikkatini çeker. O sırada cuma namazı için çağıran ezan okunmaya başlar ve kitabı almak istediği yaşlı adamdan, "Cumayı kılalım, öyle vereyim." çağrısı yükselir. O ana kadar hiç namaz kılmamıştır; üstelik bahanesi de hazırdır; ki 10 dakika sonra iş görüşmesi başlayacaktır. Bunları içinden geçirdiği an telefonu çalar: "Görüşmemiz saat 3'e ertelendi." Kader, bütün nedenleri aradan kaldırırken, adeta 'bir buluşmanın' temellerini atıyordur: "Yaşlı amcadan nasıl abdest alınacağını göstermesini istedim. Bismillah ve Allahû Ekber deyip, aynı hareketleri tekrarlamamı istedi. Böylece cumanın farzını kıldık. Çok hoşuma gitti. Hayatın bir dili ve yol tabelaları vardır. Onları görebilirsen, yürüyebilirsin. Allah yolunu açıyor."
Namaz bitiminde, 'Namazı Öğreniyorum' kitabını aldığında, koyduğu yeri bile hatırlamadan zaman su gibi akıp geçer. 6-7 ay sonra çıktığı tatilde, restoran sahibi bir tanıdığıyla gerçekleşen sohbette, Kur'an okumayı bilmediğini itiraf ederken, şu sözleri söylemeyi de unutmaz: "Daha vakti var herhalde, bir 40-50 olalım, ondan sonra." 35 yaşındadır ve aldığı cevap, dünyasını altüst eder: "Peki, 40'a çıkmak için elinde bir senet var mı?" İstanbul'a döner dönmez Kur'an-ı Kerim meali alan Ağgül'ün, bugün bunları anlatırken bile tüyleri diken diken.
Sınav hacdan sonra daha zorlaştı
Kur'an-ı Kerim mealini, namaz kitabına gösterdiği boşvermişlikten muaf tutan Zeynel Abidin, baştan sona okur Kitâb-ı Ekber'i. Onu, siyer kitapları (Peygamberlerin hayatı) izler. 5-6 ay sonra Muğla Köyceğiz'de yaptığı tatilde, bir bakkalda karşılaştığı arkadaşı sorar: "Zeynel, hacca gitmek ister misin?" 'Erken' diyecek olur, ancak sözler ağzına tıkılıverir. Arkadaşı orada telefonla yaptırır, hac rezervasyonunu. 20 gün sonra büyük yolculuk zamanı gelmiş çatmıştır. Saçları beline kadar uzun, ünlü bir fotoğrafçıdır; o. Hatta bu kibri nedeniyle arkadaşlarına hacca gittiğini söylemeye bile cesaret edemez. Afrika'ya safariye gittiğini anlatır. Hac kafilesiyle birlikte güvenlikten geçerken; güvenlik görevlilerinin uyarısıyla ihrama girer. Bedeninin üzerinde sadece bir bez parçası vardır; ama x-ray cihazından her geçtiğinde alarm çalar. Bu durum tam beş kez tekrarlamasına rağmen cihaz adeta gidiş için hâlâ bırakılması gereken bir şeyi haber vermektedir: kibir: "Güvenliğe rica ettim; ama nafile. Bu arada havaalanındaki insanlar da bana bakıyor. Döndüm ve galiba yüz kere geçsem de öteceğim dedim. Sonra yukarıya bakıp, 'Allah'ım beni affet. Sana gelirken bile, bu kibri üzerimden atamadım. Bundan artık utanmıyorum.' dedim. Geçtim ve ötmedim abi! Dehşete düştüm."
Hacda unutamadığı olaylardan birisi, uzun saçları nedeniyle Lübnanlı bir hacıdan inanılmaz tepki görmesidir. Tepki göstermekle kalmaz, saçlarından çeker. O anda şu sözler dökülür Zeynel Abidin'in ağzından: "Peygamber Efendimiz'in saçlarının da uzun ve dalgalı olduğunu biliyorsundur herhalde. Arafat'tan sonra Peygamber Efendimiz kazıtmıştı saçını ve ben de kazıtacağım. Sen benim inancımı saçlarımdan mı anlıyorsun? Kalbimin içini görebiliyor musun? Ama ben seninkini görüyorum, simsiyah. Çünkü sen beni yaraladın. 10 metre ileride Allah'ın evi varken yapıyorsun bunları." Bu cümleler üzerine utancından ağlamaya başlayan hacı, özür dileyerek kaybolur. Anlamıştır ki, imtihan, kainatın yüreğinde dahi devam etmektedir. Yolda bulduğu parayı da bu imtihana sayar. Peygamber'in saçlarının uzunluğuyla öne sürdüğü benzerliğe öksüzlük ve yetimliği de katıyor, Zeynel Abidin. Bu kader kardeşliğinin yanında, hacca gitmekle sınavın aslında daha da zorlaştığının bilincinde.
FATİH VURAL bugün zaman gazetesinin ekinde harika bir röportaj çok etkilendim .