14 Ocak 2009 Çarşamba

Bu gün

sabah kalktım öğlene kadar işleri bitirdim yemeği hazırladım akşama hazır olsun diye deryayla elti kuşa gidecektik hazırlandım çıkarken annem aklıma geldi aramadan çıkmayım dedim aradım yine soğuktu konuşması gönlünü almaya çalıştıkça konuşmalrını açtı ve o günkü konuşmalara döndü benim söylediğim bir lafı yanlış anlamış hemde nasıl yanlış anlamış hayatımda ilk gibi birşey yemin ettim inanmadı gibi konuştu çok kırılmıştım amam annem olduğundan yinede gönlünü almak istemiştim paramparça oldum ısrarla söylemediğim birşeyi kendi anladığı gibi söyledi tamam anne dedim yinede özür dilerim amam söylemedim rabbim yanında yüzüm aydınlık olsun da varsın annem beni kötü bilsin bana vermiş olduklarından pişmanlığını dile getirmişti onlarıda iade etmeyi düşünüyorum dünya malı dünyada herkesin kendi kazancı kendine insanoğlu yaşlandıkça mal hırsı ve dünya sevgisi büyürmüş rabbim hepimizi affetsin tamam anne görüşürüz inşallah dedim kapadım yarın aldığı birkaç şeyi iade edip evden ayrılacağımı isterse vermiş olduklarını iade edebileceğimi söyliycemçok kırıldım anne olmam 30 yaşı aşmış olmak bir eşin hanımı olmak birazcık saygı duyulmayı gerektirmezmiydi dünyada saygı duyulmamak ve sevgisizlik kadar yaralayan can yakan olamaz keşke kış olmasaydı hemen çıkardım kendimize göre bir yer bulurduk ya çok zor sürekli taşınmak yeni insanlar huyunu suyunu anlayana kadara zor birde insanları kırmamak ve rahatsız etmemek için uğraşırım fazla kimseye gidemem rahatsız olurlar diye bu yüzden soğuk ve kendini beğenmiş gibi görebilinme ihtimalim var ev kuşuyumdur kimseye gitmediğimden ailem dışında fazla çevrede yapmam .yineyine yeniden ev paketle ev ara bütçene uysun rahat olsun geniş olsun olsunda olsun:)hayırlısı hiç bişey istemiyor canım derleşmek istedim içimi döküp rahatlamak azıcık midemde ağrı başaldı ama kestiremiyorum reflümü ,ülsermi?gece sonuda hastanede sabahlamak olmasında neyse ben gidip ilacımı alayımda bi rahat uyku uyuyayım rabbim tüm müslümanlara hayırlar versin rahat uyumaya utanmdan uykudan bahsediyorum kardeşlerimiz canlarının ,evlatlarının derdindeler benim derdime bak hep bu şeytanın işleri beni dünyayla oyalamak .

13 Ocak 2009 Salı

Filistinli Çocuğun Vasiyeti

Bu vasiyeti yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. Muhammed Dürre`nin okul yolunda terör devleti israil askerleri tarafından haince öldürülmesinden sonra, korkup okuldan almıştı annem beni, o günden beri hiç birşey yazmadım. Oysa okula gitmeyi, okuyup pilot olmayı o kadar çok istiyordumki!.. Okulu bıraktıktan ve göğümüzü annemin duman yada sis dediği karabulutların kaplamasından sonra, sen büyüyünce ne olacaksın diyenlere ben büyümeyeceğimki diyorum.



Annem birinci intifadada ayaklarını ve gözlerini kaybetmiş. Büyük abim Abdullahın cesedi başında ağıtlar yakarken, bir kurşun da onun ayağına sıkmışlar, şimdi evden dışarı çıkamıyor ve hep ağlıyor. Abdullah abimden çok; daha onsekiz yaşında şehit olan Raşit abime ağlıyor... gizli gizli ağlıyor... içten içe ağlıyor... arasıra topluyor kendini ve gözlerini semaya dikip Mescid-i Aksa için feda olsun yavrum diyor. Babamı ben hiç görmedim, hapiste miymiş neymiş. Bir gece ansızın alıp götürmüşler... şu Filistinden daha küçük olan hapishaneler varmış, babam orda yatarmış.



Annemle ikimiz kaldığımızdan beri annem benimle çok ilgileniyor, yanından ayırmak istemiyor, Hanzalam deyip, durup durup tekrar sarılıyor. Komşu teyzelerle konuşurken duydum, o benim son parçam, gencecik fidanım; ona da birşey olursa ben yaşayamam diyordu.



Bizim burda gökyüzü, ben kendimi bildim bileli, simsiyah ve yanık yanık kokuyor. Ne vakit anne neden böyle desem sis, duman, iklim kötü diyordu. Ha son dönemde sıkça boom boom diye sesler duyuyordum, o sesler ne zaman ortaya çıksa annem telaşla Hanzalam Hanzalam diye sürünerek yanıma gelir, kulaklarımı kapar, üzerime kapanır, adeta üstüme etten duvar örerdi. Ben anne ne oluyor? desem, gökgürültüsü oğlum şimdi geçer diyordu. Bu masala ilk zamanlar çok inanmıştım... ama artık gerçekleri biliyorum. Mahmut israil sınırına gitmiş geçen ay dedesiyle; israil semaları masmaviymiş, hiç gökgürültüsü de yokmuş



Anne ben oynamaya gidiyorum dediğimde, sen büyüdükçe daha çok oynamaya başladın diyor. Hafifçe kızdığını farkediyorum, öpüyorum esmer yanaklarından ve koşuyorum kaderime. Annem bilmiyor ki; ben abim Abdullahın sapanını tavanda bulduğumdan beri, arkadaşlarla toplanıp şeytan taşlamaya gidiyorum. Annem beni top peşinde koşuyor sanıyor; nerden bilecek ki tek kale maç yapacak kadar bile arkadaşım kalmadı!..



Mahalle maçları yapardık eskiden, şimdi mahalle mi kaldı ki mahalle maçı yapalım .Şu diğer adı enkaz olan Filistinde kaç çocuğun birinci adı şehit oldu biliyor musun; Şehit Mahmut, Şehit Vaad, Şehit Yasin, Şehit Raşid, Şehit Hanzala, Şehit Hanzala, Şehit Hanzala...



Bundan sonrasını anneme okur musunuz? Malum o okuyamaz:



Annecim hakkını helal et... yüzbinlerce mazlum çocuk gibi, ben de böyle olmasını istemezdim... sana söyleyecektim, erken iyileşir diye bekledim... hemen geçer diye geciktim ama geçmedi... geçen gün şeytan taşlarken misket bombası attılar üzerimize... beni bir kurşun sıyırdı geçti, çok kanım aktı, eve zor attım kendimi... hani üşüyordum ya kaç gecedir; kansızlıktandı sanırım. En yakın hastane kaç şehir ötede anne... hastaneler mücahit abilerle dolu, hem seni perişan etmek istemedim, geçer dedim geçmedi anne.



Hep sabaha karşı abilerimi rüyamda görüyorum, bir gülümsüyorlar ki sorma gel, gel diyorlar... koşuyorum onlara doğru, altlarından ırmaklar akan yemyeşil çimenlerle örülüyor her yanım... sen de yanımda ol istiyorum; anne anne anne diye seni çağırırken, sen sesime uyanıp kaldırıyorsun beni o en güzel rüyadan.



Anneciğim benim vaktim azaldı... sana bir kaç vasiyetim olacak. Geçen arkadaşların ailesi yemiş zehirlenmişler. Komşulara okut, üzerinde U.N. yazan hiç bir paketten bişey yeme... ben sana bir süre yetecek İ.H.H yazan gıdalardan bıraktım; onlardan ye olur mu? Anne; içinde mücadele ve dua ayetlerini bol okuduğum Kelamullah`ı, Kur`an`a yeni geçen İbrahim`e verir misin? Ayakkabılarım Halilinkinden sağlam... onun ikisi de yırtık, benim teki yırtık, az yama yaparlar... o yahudi askerlerinden kaçamıyor; ayakkabılarımı halil`e ver olur mu? Beyaz kedim bulut`u benim yerime gökgürültülerinden sakla olur mu? Ona etten duvar ör...ha kulaklarını tıkamayı da unutma



Abdullah abimin sapanını yastığımın altına bırakıyorum... ola ki israil askerleri eve kadar gelir, onlara atarsın... taş ta var ocağın orda, kendi ellerimle sectim... onları kullan; iyi kavis alır onlar. Arkamdan ağlama desem de bilirim içten içe ağlarsın... hemde dört farklı şekilde ağlarsın... benim ağlama anam dediğim aklına gelir; döner birde bunun için ağlarsın... ağla anam, gökyümüz açılmıyor madem, için açılsın be anam ağla doyasıya...



Gülümsememek elde değil; benim neyim var ki vasiyet yazdım... aaa unutmadan; çamurdan uçağımı yeni doğan amcaoğlum Umuta verirsin... onun masmavi gözleri gökyüzüne daha çok benziyor.



Sen hep derdinya Allah iyileri erken alırmış yanına.



Arasıra yaramazım diye okşardınya beni; iyiliğime şahit olur musun anne?



Çocuklar günahsız olurmuş ama,



acılar beni çok büyüttü.



İçim dağ gibi anne,



içim dağ gibi anne,



Atamayacağım taşlar için, Filistin halkından ve Kudüs davasından affımı dilerim...

Said Ercan
www.kitapbilgisi.com

Anladım ben cezamı dünyadayken alıcam mail okuyarak haddimi bildirdin ALLAHım seni ve annemi çok seviyorum

1 yasinizdayken sizi elleriyle besledi ve yikadi.
Bütün gece aglayip
onu uyutmayarak tesekkür ettiniz...

2- yasinizdayken size yürümeyi ögretti.
Size seslendiginde odadan
kaçarak tesekkür ettiniz...

3- yasinizdayken size özenle yemekler hazirladi.
Tabaginizi masanin
altina dökerek tesekkür ettiniz...

4- yasinizdayken elinize rengârenk kalemler tutusturdu.
Evin bütün
duvarlarina resim yaparak tesekkür ettiniz...

5- yasinizdayken sizi cici kiyafetlerle süsledi.
Gördügünüz ilk çamur
birikintisine atlayarak tesekkür ettiniz... valla bu pek uymadı ben asla çamurla oynamaktan zevk almadım:)

6- yasinizdayken okula kadar sizinle yürüdü.
Sokaklarda "GiTMiYCEEEEEEM" diye aglayarak tesekkür ettiniz... yanımda yoktu köyde okudum hatta okulun yarısını dedemin koununda uyuyarak geçirdim çünkü kışın köy çooook soğuktu hayatımın en şımarık zamanıydı:)

7- yasinizdayken size bir top hediye etti.
Komsunun camini kirarak
tesekkür ettiniz... ewet ya bir kere öyle bir halt yemişliğim vardı:)

10- yasinizdayken dogum günü partilerinden dans derslerine kadar her
yere sizi arabayla götürdü.
Arabadan firlayip giderken arkaniza bile
bakmayarak tesekkür ettiniz... ay ewet bunlar değil ama mizacıma çok ters karete kurusna yazdırmıştı ay çok kötüydü kocaman bir çocuk vardı ve onunla karşılarşıay gelmemek için dua ederdim korkaktım işte daha ötesi yok bunun:)

11- yasinizdayken sizi arkadasinizla sinemaya götürdü.
"Sen bizimle
oturma" diyerek tesekkür ettiniz... valla hiiiç götürmedi ama şuanda çok sevmem sinemayı evimde seyrederim daha mutlu olurum ev kuşuyum ben severim evimi nasıl olsursa olsun .

12- yasinizdayken zararli TV programlarini seyretmenizi istemedi.
O evde degilken hepsini izleyerek tesekkür ettiniz...

15- yasinizdayken sizi sehirdisinda yaz kampina gönderdi.
Tek satir mektup yazmayarak tesekkür ettiniz... valla o sene nişanlandım dizinin dibindeydim :)
17- yasinizdayken arkadasinizla partiye gitmenize izin verdi.
Bir telefon bile etmeden sabaha karsi eve dönerek tesekkür ettiniz...ewet bu yaşta evliydim:)

19- yasinizdayken okul masraflarinizi karsiladi, sizi arabayla
kampusa götürdü ve esyalarinizi tasidi.
Arkadaslariniz alay etmesin
diye kampus kapisinda vedalasarak tesekkür ettiniz... anneydim oğluşumla uğraşıyordum hatta bir kardeşim olmuştu çok da güzeldi

21- yasinizdayken is hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek
istedi.
"Ben senin gibi olmayacagim" diyerek tesekkür ettiniz... ya o yaşlarda nedir ben asla olmıycam inadı şimdi tıpkısını aynısı bir anne olma yolundayım :)

24- yasinizdayken uzun süredir çiktiginiz arkasinizla tanismak
istedi.
"Zamanini ben bilirim" diye tersleyerek tesekkür ettiniz...

25- yasinizdayken dügün masraflarinizi karsiladi, sizin için hem
mutlu oldu hem çok duygulandi.
Siz uzak bir yere tasinarak
tesekkür ettiniz... ewet herşeyi yaptılar valla ama bizim istediğimiz gibi yaşıyacaksınız diyede direttiler hatta o kadar bunalmıştımki 30 yaş bunalımını 25 de yaşamıştım durup durup 25 yaşındayım nedemek 5 sene sonra 30 deyip abukabuk konuşmalar yapar olmuştum :)şunda çok rahatım o yüzden 30 normal bir yaşmış meğerse

30- yasinizdayken bebek bakimi hakkinda size akil vermek istedi.
"Artik bu ilkel yöntemleri birak" diyerek tesekkür ettiniz... valla çocuğumu kendim büyüttüm çok şükür:)

40- yasinizdayken sizi arayip bir akrabanizin dogum gününü
hatirlatti.
"Anne isim basimdan askin" diyerek tesekkür ettiniz... bu lafı söylerim aslında çok görüşememek üzer beni kendimi suçlarım hep yıllar ilerliyor ama çok görüşüncede ipleri hemen kapar benim anacık robot gibi olursun sonra kavga çıkmasından az iyidir gibi oluyor kaliteli zaman geçirmek duasıyla

50- yasinizdayken o çok hastalandi, hafta sonunda onu görmeye
gittiginizde mutlu oldu.
Ona yaslilarin çocuk gibi nazli oldugunu
söyleyerek tesekkür ettiniz... inşallah böyle şeyler olmasın

Derken, bir gün o öldü...
O güne kadar onun için yapmadiginiz ne
varsa, o anda kalbinize bir yildirim gibi düstü...
Ama iş işten gecti...rabbim bu acıyı yaşatmasın hayatım bomboş olur benim kimsem kalmaz sanki hayatta sankisi yanlış kalmaz SENİ ÇOK SEVİYORUM CANIM ANNEM gece bitsinde anneme gideyim rabbim beni affet bütün kardeşlerimizede yardım et.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Gelen mail

Bana annem için bir mesaj oldu anneler herzaman doğrudur ben hatalıydım söyleme şeklim değişik isteklerimi küçük yaşımdan beri anlatmakta zorlanırım helede bana biri bağırdığı yada azıcık sert konuştuğu anda biterim hemen yelkenlerim düşer üzüntümden kırıldığımdan konuşmam bile ama yaşlandıkça bağırmaya ,ve kırıldığım kadar kırmaya başladım ve bunun için çokta fazla üzülmüyorum içim acısa bile çok özür dilemek gelmiyor önceden haklıda olsam özür dilerdim şimdi haksızda olsam aldırmıyor gibiyim ama sadece gibiyim hele karşıdaki anne olunca herşeye rağmen seni çok seviyorum canım annem pazar sabahı nafişim beni aradı ablacım seni dublex bir evde gördüm dedi ,güldük konuştuk öğleden sonra annemle kardeşim geldi ev yüzünden tartıştık annem hem tamir ettir otur diyor hem masraf yapma çık daha güzel bir evde yaşa diyor hani bu anlattığımı çözen varsa benide aydınlatsın çünkü ben sonuca varamadım komşularım çok iyi evim en üst kat çok geniş olmasada bize şu anda yetecek durumda 10 yıl götürür bizi ömür varsa okadar annem benim melektir ama hayatımdaki en ciddi tartışmaydı çok çözemedim ben onu çok üzdüm belki hayatta en çok dua ederek beklediği evladı olduğum için büyük beklentilerine beceremediğim yaşayamadığım bir hayatla karşılık verdim büyük hayal kırıklıkları yaşattım ona kazadan kurtulmam bile bir kötülük bence ona çok acılar çektirdim bazen keşkelerim bu yönde rabbim iyisini bilir ya neyse yarın özür dileme günü çok kızgındı giderken hala haklı olduğunu düşündüğünü biliyorum eminim gitttiğimdede kafama çakarcasına dediklerini tekrar edeceksin olsun hayatımda herzaman özgür olmak istedim eşimle evladımla bağımsız kimsenin bizi ezmesine izin vermeden tek inadım bu yönde devam edecek herkes yaptığı iyiliğihazmetsin yada başa kakmasın yadaaaaa yapmasın kimse zorla bir iş istemiyor insanı heveslendirip boğazına dizmeyin valla hımm birde anladımki hayllerini anneye bile söyleme hayallere mahkum kalıyorsun bu sözü severdim zaten ispatlandı :)ohhhhh çenede bir düştüki toplayana aşkolsun:))


ibretlik, muhtesem bir hikaye yi sizlerle paylasmak istedim.. kissadan hisse; hayata nasil bakarsak¨, öyle görürüz derler ya.. iste bu hikayede onu cok anlamli bir sekilde ifade ediyor ;)



YALAN SÖYLEYEN ANNE



Kücük bir kiz vardi. Kendini bildi bileli annesinin sefkatini hep yaninda hissetmisdi.. ondan duydugu sözler ne güzeldi.. Pamuk prensesden daha da güzel olduguna inanmisdi. Annesine göre nur yüzlü, badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman icin, ama ilk okula baslayinca isler degisdi...



Arkadaslari onun hic güzel olmadigini söylediler, hatta cirkin bulanlar bile vardi. Kücük kiz önceleri inanmadi onlara.. cünkü herkez birbirini kiskaniyorlardi. Fakat kücük kiz bir kac yil icinde gerceklerle yüzlesdi. Annesinin pamuga benzettigi yüzü cicek bozugu bir cilde sahipdi. Badem gözleri sasiydi.. vücududa bir selviyi andirmiyordu maalesef.. demek ki annesi onu aldatmisdi. Yillar yili cekinmeden yalan söylemisdi ona.. genc kizin anne sevgisi kisa sürede nefrete dönüsdü.. evlenme cagina gelmesine ragmen yüzüne bakan bile yoktu.. üstelik gözleride bütün tedavilere ragmen düzelmiyordu.



Bir gün genc kiz doktorlarin gizlice yaptiklari konusmalara kulak misafiri olmusdu istemeden. Kör olacagini duydugunda cilgina döndü. Annesi hala onu cocukluk yillarindaki ifadelerle seviyordu; nur yüzlüm, badem gözlüm..



Annesinin bu yalanlarina dayanamayip evi terketmeye karar verdi, fakat annesi uzak bir yerde is buldugunu söyleyerek ondan önce davrandi. Kazandigi paralari bir akrabasina gönderip, kizina bakmasini rica etti. Genc kiz bir süre sonra göremez oldu; karanlik dünyasiyla basbasaydi artik.. bu arada annesini hicde merak etmiyordu, yalanciydi annesi cünkü.. ölse bile bir kayip sayilmazdi.



Aradan bir süre gecti...



Bir gün doktorlar uygun bir cift gözün bulundugunu söylediler kiza.. Kiz ameliyat oldu. Ameliyat oldu olmasinada, ne degisecekti ki? Gözünü actiginda ayni cirkin yüzü görmeyecekmiydi.. fakat kör olmak zordu. Görebilirse en azindan hic kimseye yük olmazdi.. nihayet ameliyat bitti ve kizin gözlerindeki bantin acilma zamani geldi.. genc kiz aynaya baktiginda müthis bir ciglik atti.



Karsisinda bir dünya güzeli vardi sanki.. gercektende harika bir kizdi gördügü .. ne kadarda güzellesmisdi.. yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmusdu. Cok kemerli olan burnu da düzelmisdi. Kepce kulaklari bile normale dönüsmüsdü. Yaban otlarini andiran saclari dalga dalga olmusdu.



Genc kiz yanindaki doktora sevinle sarilarak söyle dedi ;

- sanki yeniden dünyaya geldim. Yüzümde hicbir cirkinlik kalmamis, estetik ameliyati siz mi yaptiniz??

Estetikk ameliyat mi, yoktuki öyle bir sey.. yasli doktor;

- böyle bir ameliyati yapmadik biz kizim, diye gülümsedi ve devam etti ; - annenin bagisladigi gözleri taktik sana, sen artik onun gözüyle bakiyorsun dünyaya ve kendini onun gözleriyle gördün..

HAYAT

Yine kırgınlıklarla dolu bir hafta geçiyor ve ben nasılsa geçip gidecek ama döktüğüm gözyaşları yanıma ve sağlıma sebeb olacak diye düşünüyorum hayatta insan ne ailesine nede başka insanlara muhtaç olmamalı canını yakıyorlar kendi ailesi bile derdin olur söylemezsen kızarlar,söylersen bişekilde aşağılarlar ve canının yanar,hayatını yakaldıkları herköşe başında burnundan getirirler sonrada seni mutlu edemedim ben diye kapıyı çarpar giderler elinden şeker hayali alınmış çocuk gibi kalakalırsın canım annem ben senden birşey istemedimki sen sıraladın ben bunu bunu yapıcam böle yapıcam ben ben ben bunda benim suçum ne sonrada yeter ben kaldıramıyorum ağır geldi diye bağırıp çağırıyorsun inşallah 2 ay sonra sana olan yüklüğüm azalacak değerli mülkünü sana iade edeceğiz gerçi burda kalmamızda senin olmasını istediğin birşeydi ama olsun şunu çok iyi anladık kim olursa olsun ipini eline geçiren çekiyo istediği yere gitmessen olay çıkıyor hayatın şu yarı yolunda daha da öğrenerek gidiyoruz .üzülerek ve öğrenerek ,ne olursa olsun filistinli biri kadarda acı çekmediğim kesin bu yüzden bencillik etmemeliyim dua bile etmiyorum kendime utanıyorum onları düşününce rabbim herkesin yardımcısı en yakın zamanda eltim şükranın düşündüğü gıda kermesini düzenlemeyi nasip etsin inşalllah dua edin bizlere onalrın yaşamalarına küçücük bir katkı için .sevgiler

28 Aralık 2008 Pazar

MİKRO DALGA İLE PİŞİRMENİN GİZLİ ZARARLARI

İnsanların mikrodalga fırınların sağladığı rahatlık uğruna sağlıklarından fedakârlık etmeleri mümkün mü? Sovyetler Birliği 1976 yılında mikro dalga fırınların kullanımını neden yasakladı? Mikrodalga fırınları icat eden kimdir ve ne sebeple icat edilmiştir?

Amerikan evlerinin %90 ın da mikrodalga fırınlar yemek hazırlamak için kullanılmaktadır, çünkü hem kullanımı çok rahat hem de klasik fırınlara kıyasla enerji açısından son derece tasarrufludur. Genelde insanlardaki kanı mikrodalga fırınların hem içinde pişen besinlere hem de bu besinleri tüketen kişilere bir zararı dokunmadığı şeklindedir.

Aşağıda detayları verilen araştırmanın hedefi mikrodalgada pişirmenin doğal ve sağlıklı olmadığını ve insan vücudunda hayal edilemeyecek kadar büyük zararları olduğunu ispatlamaktır.

Mikrodalga fırınlar nasıl çalışır?

Mikrodalgalar da ışın dalgaları veya radyo dalgaları gibi bir çeşit elektromanyetik enerjidir ve elektromanyetik güç veya enerji spektrumunun bir kısmını işgal ederler. Günümüzde, modern teknoloji çağında mikrodalgalar uzun mesafeli telefon sinyallerini, televizyon programlarını ve bilgisayar bilgilerini hem dünya çapında hem de bir uzayda ki bir uyduya yollamak için kullanılırlar. Ancak, bizim bildiğimiz ve de bize hiç yabancı olmayan mikrodalgalar yemek pişirmek için bir enerji kaynağı olarak yaralandığımız mikrodalgalardır.

Her mikrodalga fırında bir magnetron vardır. Bu bir tüptür ve burada elektronlar hem manyetik hem de elektrik alanlarından etkilenerek 2450Mega Hertz veya 2.45 Giga Hertzlik bir mikrodalga radyasyonu üretirler. İşte bu radyasyon yiyeceklerdeki moleküllerle etkileşim yapar.

Bütün dalgasal enerjiler dalganın her bir döngüsü ile pozitif kutuptan negatife doğru bir değişim yaşarlar. Bu polarite değişimi her saniyede milyonlarca defa meydana gelir. Besin moleküllerinde özellikle su moleküllerinde aynen bir mıknatısta ki kuzey-güney kutbu gibi bir pozitif birde negatif uç vardır.

Ticari fırın modellerinde 1000Wattlık bir elektrik akım vardır. Magnetron denilen tüpten üretilen bu mikrodalgalar fırının içindeki besini bombardımana tabi tutarken kutupsal moleküllerin de aynı frekansta saniyenin milyonda biri bir zamanda dönmelerini sağlarlar.

Bütün bu aktivite yemeğin ısınmasını sağlayan moleküler bir sürtünmedir. Bu alışılmadık ısıtma şekli çevredeki moleküllere zarar verir, onları parçalara ayırır ve deforme eder.

Güneşten gelen mikrodalgalar ise direkt akım (DC) prensiplerine göre fonksiyonlarını yaparlar ve yukarıda bahsedilen sürtünme ısısını üretmezler. Buna karşılık mikrodalgalar AC akım kullanırlar ve sürtünme ısısı meydan getirirler.

Bir mikrodalga fırın ince ve çok keskin bir enerji dalgası üretir ve bu dalga tüm enerji spektrumunda sadece dar bir frekansta bulunur. Fakat güneşten gelen enerji geniş bir frekans spektrumunda çalışır.

Mikrodalga kullanarak pişirme yönteminin hem günlük yemek pişirmede hem de bebeklere verile biberon sütlerinin ısıtılmasında çeşitli zararlarının olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca, 1991 yılında, Oklahoma’da mikrodalgada ısıtılmış kan verilen bir hasta ölmüştür. Mikrodalga da ısıtılmış kan hastanın kendi kanında değişim yapmış ve sonuçta hastanın ölümüne sebep olmuştur.

Bu da açıkça gösteriyor ki mikrodalga kullanılarak yapılan ısıtma işlemi ısıtılan maddelere zararlı bir şeyler yapmakta. Beden, doğası itibariyle bir elektrokimyasal olduğu için insanın elektrokimyasal işlemlerini zorlayan veya değiştiren bir zorlayıcı güç bedenin fizyolojisinde etkilemektedir. Bu konu Robert O.Becekr’ın kitabı ‘’The Body Electric’’ ve Ellen Surgaman’ın kitabı ‘’Dikkat, Çevrenizdeki Elektrik Sağlığınıza Zaralı Olabilir’’ isimli kitapta detaylı olarak anlatılmıştır.

Bilimsel veriler ve gerçekler

1992 yılında Raum ve Zelt tarafından yayınlanan ‘’Geleneksel şekilde hazırlanan yiyecekler ve Mikro dalgada hazırlanmış yiyeceklerin kıyaslanması’’ başlıklı çalışmada şu noktalar vurgulanmıştır:-

‘’Doğal tıbbın en temel hipotezi insan vücudu alışık olmadığı moleküller ve enerjiler ile karşılaştığı zaman bu molekül ve enerjiler bedene fayda yerine zarar verirler.

Mikrodalgada hazırlanmış yiyeceklerin içinde insanların ateşin keşfinden beri pişirdikleri yiyeceklerinde bulunmayan moleküller ve enerjiler bulunmaktadır. Hâlbuki güneşten ve diğer yıldızlardan gelen mikrodalga enerjinin esası DC/direkt akımdır.

Buna karşılık yapay olarak üretilen mikrodalgalar (ki buna fırınlarda üretilenlerde dâhildir) AC (değişken akımdan) meydana gelir ve dokundukları her yiyecek molekülünde saniyede bir milyarın üstünde polarite değişmelerine neden olurlar.

Böyle bir işlemde doğal olmayan moleküllerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Fırınlarda üretilen mikrodalgadan dolayı doğal olarak ortaya çıkan amino asitlerde bile isomerik değişiklikler (şekil değişimleri) olduğu ve toksik formlara dönüştükleri tespit edilmiştir.

Kısa bir sürede tamamlanmış bir çalışmada mikrodalgada hazırlanmış süt ve sebzeleri tüketen kişilerin kanlarında belirgin ve rahatsız edici değişimler olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmada sekiz gönüllü değişik şekillerde pişirilmiş aynı besin türlerini tüketmişlerdir.

Mikrodalga fırınlarda işlem görmüş yiyecekler gönüllülerin kanlarında değişimler yaratmıştır. Hemoglobin seviyeleri düşmüş ve toplam beyaz hücreler ile kolesterol seviyeleri yükselmiştir. Buna karşılık lenfositler düşmüştür.

Kandaki enerji ile ilgili değişimleri tespit edebilmek için ışık yayan bakteriler kullanılmıştır. Mikrodalgada işlem görmüş yiyecek tüketiminden sonra kişilerden elde edilen kan serumuyla karşılaşan bakterilerin yaydıkları ışınlarda belirgin bir artış gözlenmiştir.

1991 yılında İsviçre de Dr. Hans Ulrich Hertel ile Lozan Üniversitesinden bir profesörün birlikte yaptıkları araştırmada da yukarıdaki sonuçlar elde edilmiştir.

Bunlara ek olarak Ruslar tarafından tespit edilmiş bir ‘’mikro dalga hastalığı’’ vardır. 1950’li yıllarda Ruslar radarın geliştirilmesi çalışmalarında mikro dalgalara maruz kalmış binlerce işçi üzerinde yaptıkları araştırmada bu kişilerde çok ciddi sağlık sorunları olduğunu tespit etmişler ve bu nedenle mikro dalga kullanımı için kesin kısıtlamalar getirmişlerdir. Buna göre işçiler en fazla 10mikrowatt enerjiye maruz kalabilecekler, siviller için ise bu miktar 1 mikrowatt belirtilmiştir.

‘’The Body Electric’’ isimli kitabında Robert O.Becker mikrodalga radyasyonunun sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili olarak Ruslar tarafından yapılan araştırmayı ve ‘’mikrodalga hastalığını’’ şöyle tanımlamıştır :-

‘’Mikrodalga hastalığının ilk işaretleri düşük kan basıncı ve düşük nabızdır. Daha sonra çoğunlukla sempatik sinir sisteminin kronik olarak uyarılması (stres sendromu) ve yüksek kan basıncı ortaya çıkar.

Bu dönemde baş ağrısı, baş dönmesi, göz ağrısı, uykusuzluk, huzursuzluk, endişe, mide ağrısı, sinirsel gerilim, konsantrasyon bozukluğu ve bunlara ek olarak apandisit, katarakt, üreme organları ile ilgili sorunlar ve kanser görülür.

Kronik semptomlardan sonra adrenalin fazlalığı, koroner damarların bloke olması ve kalp krizleri ortaya çıkar.

Ayrıca lenfatik sorunlarda gözlemlenmiştir ki bu da bazı kanser türlerini önleyebilmek için bedenin ihtiyacı olan gücün daha azalmasına yol açmaktadır.

Yapılan gözlemlerin sonuçlarına göre kanda daha fazla kanser hücresi oluştuğu, ayrıca mide ve bağırsak kanserlerinde de artış olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, daha fazla sindirim sorunu, idrar ve dışkılama sisteminde yavaş yavaş bozulmalar meydana gelmiştir.

Mikrodalga fırınların etkileri üç ana grupta toplanmıştır:

I. Kansere yol açan etkiler:

a) Atmosferdeki radyoaktivite ile bir bağlanma etkisi yapması, böylece yiyeceklerdeki alfa ve beta partiküllerinin artması,

b) Süt ve diğer tahıl tanelerinde bulunan protein hydrolysate bileşimlerinde kansere yol açan maddeler yaratması (bunlar su ilavesi ile doğal olmayan parçalara ayrılan natürel proteinlerdir),

c) Mikrodalgaya maruz kalan yiyeceklerde ki temel maddelerin değişmesi dolayısıyla sindirim sisteminde bozuklukların ortaya çıkması.

d) Yiyeceklerin sıvılarında değişiklik olmasından dolayı lenfatik sistem de çalışma düzensizliklerinin ortaya çıkması. Emici damarlarda ve böylece beden dokularındaki anormal büyümeleri engelleyen bağışıklık potansiyelinin degenerasyona uğraması.

e) Mikrodalgaya maruz kalmış gıdaların tüketilmesinden sonra kan serumunda yüksek oranda kanser hücreleri görülmesi (cytomalar ve sarcoma gibi hücre tümörleri)

f) Dondurulmuş gıdalar mikrodalga kullanarak çözdürüldükten sonra bu gıdalarda ki glucosid (hidrolize edilmiş dextrose) ve galactoside (okside olmuş alkol) elemanlarının metabolik bölünmelerinde bozukluklar ortaya çıkması,

g) Özellikle taze köklü sebzelerde kansere yol açan serbest radikallerin (yüksek reaksiyonlu tamamlanmamış moleküller) meydana gelmesi,

h) Yapılan istatistiklerde mikrodalgada pişirilmiş yiyecekleri tüketen kişilerin çoğunda mide ve bağırsak kanserleri görülmüş, aynı zamanda perifer hücre dokularının dejenere olduğu bunun sindirim ve dışkılama sisteminde yavaş yavaş bozulmalara yol açtığı tespit edilmiştir.

II. BESİN DEĞERİNDE AZALMA

Araştırmalara göre mikrodalga fırınlardaki ışınlara maruz kalmak yiyeceklerin besin değerlerinde azalmaya yol açmaktadır. Bu konudaki en önemli bulgular:

1. Bedenin B-complex vitaminleri, vitamin C, Vitamin E ve tüm yiyeceklerdeki lipotropiklerden yararlanma yeteneğinin azalması.

2. Test edilen bütün gıdalarda beden için en gerekli enerjinin %60–90 arası azalması;

3. Alkoloidlerin (nitrojen bazlı organik elementler), glucosidlerin, galactosidlerin ve nitrilosidlerin metabolik davranışlarında ve entegrasyon yeteneğinde azalma;

4. Et ürünlerinde ki nucleoproteinlerin harab olması;

5. Ayrıca, bu ışınlara maruz kalan bütün yiyeceklerde belirgin bir şekilde yapısal yok olmalar tespit edilmiştir.

III. Biyolojik etkiler

Mikrodalga ışınımlarına maruz kalmak insanların genel biyolojik yapılarında beklenmedik bir negatif etki yaratmıştır.

Ancak, bu konu Ruslar çok hassas aletlerle ölçüm yapana kadar tespit edilememiştir. Yapılan araştırmadan elde edilen bulgulara göre zarar görmek için bir insanın mikrodalgadan geçmiş yiyecek maddelerini tüketmesine bile gerek yoktur. Böyle bir enerji alanına maruz kalmak bile istenmeyen yan etkilere yol açmaktadır. Bu yüzden 1976 yılından beri Rusya’da mikrodalga ile çalışan aletleri kullanmak kanunla yasaklanmıştır.

Aşağıda bu aletlerin etkileri belirtilmiştir:

1. Mikrodalga fırınlar çalıştıkları esnada onların etki alanında bulunan kişilerin yaşam enerjisinde azalma ve daha uzun süreli kalıcı olarak da kişilerin enerji alanında görülen bazı yan etkiler.

2. Aletin kullanımı sırasında hücresel voltajda ve özellikle kan ve lenfatik alanlarda dejenerasyon,

3. İnsan metabolizmasındaki proseslerde besinlerden yararlanmak için gerekli potansiyel enerjide bir dejenerasyon ve bozulma,

4. Hücre iç zarında sindirim işleminden sonra kan serumuna aktarılan metabolik işlemlerin yapılması sırasında meydana gelen dejenerasyon;

5. Serebrum denilen beynin ön kısmında (düşünme ve daha üst düzey fonksiyonların serbest bırakıldığı bölüm) sinir uçlarının birleşme yerlerindeki potansiyel elektrik impalslarında dejenerasyon ve dengesizlik.

6. Sinirlerin elektrik devrelerinde bozukluk ve enerji alanında kayıplar. Bu kayıplar simetrik olarak hem merkezi hem de otonom sinir sisteminin hem arka hem de ön taraflarında meydana gelir.

7. Denge ve şuurluluk fonksiyonunu kontrol eden retiküler aktivasyon sisteminde ki biyoelektrik güçte azalma;

8. Çalışmakta olan aletin çevresinde ki 500 metrelik yarıçaplı bir alanda bulunan insan, hayvan ve bitkilerde uzun dönemde kümülatif olarak hayati enerji kayıpları,

9. Uzun süreli kalıcı olan manyetik atıklar sinir sistemi ve lenf sisteminde birikim yapar;

10.Kadın ve erkeklerde hormonal dengesizlik ve hormon üretiminin engellenmesi;

11.Beyin dalgalarında bozukluklar. Mikrodalga ışınıma maruz kalmış kişilerin alfa, beta, teta ve delta dalga sinyallerinde bozukluklar;

12.Beyin dalgalarındaki bu bozukluklardan dolayı negatif psikolojik etkilerin ortaya çıkması. Gerek pişirme gerekse transmisyon istasyonlarında mikro dalgaya sürekli maruz kalmış kişilerde hafıza kaybı, konsantrasyon eksikliği, baskılanmış duygular, zihinsel aktivitelerde yavaşlama gibi etkiler görülmüştür.

Kaynak:
www.mercola.com'dan özet



İstanbul - 15.04.2005
http://sufizmveinsan.com
Bu yazıyı okuyana kadar çok istediğim mikrodalgadan malesef vazgeçmiş bulunmaktayım hayatımın ne kadar kolaylaşacağı umrumda bile değil :)sağlıklı olmak en önemli olan .

26 Aralık 2008 Cuma

iyiki varsın :)iyiki VARIM

Hadi her şeyi bir kenara bırak.Bir mum yak.Kapat gözlerini ve ''keşke'' lerinle yüzleş bugün.
Hayatın sana küstüğü anları düşün ve onlara neden olan ''keşke'' lerini.Hadi yüzleş,yüzleş ki her ''keşke'' yi bir ''iyi ki'' ile sıvayabilesin.Yüzleş ki yarın ''ben bugün yeniden doğdum'' diyebilesin.

Yaşamın senden aldıklarını,senin ondan çaldıklarını,her şeyden öte yaşadıklarını düşün.Her ''keşke'' nin yerine bir ''iyi ki'' koy.Yaşadığını anlara ve anları böl yıllara.Hadi ''keşke'' lerini say,senin için yüzlerce ''keşke'' nin karşısına bir ''iyi ki'' koy yaşadığın anlara inat.Hadi tart ve düşün hangisi daha ağır diye.

Ne çok şey almıştır zaman ve ne çok şeyi tüketmiştir farkına varmadan.İnsan en çok kaybettiği değerler için aglar ve en çok yitik zamanlarda bıraktığımız ''keşke'' leri yaşarız ömrümüzde.Ne çoktur dilimizdeki yeri ne çok anlam saklarız bu tek kelimede,ne büyük bir sırdır yüreğimizde son nefese kadar taşımamız gereken.

Peki ya ''iyi ki''.
Saklamak zorunda olmadığımız en karanlık gecede bile bize ışık olan,herkesle paylaştığımız kaç tane ''iyi ki'' var hayatımızda.

Sen her gece mumlar yakarsın ve aglarsın en saf yanınla.Ve ''keşke'' ler yapışır yakana.Bir tünel olmalıdır hayatın karanlığında,ışığa uzanan bir dehliz ne kadar yakındır oysa.Beklenen ışığı görürsün,ama yaklaştıkça kaybolur,hayattaki ''keşke'' lerin gölgesinde bütün renkler yitirir anlamını,bütün anlamlar kaybolur,kendini en mutlu hissettiğin anda bile bir ''keşke'' çıkar karşına seni umutsuzluğa sürükleyen.

İçeriği ''iyi ki'' olan hiç bir ''keşke'' yoktur.
Hadi herşeyi bir kenara bırak.Bütün ''keşke'' lerin karşısına tek bir tane ''iyi ki'' koy,kapat gözlerini ve düşün ''keşke'' ler ıslıkla ''iyi ki'' ler yumrukla yıkılır unutma.

Hadi ''iyi ki'' askerlerinden bir ordu kur kendine bütün ''keşke'' lere savaş aç,pusuya düşür onları.Denizden geçemiyorsan karadan yürüt gemilerini kavgada namertlik yoktur unutma.Varsın senin için kalleş desinler,sırtından kurşunla onları,sonra bir dar ağacı kur yüreğinde,geri kalan bütün ''keşke'' lerini idamla yargıla ve as.Yürü ardına bakmadan,başın dik olsun,muhteşem bir savaş kazanmış muzaffer bir komutan edasıyla yürü,adımların hiç tereddüt etmesin ''iyi ki'' lere giderken.

Çünkü ''keşke'' ler yok artık,yokuş yok,viraj yok.Ömrünün her karesini dilediğin renge boyayabileceğin bir yol var önünde hep ''iyi ki'' lere uzanan,hep iyilerin olduğu.
Boya,dilediğince boya.Her umut ayrı bir renk,her hayal bir desendir avuçlarında umutma.
Yaşam bir düş değildir,hangi rüyayı görmek istiyorsan onu hayal edersin ve kapatırsın gözlerini.Bırak hayat bütün ''keşke'' yapraklarını döksün takviminden,dünün hükmü dünde kalmıştır çünkü.
Tek kural vardır yaşamda ''DÜŞÜN,İNAN,BAŞAR''
Hadi herşeyi bir kenara bırak.Bir mum yak birleştir kirpiklerini ve yeniden öğret gözlerine ''iyi ki'' leri görmeyi.

Eline bir sözlük al,önce KEŞ sonra İYİ kelimelerinin anlamına bak.
Hadi karar ver,hangisi daha hoş geliyorsa kulağına yarın sabah onları kat hayatına.

Abraham LİNCOLN