İnsanların mikrodalga fırınların sağladığı rahatlık uğruna sağlıklarından fedakârlık etmeleri mümkün mü? Sovyetler Birliği 1976 yılında mikro dalga fırınların kullanımını neden yasakladı? Mikrodalga fırınları icat eden kimdir ve ne sebeple icat edilmiştir?
Amerikan evlerinin %90 ın da mikrodalga fırınlar yemek hazırlamak için kullanılmaktadır, çünkü hem kullanımı çok rahat hem de klasik fırınlara kıyasla enerji açısından son derece tasarrufludur. Genelde insanlardaki kanı mikrodalga fırınların hem içinde pişen besinlere hem de bu besinleri tüketen kişilere bir zararı dokunmadığı şeklindedir.
Aşağıda detayları verilen araştırmanın hedefi mikrodalgada pişirmenin doğal ve sağlıklı olmadığını ve insan vücudunda hayal edilemeyecek kadar büyük zararları olduğunu ispatlamaktır.
Mikrodalga fırınlar nasıl çalışır?
Mikrodalgalar da ışın dalgaları veya radyo dalgaları gibi bir çeşit elektromanyetik enerjidir ve elektromanyetik güç veya enerji spektrumunun bir kısmını işgal ederler. Günümüzde, modern teknoloji çağında mikrodalgalar uzun mesafeli telefon sinyallerini, televizyon programlarını ve bilgisayar bilgilerini hem dünya çapında hem de bir uzayda ki bir uyduya yollamak için kullanılırlar. Ancak, bizim bildiğimiz ve de bize hiç yabancı olmayan mikrodalgalar yemek pişirmek için bir enerji kaynağı olarak yaralandığımız mikrodalgalardır.
Her mikrodalga fırında bir magnetron vardır. Bu bir tüptür ve burada elektronlar hem manyetik hem de elektrik alanlarından etkilenerek 2450Mega Hertz veya 2.45 Giga Hertzlik bir mikrodalga radyasyonu üretirler. İşte bu radyasyon yiyeceklerdeki moleküllerle etkileşim yapar.
Bütün dalgasal enerjiler dalganın her bir döngüsü ile pozitif kutuptan negatife doğru bir değişim yaşarlar. Bu polarite değişimi her saniyede milyonlarca defa meydana gelir. Besin moleküllerinde özellikle su moleküllerinde aynen bir mıknatısta ki kuzey-güney kutbu gibi bir pozitif birde negatif uç vardır.
Ticari fırın modellerinde 1000Wattlık bir elektrik akım vardır. Magnetron denilen tüpten üretilen bu mikrodalgalar fırının içindeki besini bombardımana tabi tutarken kutupsal moleküllerin de aynı frekansta saniyenin milyonda biri bir zamanda dönmelerini sağlarlar.
Bütün bu aktivite yemeğin ısınmasını sağlayan moleküler bir sürtünmedir. Bu alışılmadık ısıtma şekli çevredeki moleküllere zarar verir, onları parçalara ayırır ve deforme eder.
Güneşten gelen mikrodalgalar ise direkt akım (DC) prensiplerine göre fonksiyonlarını yaparlar ve yukarıda bahsedilen sürtünme ısısını üretmezler. Buna karşılık mikrodalgalar AC akım kullanırlar ve sürtünme ısısı meydan getirirler.
Bir mikrodalga fırın ince ve çok keskin bir enerji dalgası üretir ve bu dalga tüm enerji spektrumunda sadece dar bir frekansta bulunur. Fakat güneşten gelen enerji geniş bir frekans spektrumunda çalışır.
Mikrodalga kullanarak pişirme yönteminin hem günlük yemek pişirmede hem de bebeklere verile biberon sütlerinin ısıtılmasında çeşitli zararlarının olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, 1991 yılında, Oklahoma’da mikrodalgada ısıtılmış kan verilen bir hasta ölmüştür. Mikrodalga da ısıtılmış kan hastanın kendi kanında değişim yapmış ve sonuçta hastanın ölümüne sebep olmuştur.
Bu da açıkça gösteriyor ki mikrodalga kullanılarak yapılan ısıtma işlemi ısıtılan maddelere zararlı bir şeyler yapmakta. Beden, doğası itibariyle bir elektrokimyasal olduğu için insanın elektrokimyasal işlemlerini zorlayan veya değiştiren bir zorlayıcı güç bedenin fizyolojisinde etkilemektedir. Bu konu Robert O.Becekr’ın kitabı ‘’The Body Electric’’ ve Ellen Surgaman’ın kitabı ‘’Dikkat, Çevrenizdeki Elektrik Sağlığınıza Zaralı Olabilir’’ isimli kitapta detaylı olarak anlatılmıştır.
Bilimsel veriler ve gerçekler
1992 yılında Raum ve Zelt tarafından yayınlanan ‘’Geleneksel şekilde hazırlanan yiyecekler ve Mikro dalgada hazırlanmış yiyeceklerin kıyaslanması’’ başlıklı çalışmada şu noktalar vurgulanmıştır:-
‘’Doğal tıbbın en temel hipotezi insan vücudu alışık olmadığı moleküller ve enerjiler ile karşılaştığı zaman bu molekül ve enerjiler bedene fayda yerine zarar verirler.
Mikrodalgada hazırlanmış yiyeceklerin içinde insanların ateşin keşfinden beri pişirdikleri yiyeceklerinde bulunmayan moleküller ve enerjiler bulunmaktadır. Hâlbuki güneşten ve diğer yıldızlardan gelen mikrodalga enerjinin esası DC/direkt akımdır.
Buna karşılık yapay olarak üretilen mikrodalgalar (ki buna fırınlarda üretilenlerde dâhildir) AC (değişken akımdan) meydana gelir ve dokundukları her yiyecek molekülünde saniyede bir milyarın üstünde polarite değişmelerine neden olurlar.
Böyle bir işlemde doğal olmayan moleküllerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Fırınlarda üretilen mikrodalgadan dolayı doğal olarak ortaya çıkan amino asitlerde bile isomerik değişiklikler (şekil değişimleri) olduğu ve toksik formlara dönüştükleri tespit edilmiştir.
Kısa bir sürede tamamlanmış bir çalışmada mikrodalgada hazırlanmış süt ve sebzeleri tüketen kişilerin kanlarında belirgin ve rahatsız edici değişimler olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmada sekiz gönüllü değişik şekillerde pişirilmiş aynı besin türlerini tüketmişlerdir.
Mikrodalga fırınlarda işlem görmüş yiyecekler gönüllülerin kanlarında değişimler yaratmıştır. Hemoglobin seviyeleri düşmüş ve toplam beyaz hücreler ile kolesterol seviyeleri yükselmiştir. Buna karşılık lenfositler düşmüştür.
Kandaki enerji ile ilgili değişimleri tespit edebilmek için ışık yayan bakteriler kullanılmıştır. Mikrodalgada işlem görmüş yiyecek tüketiminden sonra kişilerden elde edilen kan serumuyla karşılaşan bakterilerin yaydıkları ışınlarda belirgin bir artış gözlenmiştir.
1991 yılında İsviçre de Dr. Hans Ulrich Hertel ile Lozan Üniversitesinden bir profesörün birlikte yaptıkları araştırmada da yukarıdaki sonuçlar elde edilmiştir.
Bunlara ek olarak Ruslar tarafından tespit edilmiş bir ‘’mikro dalga hastalığı’’ vardır. 1950’li yıllarda Ruslar radarın geliştirilmesi çalışmalarında mikro dalgalara maruz kalmış binlerce işçi üzerinde yaptıkları araştırmada bu kişilerde çok ciddi sağlık sorunları olduğunu tespit etmişler ve bu nedenle mikro dalga kullanımı için kesin kısıtlamalar getirmişlerdir. Buna göre işçiler en fazla 10mikrowatt enerjiye maruz kalabilecekler, siviller için ise bu miktar 1 mikrowatt belirtilmiştir.
‘’The Body Electric’’ isimli kitabında Robert O.Becker mikrodalga radyasyonunun sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili olarak Ruslar tarafından yapılan araştırmayı ve ‘’mikrodalga hastalığını’’ şöyle tanımlamıştır :-
‘’Mikrodalga hastalığının ilk işaretleri düşük kan basıncı ve düşük nabızdır. Daha sonra çoğunlukla sempatik sinir sisteminin kronik olarak uyarılması (stres sendromu) ve yüksek kan basıncı ortaya çıkar.
Bu dönemde baş ağrısı, baş dönmesi, göz ağrısı, uykusuzluk, huzursuzluk, endişe, mide ağrısı, sinirsel gerilim, konsantrasyon bozukluğu ve bunlara ek olarak apandisit, katarakt, üreme organları ile ilgili sorunlar ve kanser görülür.
Kronik semptomlardan sonra adrenalin fazlalığı, koroner damarların bloke olması ve kalp krizleri ortaya çıkar.
Ayrıca lenfatik sorunlarda gözlemlenmiştir ki bu da bazı kanser türlerini önleyebilmek için bedenin ihtiyacı olan gücün daha azalmasına yol açmaktadır.
Yapılan gözlemlerin sonuçlarına göre kanda daha fazla kanser hücresi oluştuğu, ayrıca mide ve bağırsak kanserlerinde de artış olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, daha fazla sindirim sorunu, idrar ve dışkılama sisteminde yavaş yavaş bozulmalar meydana gelmiştir.
Mikrodalga fırınların etkileri üç ana grupta toplanmıştır:
I. Kansere yol açan etkiler:
a) Atmosferdeki radyoaktivite ile bir bağlanma etkisi yapması, böylece yiyeceklerdeki alfa ve beta partiküllerinin artması,
b) Süt ve diğer tahıl tanelerinde bulunan protein hydrolysate bileşimlerinde kansere yol açan maddeler yaratması (bunlar su ilavesi ile doğal olmayan parçalara ayrılan natürel proteinlerdir),
c) Mikrodalgaya maruz kalan yiyeceklerde ki temel maddelerin değişmesi dolayısıyla sindirim sisteminde bozuklukların ortaya çıkması.
d) Yiyeceklerin sıvılarında değişiklik olmasından dolayı lenfatik sistem de çalışma düzensizliklerinin ortaya çıkması. Emici damarlarda ve böylece beden dokularındaki anormal büyümeleri engelleyen bağışıklık potansiyelinin degenerasyona uğraması.
e) Mikrodalgaya maruz kalmış gıdaların tüketilmesinden sonra kan serumunda yüksek oranda kanser hücreleri görülmesi (cytomalar ve sarcoma gibi hücre tümörleri)
f) Dondurulmuş gıdalar mikrodalga kullanarak çözdürüldükten sonra bu gıdalarda ki glucosid (hidrolize edilmiş dextrose) ve galactoside (okside olmuş alkol) elemanlarının metabolik bölünmelerinde bozukluklar ortaya çıkması,
g) Özellikle taze köklü sebzelerde kansere yol açan serbest radikallerin (yüksek reaksiyonlu tamamlanmamış moleküller) meydana gelmesi,
h) Yapılan istatistiklerde mikrodalgada pişirilmiş yiyecekleri tüketen kişilerin çoğunda mide ve bağırsak kanserleri görülmüş, aynı zamanda perifer hücre dokularının dejenere olduğu bunun sindirim ve dışkılama sisteminde yavaş yavaş bozulmalara yol açtığı tespit edilmiştir.
II. BESİN DEĞERİNDE AZALMA
Araştırmalara göre mikrodalga fırınlardaki ışınlara maruz kalmak yiyeceklerin besin değerlerinde azalmaya yol açmaktadır. Bu konudaki en önemli bulgular:
1. Bedenin B-complex vitaminleri, vitamin C, Vitamin E ve tüm yiyeceklerdeki lipotropiklerden yararlanma yeteneğinin azalması.
2. Test edilen bütün gıdalarda beden için en gerekli enerjinin %60–90 arası azalması;
3. Alkoloidlerin (nitrojen bazlı organik elementler), glucosidlerin, galactosidlerin ve nitrilosidlerin metabolik davranışlarında ve entegrasyon yeteneğinde azalma;
4. Et ürünlerinde ki nucleoproteinlerin harab olması;
5. Ayrıca, bu ışınlara maruz kalan bütün yiyeceklerde belirgin bir şekilde yapısal yok olmalar tespit edilmiştir.
III. Biyolojik etkiler
Mikrodalga ışınımlarına maruz kalmak insanların genel biyolojik yapılarında beklenmedik bir negatif etki yaratmıştır.
Ancak, bu konu Ruslar çok hassas aletlerle ölçüm yapana kadar tespit edilememiştir. Yapılan araştırmadan elde edilen bulgulara göre zarar görmek için bir insanın mikrodalgadan geçmiş yiyecek maddelerini tüketmesine bile gerek yoktur. Böyle bir enerji alanına maruz kalmak bile istenmeyen yan etkilere yol açmaktadır. Bu yüzden 1976 yılından beri Rusya’da mikrodalga ile çalışan aletleri kullanmak kanunla yasaklanmıştır.
Aşağıda bu aletlerin etkileri belirtilmiştir:
1. Mikrodalga fırınlar çalıştıkları esnada onların etki alanında bulunan kişilerin yaşam enerjisinde azalma ve daha uzun süreli kalıcı olarak da kişilerin enerji alanında görülen bazı yan etkiler.
2. Aletin kullanımı sırasında hücresel voltajda ve özellikle kan ve lenfatik alanlarda dejenerasyon,
3. İnsan metabolizmasındaki proseslerde besinlerden yararlanmak için gerekli potansiyel enerjide bir dejenerasyon ve bozulma,
4. Hücre iç zarında sindirim işleminden sonra kan serumuna aktarılan metabolik işlemlerin yapılması sırasında meydana gelen dejenerasyon;
5. Serebrum denilen beynin ön kısmında (düşünme ve daha üst düzey fonksiyonların serbest bırakıldığı bölüm) sinir uçlarının birleşme yerlerindeki potansiyel elektrik impalslarında dejenerasyon ve dengesizlik.
6. Sinirlerin elektrik devrelerinde bozukluk ve enerji alanında kayıplar. Bu kayıplar simetrik olarak hem merkezi hem de otonom sinir sisteminin hem arka hem de ön taraflarında meydana gelir.
7. Denge ve şuurluluk fonksiyonunu kontrol eden retiküler aktivasyon sisteminde ki biyoelektrik güçte azalma;
8. Çalışmakta olan aletin çevresinde ki 500 metrelik yarıçaplı bir alanda bulunan insan, hayvan ve bitkilerde uzun dönemde kümülatif olarak hayati enerji kayıpları,
9. Uzun süreli kalıcı olan manyetik atıklar sinir sistemi ve lenf sisteminde birikim yapar;
10.Kadın ve erkeklerde hormonal dengesizlik ve hormon üretiminin engellenmesi;
11.Beyin dalgalarında bozukluklar. Mikrodalga ışınıma maruz kalmış kişilerin alfa, beta, teta ve delta dalga sinyallerinde bozukluklar;
12.Beyin dalgalarındaki bu bozukluklardan dolayı negatif psikolojik etkilerin ortaya çıkması. Gerek pişirme gerekse transmisyon istasyonlarında mikro dalgaya sürekli maruz kalmış kişilerde hafıza kaybı, konsantrasyon eksikliği, baskılanmış duygular, zihinsel aktivitelerde yavaşlama gibi etkiler görülmüştür.
Kaynak:
www.mercola.com'dan özet
İstanbul - 15.04.2005
http://sufizmveinsan.com
Bu yazıyı okuyana kadar çok istediğim mikrodalgadan malesef vazgeçmiş bulunmaktayım hayatımın ne kadar kolaylaşacağı umrumda bile değil :)sağlıklı olmak en önemli olan .
28 Aralık 2008 Pazar
26 Aralık 2008 Cuma
iyiki varsın :)iyiki VARIM
Hadi her şeyi bir kenara bırak.Bir mum yak.Kapat gözlerini ve ''keşke'' lerinle yüzleş bugün.
Hayatın sana küstüğü anları düşün ve onlara neden olan ''keşke'' lerini.Hadi yüzleş,yüzleş ki her ''keşke'' yi bir ''iyi ki'' ile sıvayabilesin.Yüzleş ki yarın ''ben bugün yeniden doğdum'' diyebilesin.
Yaşamın senden aldıklarını,senin ondan çaldıklarını,her şeyden öte yaşadıklarını düşün.Her ''keşke'' nin yerine bir ''iyi ki'' koy.Yaşadığını anlara ve anları böl yıllara.Hadi ''keşke'' lerini say,senin için yüzlerce ''keşke'' nin karşısına bir ''iyi ki'' koy yaşadığın anlara inat.Hadi tart ve düşün hangisi daha ağır diye.
Ne çok şey almıştır zaman ve ne çok şeyi tüketmiştir farkına varmadan.İnsan en çok kaybettiği değerler için aglar ve en çok yitik zamanlarda bıraktığımız ''keşke'' leri yaşarız ömrümüzde.Ne çoktur dilimizdeki yeri ne çok anlam saklarız bu tek kelimede,ne büyük bir sırdır yüreğimizde son nefese kadar taşımamız gereken.
Peki ya ''iyi ki''.
Saklamak zorunda olmadığımız en karanlık gecede bile bize ışık olan,herkesle paylaştığımız kaç tane ''iyi ki'' var hayatımızda.
Sen her gece mumlar yakarsın ve aglarsın en saf yanınla.Ve ''keşke'' ler yapışır yakana.Bir tünel olmalıdır hayatın karanlığında,ışığa uzanan bir dehliz ne kadar yakındır oysa.Beklenen ışığı görürsün,ama yaklaştıkça kaybolur,hayattaki ''keşke'' lerin gölgesinde bütün renkler yitirir anlamını,bütün anlamlar kaybolur,kendini en mutlu hissettiğin anda bile bir ''keşke'' çıkar karşına seni umutsuzluğa sürükleyen.
İçeriği ''iyi ki'' olan hiç bir ''keşke'' yoktur.
Hadi herşeyi bir kenara bırak.Bütün ''keşke'' lerin karşısına tek bir tane ''iyi ki'' koy,kapat gözlerini ve düşün ''keşke'' ler ıslıkla ''iyi ki'' ler yumrukla yıkılır unutma.
Hadi ''iyi ki'' askerlerinden bir ordu kur kendine bütün ''keşke'' lere savaş aç,pusuya düşür onları.Denizden geçemiyorsan karadan yürüt gemilerini kavgada namertlik yoktur unutma.Varsın senin için kalleş desinler,sırtından kurşunla onları,sonra bir dar ağacı kur yüreğinde,geri kalan bütün ''keşke'' lerini idamla yargıla ve as.Yürü ardına bakmadan,başın dik olsun,muhteşem bir savaş kazanmış muzaffer bir komutan edasıyla yürü,adımların hiç tereddüt etmesin ''iyi ki'' lere giderken.
Çünkü ''keşke'' ler yok artık,yokuş yok,viraj yok.Ömrünün her karesini dilediğin renge boyayabileceğin bir yol var önünde hep ''iyi ki'' lere uzanan,hep iyilerin olduğu.
Boya,dilediğince boya.Her umut ayrı bir renk,her hayal bir desendir avuçlarında umutma.
Yaşam bir düş değildir,hangi rüyayı görmek istiyorsan onu hayal edersin ve kapatırsın gözlerini.Bırak hayat bütün ''keşke'' yapraklarını döksün takviminden,dünün hükmü dünde kalmıştır çünkü.
Tek kural vardır yaşamda ''DÜŞÜN,İNAN,BAŞAR''
Hadi herşeyi bir kenara bırak.Bir mum yak birleştir kirpiklerini ve yeniden öğret gözlerine ''iyi ki'' leri görmeyi.
Eline bir sözlük al,önce KEŞ sonra İYİ kelimelerinin anlamına bak.
Hadi karar ver,hangisi daha hoş geliyorsa kulağına yarın sabah onları kat hayatına.
Abraham LİNCOLN
Hayatın sana küstüğü anları düşün ve onlara neden olan ''keşke'' lerini.Hadi yüzleş,yüzleş ki her ''keşke'' yi bir ''iyi ki'' ile sıvayabilesin.Yüzleş ki yarın ''ben bugün yeniden doğdum'' diyebilesin.
Yaşamın senden aldıklarını,senin ondan çaldıklarını,her şeyden öte yaşadıklarını düşün.Her ''keşke'' nin yerine bir ''iyi ki'' koy.Yaşadığını anlara ve anları böl yıllara.Hadi ''keşke'' lerini say,senin için yüzlerce ''keşke'' nin karşısına bir ''iyi ki'' koy yaşadığın anlara inat.Hadi tart ve düşün hangisi daha ağır diye.
Ne çok şey almıştır zaman ve ne çok şeyi tüketmiştir farkına varmadan.İnsan en çok kaybettiği değerler için aglar ve en çok yitik zamanlarda bıraktığımız ''keşke'' leri yaşarız ömrümüzde.Ne çoktur dilimizdeki yeri ne çok anlam saklarız bu tek kelimede,ne büyük bir sırdır yüreğimizde son nefese kadar taşımamız gereken.
Peki ya ''iyi ki''.
Saklamak zorunda olmadığımız en karanlık gecede bile bize ışık olan,herkesle paylaştığımız kaç tane ''iyi ki'' var hayatımızda.
Sen her gece mumlar yakarsın ve aglarsın en saf yanınla.Ve ''keşke'' ler yapışır yakana.Bir tünel olmalıdır hayatın karanlığında,ışığa uzanan bir dehliz ne kadar yakındır oysa.Beklenen ışığı görürsün,ama yaklaştıkça kaybolur,hayattaki ''keşke'' lerin gölgesinde bütün renkler yitirir anlamını,bütün anlamlar kaybolur,kendini en mutlu hissettiğin anda bile bir ''keşke'' çıkar karşına seni umutsuzluğa sürükleyen.
İçeriği ''iyi ki'' olan hiç bir ''keşke'' yoktur.
Hadi herşeyi bir kenara bırak.Bütün ''keşke'' lerin karşısına tek bir tane ''iyi ki'' koy,kapat gözlerini ve düşün ''keşke'' ler ıslıkla ''iyi ki'' ler yumrukla yıkılır unutma.
Hadi ''iyi ki'' askerlerinden bir ordu kur kendine bütün ''keşke'' lere savaş aç,pusuya düşür onları.Denizden geçemiyorsan karadan yürüt gemilerini kavgada namertlik yoktur unutma.Varsın senin için kalleş desinler,sırtından kurşunla onları,sonra bir dar ağacı kur yüreğinde,geri kalan bütün ''keşke'' lerini idamla yargıla ve as.Yürü ardına bakmadan,başın dik olsun,muhteşem bir savaş kazanmış muzaffer bir komutan edasıyla yürü,adımların hiç tereddüt etmesin ''iyi ki'' lere giderken.
Çünkü ''keşke'' ler yok artık,yokuş yok,viraj yok.Ömrünün her karesini dilediğin renge boyayabileceğin bir yol var önünde hep ''iyi ki'' lere uzanan,hep iyilerin olduğu.
Boya,dilediğince boya.Her umut ayrı bir renk,her hayal bir desendir avuçlarında umutma.
Yaşam bir düş değildir,hangi rüyayı görmek istiyorsan onu hayal edersin ve kapatırsın gözlerini.Bırak hayat bütün ''keşke'' yapraklarını döksün takviminden,dünün hükmü dünde kalmıştır çünkü.
Tek kural vardır yaşamda ''DÜŞÜN,İNAN,BAŞAR''
Hadi herşeyi bir kenara bırak.Bir mum yak birleştir kirpiklerini ve yeniden öğret gözlerine ''iyi ki'' leri görmeyi.
Eline bir sözlük al,önce KEŞ sonra İYİ kelimelerinin anlamına bak.
Hadi karar ver,hangisi daha hoş geliyorsa kulağına yarın sabah onları kat hayatına.
Abraham LİNCOLN
SENİN TAHTA PERDENE KOYDUĞUM ÇİVİ İÇİN
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. ' arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak' demiş. Genç, birinci
ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)' demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona 'aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak' demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara(delik)bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak(kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar' demiş.ben bu konuda kendi üstüme tanımam hem çivi deliklerim hemde çivilerim çoktur napıyım canım yanmasa yakmazdım sonuçta hepimiz iyilik üzre yaratılıp kötülükler öğreniyoruz bazan ruhumuza çakılan çiviler ağır geliyor elbette mevlana gönlüne sahip olamadığımızdan bizde çivilemelere başlıyoruz dünya hayatı geçici ve pişmek için bir fırın olduğuna göre hatalarımız olacak affettirebilmek duasıyla
ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)' demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona 'aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak' demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara(delik)bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak(kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar' demiş.ben bu konuda kendi üstüme tanımam hem çivi deliklerim hemde çivilerim çoktur napıyım canım yanmasa yakmazdım sonuçta hepimiz iyilik üzre yaratılıp kötülükler öğreniyoruz bazan ruhumuza çakılan çiviler ağır geliyor elbette mevlana gönlüne sahip olamadığımızdan bizde çivilemelere başlıyoruz dünya hayatı geçici ve pişmek için bir fırın olduğuna göre hatalarımız olacak affettirebilmek duasıyla
25 Aralık 2008 Perşembe
ilk ekmek
Bu gün biraz daha iyiyidim sanırım iş yapmaktan kendimi dinlemeye fırsatım olmadı iyide oldu elimdeki nimetlere şükretmem gerekir.Akşama kadar yorulduğum yetmedi ekmek yapmak için kolları sıvadık oğlumda pek sever mutfakta yanımda olmayı birbirimizle didişe didişe iş yaparız ben çok kaprisliyim mutfakata çocuğa ahçı yamağı muamelesi yapıyorum oda canım benim nazımı çeker sağolsun güzel gözlüm ,sonunda ilk ekmeğimizi pişirdik çok güzel oldu oğlumun eli değdiya ondandır :)makinede elimizi sürmedik pek ama onuda böyle tavlamam lazım :)yoksa misaifirm geldiğinde başım sıkıştığında nasıl yardım isterim.rabbim eşime ve oğlumla sağlık sıhhat içinde yaşamayı nasip etsinde herşey geçer. sevgi ve muhabbetle .
24 Aralık 2008 Çarşamba
mutluluk reçetesi
İnsanlar artık daha iyi, daha huzurlu ve daha mutlu yaşamanın peşinde. Tabii bir de yaşlanırken genç ve güzel görünme isteği var. İşte, Modern çağın derdine derman olacak sözler...
Son yıllarda hemen herkes daha iyi, daha huzurlu ve daha mutlu yaşamanın peşinde. Tabii bir de yaşlanırken genç ve güzel görünme isteği var. Kişiler uzmanlardan öğrendiği, çevresinden duyduğu her yeni bilginin peşine düşüyor ve hayatına nasıl uygulayacağının yollarını arıyor. Nasıl beslenmesi gerektiğinden kilo yönetimine, kendisini tanımasından toplumsal ilişkilerine, bedenine nasıl bakacağından başına gelen olayları nasıl karşılayacağına kadar pek çok şey insan hayatını etkiliyor.
Sağlıklı yaşamanın en temel şartlarından biri şüphesiz ki doğru beslenme. Atalarımız boşuna dememiş 'Sağlık, varlıktan yeğdir' ya da 'Azıcık aşım, ağrısız başım' diye. Hangi doktora ya da uzmana sorarsanız sorun sofradan doymadan kalkmayı (az yemeyi), yavaş yemeyi, dengeli yemeyi (örneğin; et ile sebze beraber), doğru pişirme yöntemlerini tavsiye eder. Oysa bin beş yüz yıl öncesinden Peygamber Efendimiz (sas), midemizin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini de nefese ayırmamızı öneriyor. Yemekten sonra dişleri temizlemek de Peygamberimiz'in sünnetlerinden biri. Akşam yemeğini kesmenin ihtiyarlığa sebebiyet vereceğini haber veren Peygamberimiz aynı zamanda tok olarak yatılmaması gerektiğini, kalbi katılaştırdığını da buyurmuştur. Buna bir de atalarımız 'Bol bol yiyen bel bel bakar'ı ekledi tabii. Yine sabah kahvaltısı güne halim ve ağır başlı başlamak adına önemli. Yemeğin iyi pişmiş ve taze olması, yerken çok çiğnenmesi hep bilip de uygulamadığımız önemli anekdotlar arasında.
Peygamber Efendimiz sanki ta o zamanlardan günümüzü görüyor sanki. "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır" buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve bizleri uyarıyor.
Tıbbî olarak bedene zarar veren şeyler dinen de yasak ilan edilmiştir. Mesela yazın güneş altında çok kalıp hastalanmak bilhassa deri ve göz sağlığı için çok tehlikeli. Yine Peygamber Efendimiz konuyla ilgili olarak "Güneşte fazla durmayın, güneş elbiseyi eskitir, soldurur, hastalığa da sebebiyet verir." buyuruyor. Diğer bir önemli husus da küçük ve büyük abdesti bekletmeme konusu. Çünkü idrar bekletilirse organları tahrip etmeye başlayabilir. Aşırı üzüntü insana zarar verdiği gibi böyle durumlarda başka şeylerle meşgul olunması gerektiği söylenir hep. Belki de bu yüzden atalarımız 'Ayağını sıcak tut, başını serin. Bir işle meşgul ol, düşünme derin derin' dememiş midir?
Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Ender Saraç'a göre insan, özünde ruhsal bir yaratık ve ruhunu bilgeleştirmeye çalışmalı. Aksi halde en iyi vitaminleri de alsa, en iyi hastanelere de gitse şifa hücrelerine işlemez. Saraç, insanın kendini açması gerektiğine ve zikrin bunun için iyi bir araç olduğuna inanıyor. Mesela El Halim çekerek stresi yenebilir, Yâ Vedud çekerek çevreye sevgiyle bakabiliriz.
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na göre mutlu ve huzurlu bir ömür için planlı yaşamayı tercih etmelisiniz. Müftüoğlu, her yeni güne enerjiyle ve hayatı sevmekle başlanılması gerektiğine inanıyor ve yaşlanmayı durdurmak veya geriye yaşlanmak yerine kaliteli ve iyi yaşamış aklı, ruhu ve bedeni dinç bir yaşlı olmaya yeğlememiz gerektiğini söylüyor. Müftüoğlu dua etmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiği, kan basıncını dengelediği, kalp atışını düzenlediği, stres yönetimini kolaylaştırıp depresyonu engellediği yönünde gözlemlerin olduğuna da vurgu yapıyor. Üstelik dua etmek yalnız hastalıkları önlemiyor, iyileştirmeyi de kolaylaştırıyor.
HAYATI MUTLU KILMANIN YOLLARI:
- Aşırı iddialı, kazanmaya odaklı biri olmamaya özen göstermeli ve sorun çıktığında 'bu da geçer' diyebilmelisiniz.
- Manevi yanınızı güçlendirmeli, dua etmeli, sahip olduğunuzun şeylerin kıymetini bilmeli ve şükretmelisiniz.
- Sağlık kontrollerinizi düzenli bir şekilde yaptırmalı, tedbiri elden bırakmamalısınız.
- Aşırı üzüntü ve aşırı sevinç zararlıdır, kanı pıhtılaştırır.
- Et ve bal yemek, güzel koku sürünmek ve yumuşak kumaştan dokunmuş güzel kıyafet giymek bedeni kuvvetlendirir.
- Alkol, sigara ve benzeri kötü alışkanlıklardan uzak durmalısınız.
- Göbek bağlamayın, emniyet kemerinizi sürekli takın, sık sık vücudunuzu dinlendirin.
- Hastalıkların hayatın ufak tefek aksamaları olduğunu ve çoğu kez sizi daha çok güçlendirdiğini anlamalısınız. Tabii bir de 'Hastalık sağlığın zekatıdır' unutmayın.
- Öfke ve hiddetten uzak durmaya gayret edin.
- Fazla düşünce, çok ekşi yemek ve aç karnına çok su içmek de bedeni zayıflatır.
- Sürme çekmek, doğaya ve akarsuya bakmak gözü kuvvetlendirir.
- Pisliğe bakmak, idam edilene bakmak ve kıbleye arkası dönük oturmak gözün nurunu azaltır.
- Fazla ve lüzumsuz konuşmamak, dişleri temizlemek, alimlerle beraber olmak ve günah işlememeye dikkat etmek aklı çoğaltır.
BEDENİNİZE VE RUHUNUZA İYİ DAVRANIN
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: "Mutlu ve sağlıklı yaşayıp, genç ve dinç yaşlanmak istiyorsanız huzurlu biri olmaya çalışmalısınız. Hayata güzel ve hoş yanlarından bakmalı, endişe, korku ve panik duraklarında durmamalısınız. Kızgınlık, hiddet ve kıskançlık gibi kötü duyguları geldikleri yere geri göndermelisiniz. Mutlu olmayı gerçekten arzuluyorsanız, daha çok "insan kalmalı", daha çok "insan sevmeli", daha "iyi bir insan olmalısınız." İhtiyacınız kadar yemeli, sofradan biraz aç kalkmalısınız. Sabahları erken uyanmalı, birazcık egzersiz yapmalısınız. Şekerin, tuzun fazlasından uzak kalmalı, fırsat buldukça yürümeli, adımlarınızı sıklaştırmalısınız. Pazar çantalarınızı kendiniz taşımalı, bahçenizin bakımını kendiniz yapmalı, otomobilinizi siz yıkamalısınız. Ayda bir kez bel çevrenize bir göz atmalı, haftada bir kez tartılmalısınız. Mutlu olmak istiyorsanız ne yapıp etmeli, yavaşlamalısınız! Hayata sadece dokunmayıp, sımsıkı sarılmalısınız. En büyük yatırımları kendinize yapmalı, beden ve ruhunuza iyi davranmalısınız. Hücrelerinizin her birini önemsemeli, sahip çıkmalısınız. Bir de karnınızın doyduğuna, cebinizdeki paraya, güzel bir manzaraya baktığınıza, sağlığınıza ve daha birçok şeye şükretmek gerekir. Çünkü en az yürümek, yüzmek, merdiven çıkmak veya kolesterolünü, şekerini, tansiyonunu kontrol altında tutmak kadar hayatı iyileştiren bir faktördür."
KOLALI İÇECEKLER İNSAN NESLİNİ YOK EDER
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Ahmet Maranki: "Fıtrata ters yaşamak hastalıkları getirir. Allah kâinatta yarattığı her şeyi vaktinde yarattı ve bizim emrimize verdi. Sen ocak ayında domates yer, ağustosta portakal suyu içersen şefkat tokadını yersin. Vücudun zaten yazın portakala ihtiyacı yok. Tatlı, ya yemekten önce yenir ya da bir saat sonra, meyve de böyle. Ama her bitki birbiriyle yenmez. Etle tatlı yenmez, makarna, pilav, patates ve karbonhidratlı diğer ürünler de yenmez. Sadece sebze yenir. Sebzeler temizleyici, meyveler besleyicidir. Peygamberimiz çayı hurma ve üzümle içermiş, bizim de böyle yapmamız gerekir. Efendimiz 'yüzük takın' demiş. Sen taşını bilir, rengini giyer ve kokunu sürersen sevilirsin ve enerjin güzel olur. İnsan beden temizliğini yaparsa 5-6 saatlik uyku yeter, fazlası ölümdür. Peygamberimiz evlerin dizaynına kadar her şeyin nasıl yapılacağını anlatır. Evinizi güneye bakan tarafa yapın der. Tıp da bunu doğruluyor. Kötü düşünce, kötü haber hücreleri bloke eder. Zencefil, sarımsak, ısırgan, acı biber şifadır. Mercimek çorbası beyine güç verir. Kolalı içecekler insan neslini yok eder."
HAREKETLİ VE MÜTEVAZI YAŞAMAK ÖNEMLİ
Sağlıklı yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç: "Artık özürlülerin yaşadığı bir topluma doğru sürükleniyoruz. 'Kapının önünden arabaya bin, ikinci kata asansörle çık, her şeyi uzaktan kumanda ile hallet, düğmeye bas çamaşır-bulaşık yıkansın' derken hareket edemez olduk. Onun için de özellikle kilo ve eklem sorunlarımız ortaya çıkıyor. Düzenli egzersiz yapmak ve daha mütevazı yaşamamız lazım. Henüz oluşma aşamasında iken hastalıklara dikkat etmek ve erken tahliller yaptırmamız gerekir. İyi bir uyku kesinlikle şart, ama şehir yaşantısı uyku kalitesini bozdu. Bunların yanında diğer canlıların yaşama hakkına saygı göstermek lazım. Hayatla ilgili daha radikal çözümlere gitmeli. Hastalanıp 'antibiyotik alayım' olmamalıdır.
.
Son yıllarda hemen herkes daha iyi, daha huzurlu ve daha mutlu yaşamanın peşinde. Tabii bir de yaşlanırken genç ve güzel görünme isteği var. Kişiler uzmanlardan öğrendiği, çevresinden duyduğu her yeni bilginin peşine düşüyor ve hayatına nasıl uygulayacağının yollarını arıyor. Nasıl beslenmesi gerektiğinden kilo yönetimine, kendisini tanımasından toplumsal ilişkilerine, bedenine nasıl bakacağından başına gelen olayları nasıl karşılayacağına kadar pek çok şey insan hayatını etkiliyor.
Sağlıklı yaşamanın en temel şartlarından biri şüphesiz ki doğru beslenme. Atalarımız boşuna dememiş 'Sağlık, varlıktan yeğdir' ya da 'Azıcık aşım, ağrısız başım' diye. Hangi doktora ya da uzmana sorarsanız sorun sofradan doymadan kalkmayı (az yemeyi), yavaş yemeyi, dengeli yemeyi (örneğin; et ile sebze beraber), doğru pişirme yöntemlerini tavsiye eder. Oysa bin beş yüz yıl öncesinden Peygamber Efendimiz (sas), midemizin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini de nefese ayırmamızı öneriyor. Yemekten sonra dişleri temizlemek de Peygamberimiz'in sünnetlerinden biri. Akşam yemeğini kesmenin ihtiyarlığa sebebiyet vereceğini haber veren Peygamberimiz aynı zamanda tok olarak yatılmaması gerektiğini, kalbi katılaştırdığını da buyurmuştur. Buna bir de atalarımız 'Bol bol yiyen bel bel bakar'ı ekledi tabii. Yine sabah kahvaltısı güne halim ve ağır başlı başlamak adına önemli. Yemeğin iyi pişmiş ve taze olması, yerken çok çiğnenmesi hep bilip de uygulamadığımız önemli anekdotlar arasında.
Peygamber Efendimiz sanki ta o zamanlardan günümüzü görüyor sanki. "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır" buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve bizleri uyarıyor.
Tıbbî olarak bedene zarar veren şeyler dinen de yasak ilan edilmiştir. Mesela yazın güneş altında çok kalıp hastalanmak bilhassa deri ve göz sağlığı için çok tehlikeli. Yine Peygamber Efendimiz konuyla ilgili olarak "Güneşte fazla durmayın, güneş elbiseyi eskitir, soldurur, hastalığa da sebebiyet verir." buyuruyor. Diğer bir önemli husus da küçük ve büyük abdesti bekletmeme konusu. Çünkü idrar bekletilirse organları tahrip etmeye başlayabilir. Aşırı üzüntü insana zarar verdiği gibi böyle durumlarda başka şeylerle meşgul olunması gerektiği söylenir hep. Belki de bu yüzden atalarımız 'Ayağını sıcak tut, başını serin. Bir işle meşgul ol, düşünme derin derin' dememiş midir?
Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Ender Saraç'a göre insan, özünde ruhsal bir yaratık ve ruhunu bilgeleştirmeye çalışmalı. Aksi halde en iyi vitaminleri de alsa, en iyi hastanelere de gitse şifa hücrelerine işlemez. Saraç, insanın kendini açması gerektiğine ve zikrin bunun için iyi bir araç olduğuna inanıyor. Mesela El Halim çekerek stresi yenebilir, Yâ Vedud çekerek çevreye sevgiyle bakabiliriz.
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na göre mutlu ve huzurlu bir ömür için planlı yaşamayı tercih etmelisiniz. Müftüoğlu, her yeni güne enerjiyle ve hayatı sevmekle başlanılması gerektiğine inanıyor ve yaşlanmayı durdurmak veya geriye yaşlanmak yerine kaliteli ve iyi yaşamış aklı, ruhu ve bedeni dinç bir yaşlı olmaya yeğlememiz gerektiğini söylüyor. Müftüoğlu dua etmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiği, kan basıncını dengelediği, kalp atışını düzenlediği, stres yönetimini kolaylaştırıp depresyonu engellediği yönünde gözlemlerin olduğuna da vurgu yapıyor. Üstelik dua etmek yalnız hastalıkları önlemiyor, iyileştirmeyi de kolaylaştırıyor.
HAYATI MUTLU KILMANIN YOLLARI:
- Aşırı iddialı, kazanmaya odaklı biri olmamaya özen göstermeli ve sorun çıktığında 'bu da geçer' diyebilmelisiniz.
- Manevi yanınızı güçlendirmeli, dua etmeli, sahip olduğunuzun şeylerin kıymetini bilmeli ve şükretmelisiniz.
- Sağlık kontrollerinizi düzenli bir şekilde yaptırmalı, tedbiri elden bırakmamalısınız.
- Aşırı üzüntü ve aşırı sevinç zararlıdır, kanı pıhtılaştırır.
- Et ve bal yemek, güzel koku sürünmek ve yumuşak kumaştan dokunmuş güzel kıyafet giymek bedeni kuvvetlendirir.
- Alkol, sigara ve benzeri kötü alışkanlıklardan uzak durmalısınız.
- Göbek bağlamayın, emniyet kemerinizi sürekli takın, sık sık vücudunuzu dinlendirin.
- Hastalıkların hayatın ufak tefek aksamaları olduğunu ve çoğu kez sizi daha çok güçlendirdiğini anlamalısınız. Tabii bir de 'Hastalık sağlığın zekatıdır' unutmayın.
- Öfke ve hiddetten uzak durmaya gayret edin.
- Fazla düşünce, çok ekşi yemek ve aç karnına çok su içmek de bedeni zayıflatır.
- Sürme çekmek, doğaya ve akarsuya bakmak gözü kuvvetlendirir.
- Pisliğe bakmak, idam edilene bakmak ve kıbleye arkası dönük oturmak gözün nurunu azaltır.
- Fazla ve lüzumsuz konuşmamak, dişleri temizlemek, alimlerle beraber olmak ve günah işlememeye dikkat etmek aklı çoğaltır.
BEDENİNİZE VE RUHUNUZA İYİ DAVRANIN
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: "Mutlu ve sağlıklı yaşayıp, genç ve dinç yaşlanmak istiyorsanız huzurlu biri olmaya çalışmalısınız. Hayata güzel ve hoş yanlarından bakmalı, endişe, korku ve panik duraklarında durmamalısınız. Kızgınlık, hiddet ve kıskançlık gibi kötü duyguları geldikleri yere geri göndermelisiniz. Mutlu olmayı gerçekten arzuluyorsanız, daha çok "insan kalmalı", daha çok "insan sevmeli", daha "iyi bir insan olmalısınız." İhtiyacınız kadar yemeli, sofradan biraz aç kalkmalısınız. Sabahları erken uyanmalı, birazcık egzersiz yapmalısınız. Şekerin, tuzun fazlasından uzak kalmalı, fırsat buldukça yürümeli, adımlarınızı sıklaştırmalısınız. Pazar çantalarınızı kendiniz taşımalı, bahçenizin bakımını kendiniz yapmalı, otomobilinizi siz yıkamalısınız. Ayda bir kez bel çevrenize bir göz atmalı, haftada bir kez tartılmalısınız. Mutlu olmak istiyorsanız ne yapıp etmeli, yavaşlamalısınız! Hayata sadece dokunmayıp, sımsıkı sarılmalısınız. En büyük yatırımları kendinize yapmalı, beden ve ruhunuza iyi davranmalısınız. Hücrelerinizin her birini önemsemeli, sahip çıkmalısınız. Bir de karnınızın doyduğuna, cebinizdeki paraya, güzel bir manzaraya baktığınıza, sağlığınıza ve daha birçok şeye şükretmek gerekir. Çünkü en az yürümek, yüzmek, merdiven çıkmak veya kolesterolünü, şekerini, tansiyonunu kontrol altında tutmak kadar hayatı iyileştiren bir faktördür."
KOLALI İÇECEKLER İNSAN NESLİNİ YOK EDER
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Ahmet Maranki: "Fıtrata ters yaşamak hastalıkları getirir. Allah kâinatta yarattığı her şeyi vaktinde yarattı ve bizim emrimize verdi. Sen ocak ayında domates yer, ağustosta portakal suyu içersen şefkat tokadını yersin. Vücudun zaten yazın portakala ihtiyacı yok. Tatlı, ya yemekten önce yenir ya da bir saat sonra, meyve de böyle. Ama her bitki birbiriyle yenmez. Etle tatlı yenmez, makarna, pilav, patates ve karbonhidratlı diğer ürünler de yenmez. Sadece sebze yenir. Sebzeler temizleyici, meyveler besleyicidir. Peygamberimiz çayı hurma ve üzümle içermiş, bizim de böyle yapmamız gerekir. Efendimiz 'yüzük takın' demiş. Sen taşını bilir, rengini giyer ve kokunu sürersen sevilirsin ve enerjin güzel olur. İnsan beden temizliğini yaparsa 5-6 saatlik uyku yeter, fazlası ölümdür. Peygamberimiz evlerin dizaynına kadar her şeyin nasıl yapılacağını anlatır. Evinizi güneye bakan tarafa yapın der. Tıp da bunu doğruluyor. Kötü düşünce, kötü haber hücreleri bloke eder. Zencefil, sarımsak, ısırgan, acı biber şifadır. Mercimek çorbası beyine güç verir. Kolalı içecekler insan neslini yok eder."
HAREKETLİ VE MÜTEVAZI YAŞAMAK ÖNEMLİ
Sağlıklı yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç: "Artık özürlülerin yaşadığı bir topluma doğru sürükleniyoruz. 'Kapının önünden arabaya bin, ikinci kata asansörle çık, her şeyi uzaktan kumanda ile hallet, düğmeye bas çamaşır-bulaşık yıkansın' derken hareket edemez olduk. Onun için de özellikle kilo ve eklem sorunlarımız ortaya çıkıyor. Düzenli egzersiz yapmak ve daha mütevazı yaşamamız lazım. Henüz oluşma aşamasında iken hastalıklara dikkat etmek ve erken tahliller yaptırmamız gerekir. İyi bir uyku kesinlikle şart, ama şehir yaşantısı uyku kalitesini bozdu. Bunların yanında diğer canlıların yaşama hakkına saygı göstermek lazım. Hayatla ilgili daha radikal çözümlere gitmeli. Hastalanıp 'antibiyotik alayım' olmamalıdır.
.
23 Aralık 2008 Salı
depresyondayım ve çıkmak için yolu kaybettim:(
Evet tam anlamıyla uçdum bulunduğum yerden hızla uşaklaşmak tek isteğim olmuş durumda paranoyaklaştım iyice ne yapıyım kendimi iyi hissetmiyorum aslında şükretmek için okadar sebebim varken takıldım sanırım bunda bu yaz hiç biryere gitmememin etkisi büyük bunaldım ve doldu son aylardaki stres ve hastalıklarda eklenince büyüdü içimde ,aslında tatili deniz ve güneş sayan biri değilimdir yeni yerler görsem 3,5 bişeyler alsam evime ,huzurlu bizi tanımayanların ve tanımadıklarımın içinde gezinsem sessiz sakin eşimle oğlumla ,camilerini gezebilsem yeter benim tatilim budur 5 yıldızlı denizli ,çok lüks otel hayalim yok ama nefes almak içinde bazı gezmeler şart sanırım ve bunu yapmadığımdan kış tam anlamıyla üzerime çöktü imdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaat hayatımın koştur koştura gitmesini oturduğum yerden izlemekten yoruldum ara sıra arkasına dönüp bana bakıyor bunun dışında elimden birşey gelmiyor oysa onunla beraber gitmeliyiz yanyan bana yaptığı haksızlık:) çok güzel ve kesinlikle buradan uzak bir ev ve yaşam hayal ediyorum ama öyle bir kurdumki ütopyalrımın arsında number one (bir numara ) oldu neyse girdiğim ve uzun süredir kaybolduğum depresyondan sevgilerle aslında biryerde okumuştum gerçek mümin asla depresyona girmezmiş sanırım en çokda manevi yönümün zayıflamış olması beni kederlendiriyor .
22 Aralık 2008 Pazartesi
Siz Hangi 'Şehir'siniz?gülerim ben buna bu günlerdeki hasretimi ancak bu kadar isabetli anlatır bir test:
Bazı şehirlerin adı bile başka gelir kulağa, bazen bir kelime sadece tek bir kelime o şehri anlatmaya yeter, hiç görmemiş bile olsanız "benim şehrim o" dersiniz. Çünkü her şehrin kendine has bir kişiliği vardır, tıpkı insanlar gibi. Peki siz hangi şehirsiniz?
İstanbul
Siz tam anlamıyla bir “İstanbul”sunuz. Eğer İstanbul’da doğduysanız bu sizin için adeta bir şans demek, çünkü zaten başka bir şehirde mutlu olmazmışsınız gibi bir duruşunuz var. İstanbul hiç bir zaman öngörülemeyen karakterdedir, gizemli, cazibeli, büyüleyicidir, tıpkı sizin gibi. Hem geçmişinin izlerini taşır hem bugünü tüm realitesiyle yaşatır. Kim neyi görmek istiyorsa İstanbul’da onu görür. Tanımak, tanımlamak zaman alır. Tüm bunlar da size has özellikler değil mi? Siz nereye giderseniz gidin denizinin kokusuyla, sokaklarının sesiyle, mavi rengiyle İstanbul sizi geri çağırır ve siz bu çağrıyı kulak ardı edemezsiniz. Çünkü siz zaten "İstanbul"sunuz.nette gezerken bir test dikkatimi çekti siz hangi şehirisniz diye yaptım yukarıdaki sonuç çıktı şaka gibi :)özledim seni güzel istanbul!
İstanbul
Siz tam anlamıyla bir “İstanbul”sunuz. Eğer İstanbul’da doğduysanız bu sizin için adeta bir şans demek, çünkü zaten başka bir şehirde mutlu olmazmışsınız gibi bir duruşunuz var. İstanbul hiç bir zaman öngörülemeyen karakterdedir, gizemli, cazibeli, büyüleyicidir, tıpkı sizin gibi. Hem geçmişinin izlerini taşır hem bugünü tüm realitesiyle yaşatır. Kim neyi görmek istiyorsa İstanbul’da onu görür. Tanımak, tanımlamak zaman alır. Tüm bunlar da size has özellikler değil mi? Siz nereye giderseniz gidin denizinin kokusuyla, sokaklarının sesiyle, mavi rengiyle İstanbul sizi geri çağırır ve siz bu çağrıyı kulak ardı edemezsiniz. Çünkü siz zaten "İstanbul"sunuz.nette gezerken bir test dikkatimi çekti siz hangi şehirisniz diye yaptım yukarıdaki sonuç çıktı şaka gibi :)özledim seni güzel istanbul!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)