1 Eylül 2008 Pazartesi

HERKESE HAYIRLI RAMAZANLAR

Peygamber Efendimizin Lisanından Ramazan
Oruç, İslâm'ın dördüncü emridir.

- İnsanın manevî yönden gelişmesini sağlar.
- Oruç tutan kimseyi kötü davranışlardan ve iffetsizlikten alıkor;
- ve Cehenneme girmesine engel olur.1

Allah Teâlâ, işte bu gibi özellikleri sebebiyle orucu hem Muhammed ümmetine, hem ondan önceki ümmetlere farz kıldı.2

Orucun "sayılı günlerde," yani yılda bir defa Ramazan ayında tutulmasını emretti.3


Oruç tutmanın sevabı

Namaz kılan, zekât veren ve haccedeni herkes görür. Fakat bir kimsenin oruç tuttuğunu sadece Allah bilir. Oruca riya ve gösteriş bulaşmadığı için, oruç tutan kimsenin Allah katında farklı bir yeri vardır.

Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre Allah Teâlâ bu özel durumu şöyle açıklamıştır:
Oruç tutan kimse; yemesini, içmesini ve her türlü bedenî zevkini sadece Benim rızâmı kazanmak için bırakır; bu sebeple onun ödülünü bizzat Ben vereceğim.

Oruç tutan kimsenin çok sevindiği iki zaman vardır. Biri akşam iftar ettiği zaman, öteki de Rabbine kavuştuğu zaman.4

Orucun ve oruçlunun değerini şimdi de Resûl-i Ekrem Efendimizden dinleyelim:

Oruçlu bir ağzın kokusu, Allah yanında en güzel kokudan daha değerlidir.

Sevap olduğuna inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.5

Allah Teâlâ, kendi rızâsı için oruç tutanı, Cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.6

Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlar, kıyamet gününde Cennete namaz kapısından; cihad edenler cihad kapısından, sadaka verenler sadaka kapısından gireceklerdir.

Bu sekiz kapıdan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir.

Mahşer yerinde bir ara "Oruç tutanlar nerede?" diye seslenilecek. Oruç tutanlar yerlerinden doğrulacak. Onlar Cennete girince bu kapı kapanacak; artık oradan kimse girmeyecek. Reyyân kapısından girenler bir daha susuzluk çekmeyecek.7

Sahâbîlerden biri, Peygamber Efendimizden, kendisine fayda verecek bir ibadet tavsiye etmesini istedi. Resûl-i Ekrem ona "Oruç tutmanı tavsiye ederim. Onun gibisi yoktur" buyurdu.8 Böylece orucun gösterişten uzak, ihlâs ve samimiyetle yapılan müstesna bir ibadet olduğuna işaret buyurdu.


Ramazan ayının değeri

Şimdi yine Sevgili Efendimizi dinleyelim:

Ramazan ayının daha ilk gecesinde Cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır; Cehennemin kapıları birer birer kapanır; azgın şeytanlar bağlanıp tesirsiz hale getirilir." 9

Oruç tutan kimse, büyük günahlardan sakınırsa, iki Ramazan arasında yaptığı günahları affedilir.10

"Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi" bu aydadır." 11

Ramazan ayını oruçla geçiren, bir de her ay üç gün oruç tutan kimseye bütün yıl oruç tutmuş gibi sevap verilir.12 Çünkü iyiliklere on katı sevap verilecektir.

Bir ibadete ve iyiliğe on katı sevap verileceğini Allah Teâlâ da belirtmiştir.13

Ramazan ayı Kur'ân ayıdır. Peygamber Efendimiz Ramazan'ın her gecesinde Cebrail aleyhisselâm ile buluşur ve o güne kadar inen Kur'ân âyetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı.14

Allah'ın Resulü her zaman cömertti; ama Cebrail aleyhisselâm ile çokça buluştuğu bu ayda, esen rüzgârdan daha cömert olurdu.15


Oruçlu nasıl olmalı?

Oruçlunun sadece midesi değil, dili de oruç tutmalıdır. Bunu Peygamber Efendimiz şöyle anlatmıştır:

- Oruçlunun ağzından kesinlikle kötü söz çıkmamalı,
- kimseyle kavga etmemeli,
- yalan söylemekten, boş ve mânâsız konuşmaktan kaçınmalıdır.
- Eğer biri ona hakaret etmeye kalkarsa, "Ben oruçluyum" deyip geçmelidir.16

Hem oruç tutup, hem yalan söyleyenin, yalan dolanla iş yapanın, yemeyi içmeyi bırakmasına Allah Teâlâ hiç değer vermeyecektir.17
Orucu oruç gibi tutmayanların eline, aç susuz kalmaktan başka birşey geçmeyecektedir.18


Sahur ve iftar vakitleri

Ramazan ayının her ânı değerli olmakla beraber bu ayda özel zamanlar vardır. Bu zamanlardan biri sahur, diğeri iftar vaktidir.

Sahur vakti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Sahur yapınız, çünkü sahurda bolluk, bereket vardır."19

Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucunu birbirinden ayıran en önemli fark sahur yemeğidir.20

Peygamber Efendimiz iftar vaktine de önem verilmesini istemiş; iftar saati girdiği anda oruç açmayı tembih ederek şöyle buyurmuştur:

"Müslümanlar, oruç açmakta acele ettikleri sürece hayır içinde yaşarlar."21


Kadir Gecesi

Ramazan ayı içinde en değerli zaman dilimi Kadir Gecesidir. Allah Teâlâ, "kutlu bir gece" olduğunu haber verdiği22 Kadir Gecesinin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş, ve:
- Kur'ân-ı Kerîm'i Kadir Gecesinde indirdiğini,
- Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu,
- o gecede sabaha kadar Allah'ın izniyle meleklerin ve Cebrail'in yeryüzüne indiğini,
- o gece yeryüzüne barış ve esenliğin hâkim olduğunu haber vermiştir.23

Resûl-i Ekrem Efendimiz de şu gerçekleri bize bildirmiştir: Bu mübarek geceyi, faziletine inanarak, karşılığını Allah'tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.24

Kadir Gecesini Ramazan ayının son on günündeki tekli gecelerde,25 hattâ Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde aramalıdır.26 Kadir gecesinin sabahında güneşin, iyice yükselinceye kadar, ziyâsı ay gibi sönük olur.27

Bir adam Resûl-i Ekrem'e gelerek yaşlı ve hasta olduğunu, geceleyin namaz kılamadığını, fakat Kadir Gecesinde ibadet etmeyi arzu ettiğini belirterek o geceyi kendisine söylemesini istedi; Peygamber Efendimiz de ona, Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde ibadet etmesini tavsiye etti.28

Bununla beraber Efendimiz, Ashabına, Kadir Gecesini Ramazan'ın yirmi dokuzuncu, yirmi yedinci, yirmi beşinci gecelerinde aramalarını da söyledi.29


Kadir Gecesi nasıl dua etmeli?

Bir gün Hz. Âişe, Allah'ın Elçisine Kadir Gecesine rastlarsa nasıl dua etmesi gerektiğini sordu. Peygamber Efendimiz de ona şöyle dua etmesini söyledi:
Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!30


İ'tikâfa çekilmek

Sevgili Peygamberimiz Ramazan ayının son on gününde dünya işlerini bırakır, Mescid-i Nebevî'ye çekilir, sadece ibadetle meşgul olurdu.

Ailesini de bu gecelerde ibadet etmeleri için uyandırırdı.

Itikâf denen bu ibadet sırasında Peygamber Efendimiz namaz kılar, Kur'ân okur ve tefekkürle meşgul olurdu.

Vefatından sonra da eşleri itikâfa çekilmeye devam etti.31


Teravih namazı

Ramazan ayının oruçtan sonra en belirgin ibadeti teravih namazıdır. Sahâbîler, Peygamber Efendimizin kendi başına teravih namazı kıldığını öğrenince, bu namazı kendilerine de kıldırmasını istediler. Hz. Peygamber onlara sadece üç defa teravih namazı kıldırdı.

Bu olay şöyle oldu:

O yıl Ramazan ayının çıkmasına yedi gün kalmıştı.
Her gece yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine çekilen Peygamber Efendimiz, o gece mescitte kaldı ve Ashabına ilk defa teravih namazı kıldırdı. Teravih, gecenin üçte birine kadar devam etti.

Ertesi gün ağızdan ağıza Peygamber Efendimizin teravih namazı kıldırdığı haberi yayıldı. Sahâbîler mescitte toplandılar; fakat Efendimiz o akşam teravih namazı kıldırmadı.

Ertesi gün yine teravih namazı kıldırdı ve namaz gece yarısına kadar devam etti. Bir sonraki gün yine kıldırmadı.

Nihayet Ramazan'ın çıkmasına üç gün kala, eşlerine ve kızlarına da haber göndererek bütün gece devam eden bir teravih daha kıldırdı. O gün Müslümanlar sahurlarını zor yapabildiler. Sevgili Peygamberimiz teravih namazının farz olabileceğini, bunun da Müslümanları zora sokacağını düşünerek bir daha teravih kıldırmadı.32

Herkesin teravih namazını kendi evinde kılmasını tavsiye etti.

O günden sonra Sahâbîler, hem Peygamber Efendimiz zamanında, hem Hz. Ebû Bekir devrinde, hem de Hz. Ömer'in hilâfetinin ilk yıllarında teravih namazını evlerinde kıldılar.

Teravih namazlarının camide cemaatle kılınması âdeti, Hz. Ömer devrinde başladı.


Şevval orucu

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ramazan orucunu tutanların, Ramazan'ın hemen ardından gelen Şevval ayında altı gün daha oruç tutmalarını tavsiye etti. Böylece otuz beş veya otuz altı gün oruç tutmuş olacaklarını, her iyiliğe on misli karşılık verileceğine göre, bir yıl boyunca oruç tutmuş gibi sevap kazanacaklarını söyledi.33


Asr-ı Saadetten Bir Hatıra

Haris el-Eş'arîradıyallahu anh anlatıyor:

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Allah Teâlâ, Zekeriyyâ Peygamberin oğlu Yahya aleyhisselâm'a, hem kendi yapması, hem de İsrailoğullarına emretmesi için beş buyruk verdi.

Yahya Peygamber bu emirleri halka duyurmayı azıcık geciktirince, Îsâ aleyhisselâm onun yanına geldi:

"Yahya!" dedi. "Cenâb-ı Hak, hem bizzat yapman, hem de İsrailoğullarına emretmen için sana beş buyruk verdi. Bu emirleri onlara ya bir an önce söyle, yoksa ben söyleyeceğim." Yahya Peygamber:

"Kardeşim!" dedi Îsâ aleyhisselâm'a. "Allah'ın bana verdiği emirleri halka ben değil de sen duyurursan, Cenâb-ı Hakk'ın bana azap etmesinden veya beni yerin dibine geçirmesinden korkarım."

Sonra da halkı Beytülmukaddes'te topladı. Cami ağzına kadar doldu; hattâ halk şerefelerde oturdu.

Yahya Peygamber, Allah'a hamd ve senadan sonra vaaza başlayıp şunları söyledi:

"Allah bana hem bizzat uygulamam, hem de size söylemem için beş emir verdi. Ben de size onları yapmanızı emrediyorum.

İlk olarak Allah'a ibadet edecek, Ondan başkasını İlah yerine koymayacaksınız. Allah'tan başkasını İlah yerine koyan kimse bakınız neye benzer:

Bir adam, kendi öz malından bir miktar altın veya gümüşle bir köle satın alıyor ve ona 'Bak oğlum!' diyor. 'Şurası benim evim, şu da işim. Çalış, kazancını getir, bana ver!' Ama o köle ne yapıyor; kazandığı paraları efendisine değil, götürüp başkasına veriyor. Söyleyin bakalım; hanginiz kölesinin böyle davranmasını ister?

Sizi Allah yarattı ve rızkınızı O verdi; öyleyse kesinlikle Allah'tan başkasını ilah yerine koymayınız.

Allah Teâlâ size namaz kılmayı emretti. Namaz kılarken kesinlikle sağa, sola bakmayınız. Bir kul namazda sağa sola bakınmadığı sürece, Allah Teâlâ namaz boyunca yüzünü hep onun yüzüne çevirir.

Size oruç tutmanızı emrediyorum. Bakınız oruç neye benzer: "Bir topluluk arasında bir adam, adamın da, içinde misk bulunan bir çantası var. O çantadan gelen güzel koku herkesi mest ediyor ve herkes onu koklamak istiyor. İşte oruç böyle bir şey.

Oruç tutan kimsenin ağız kokusu, Allah yanında misk kokusundan daha değerlidir.

Size sadaka vermenizi de emrediyorum. Bakınız, sadaka vermek neye benzer:

Düşman, bir adamı yakalayıp esir etmiş, ellerini boynuna bağlamış, boynunu vurmak üzere bir meydana getirmiştir. Adam, kendini esir edenlere: 'Beni fidye karşılığında serbest bırakınız; çalışıp kazanırım, kazancımı getirip size veririm' demiş ve böylece canını ölümden kurtarmıştır. İşte sadaka böyledir.

Size bir de Allah'ı çokça zikretmenizi emrediyorum. Bakınız zikir neye benzer:

Bir adam düşmandan kaçmaktadır. Düşman ise onu süratle takip etmektedir. O sırada adamın karşısına sağlam bir kale çıkmış, o da bu kaleye sığınarak canını düşmandan kurtarmıştır. İşte bir kul da kendisini şeytandan ancak zikir sayesinde kurtarabilir."

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu:

"Ben de size, Allah Teâlâ'nın bana emrettiği şu beş şeyi emrediyorum:
- Yöneticinizin emirlerine uymayı,
- cihad etmeyi,
- hicret etmeyi,
- İslâm cemaatiyle birlikte bulunmayı. İslâm cemaatinden bir karış da olsa ayrılan kimse, tekrar oraya dönünceye kadar, boynundaki İslâm ilmiğini çözüp atmış demektir.
- Câhiliyyet dâvası güden kimse, Cehennemlik olur.

O sırada Sahâbîlerden biri:

"Ey Allah'ın Elçisi!" dedi. "O adam namaz kılıp oruç tutsa yine de Cehennemlik mi olur?"

Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:
"Evet, namaz kılıp oruç tutsa ve kendini Müslüman zannetse bile yine de Cehennemlik olur.

"Sizi 'Müslümanlar,' 'mü'minler,' 'Allah'ın kulları' diye adlandıran Allah'ın dâvasına sahip çıkınız." 34

Bu ayda ettiğimiz bütün hayırlı dualarımız kabul olsun inşallah.Dualarımızda birbirimizi unutmayalım .

30 Ağustos 2008 Cumartesi

KUŞLAR

Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.

Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.

Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır.

Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.

Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.

İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır.

Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler?



Peki ya siz?




Sizin hiç bir adanız oldu mu?

Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek,

yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?

Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?

Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost!

Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri,

ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

Şöyle daha bir yakın bakın çevrenize?

Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde?

Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?




CAN DÜNDAR

29 Ağustos 2008 Cuma

DOST

EĞER HERKES DOST SANDIĞI KİŞİLERİN BİR DE KENDİ ARKASINDAN SÖYLEDİĞİ SÖZLERİ DUYSAYDI DÜNYADA PEK AZ DOST KALIRDI.

DOSTLUK ÜZERİNE

Allah dostlarından Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri talebeleriyle bir yerden geçiyorlarmış. O sırada talebelerinden birisi, iki köpeğin koyun koyuna yattığını göstererek:

“Efendim, şu manzaraya bakın. Ne hikmetli ve ne ibret alınacak bir dostluk örneği değil mi?” demiş. Büyük velî:

“Sen, bunların arasındaki dostluğun ve birliğin ne kadar samimî olduğunu bilmek istersen, onların aralarına bir kemik veya ciğer parçası atıver. O zaman bu dostluğun nasıl bir dostluk olduğunu görürsün. İşte bu gördüğün dünya ehli ve dünya malına tapanların aralarındaki dostluk da böyledir. Aralarında bir garez veya menfaat olmadıkça, birbirlerinin dostudurlar; fakat dünyalık bir şey aralarına girince nice senelik namus ve şereflerini hiçe sayarlar ve aralarındaki tuz-ekmek hakkını bir tarafa atarlar.”*

Gerçek dostluk menfaatin çevresinde toplanmak değildir. Aksine zor günlerde dostunun yanında olmaktır. Mevlânâ Hazretlerinin buyurduğu gibi, ortaya çıkacak bir menfaat çatışması dostluklarımız için bir mihenk taşı oluverir. Dostluğumuz Mevlâ için mi yoksa dünya için mi imiş ortaya çıkar.

Gerçek dostluk Allah için olmalıdır. Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek en faziletli ibadettir. Kişinin Allah için sevdiği kişiye, sevgisini ifade etmesi de sünnettir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “Kişi dostunun dini üzeredir.” buyurmakta. Öyle ise herkes dost edineceği kimselere dikkat etmeli. Yarın mahşer yerinde;

“Eyvah, yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim!” (Furkan, 28)

denildiği zaman, her şey için çok geç kalınmış olacaktır.

Kimlerle dost olmalı?

Bize Allâh’ın dostluğunu kazandıracak kişilerle dost olmalı...

Allah dostlarıyla...

Peygamber dostlarıyla...

Diğer yandan, mü’min geçim ehlidir. İnsanlarla geçinmek, onlarla dostça, hoşça muamele etmek bir mü’minin en mühim içtimaî vazifeleri arasındadır.

Şeyh İbn-i Nûh -kuddise sirruh- Hazretleri insanlarla iyi geçim hususunda şu nasihatlerde bulunmuş:

1. İnsanlardan gelen eziyet ve sıkıntılara sabret. Fakat sen onlara katiyen eziyet etme, sıkıntı verme.

2. İyi olsun, kötü olsun herkese adaletle muamele et.

3. Haklı bile olsan, insanlarla münakaşa ve mücadeleye girişme.

4. İnsanların kusur ve eksiklerini ortaya koyma, hiç kimseyi küçümseme, hiç kimseyle alay etme.

5. İnsanlar arasındaki anlaşmazlık ve ihtilâflarda taraf olma. Gücün yetiyorsa onların aralarını düzelt, ikaz gerekiyorsa en uygun şekilde söyle.

Bugün böyle güzel nasihatlere kulak veren gerçek dost, çok az.

Böyle bir dost bulana ise ne mutlu!

Bir türküde ne güzel söylenmiş:

Cümle dünya sizin olsun,
Bir dost, bir post yeter bana!..
Atlas dîbâ sizin olsun,
Bir dost, bir post yeter bana!..

Bir dost bulun!

Ama gerçek olsun. İyi gününüzde yanınızda, kötü gününüzde karşınızda olmasın. Arayan, soran, sizi hiç yalnız bırakmayan bir dostunuz olsun.

Dostlukta hatalar hoş görülebilmeli. Bir hatası yüzünden insan dostuyla alâkayı kesmemeli. Kendi kusur ve hatalarımızın bağışlanmasını istediğimiz kadar biz de başkalarının hata ve kusurlarını bağışlayabilmeliyiz.

Diğer yandan da; “Dost acı söyler.” atasözümüzün de ifade ettiği gibi, dostu ikaz etmek, yanlışa meyleden yönünü düzeltmek yine dosta düşer. İnsan dostunun bu mânâda yaptığı yapıcı tenkitleri de hoş karşılamalıdır.

Unutmayalım ki, gerçek dostluk Allah için sevmektir!..

Dostluk, ayçiçeği gibi olmaktır. Ayçiçeği gün boyu hiç ayırmaz yüzünü güneşten.

Gerçek dostluk; dünyada başlayan, cennette devam edendir.

Rabbimiz, bize ukbâda pişmanlık duymayacağımız dostluklar nasip etsin.

Bizi, hayırlı dostlarımızla birlikte cennetinde bir araya getirsin.

Âmîn...



Yazar:Naci Öztürk, Yüzakı dergisi,Temmuz 2008

* Nihat ÖZTOPRAK, «Mevlânâ ve Nükte», Yüzakı, sayı: 27, s. 11.

28 Ağustos 2008 Perşembe

ÖNEMLİ.


Nüfus cüzdanını kaybedince vergi dairesinede bildirin...




Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran kişilerin emniyetten aldığı tutanak ve birde dilekçe eşliğinde bir vergi dairesine başvurması durumunda kayıp olan nüfusunun bilgisi sicil kayıtlarına alınıyor. Ve nüfusu eline geçiren bir diğer kişi herhangi bir vergi dairesine gidip şirket açılışı yapmak istese sistem uyarı veriyor. İnsanların ve hatta vergi dairesi çalışanlarının bile pek bilmediği bu konunun ayrıntılarını gelir iadaresi başkanlığı resmi sitesinde iç genelgeler bölümünde
'VERGİ KİMLİK NUMARASI İÇ GENELGESİ SERİ NO:2007/1 de bulabilirsiniz.
KONU COK ONEMLI, TUM ARKADASLARINIZA YONLENDIRMELISINIZ

27 Ağustos 2008 Çarşamba

AR PERDESİ YIRTILIRSA

Perdeleri yırtılmış bir çağda yaşıyoruz .Edep perdesinin,mahremiyetin perdelerinin yırtıldığı bir çağda .
Görülmemesi ,gösterilmemesi,perdenin ardında olması gerekeni ifşa etmek medenilik sayılıyor buradan tatminsizlik ve kargaşadan öteye yol yok .
Böyle bir çağda müslümanın kendi edebine ,hayasına
Yani kendi perdelerine sahip çıkması bir başka önem taşıyor. Çünkü hem kendisi olarak var olması buna bağlı hem de insanlığın doğruyu bulması …
Hayat kelimesiyle aynı kökten türeyen haya ,gerçek anlamda diri olmanın göstergesindendir.Utanan ,haya eden insanın yüzü kan hücum ettiği için kzarır.
Bir ev,o evde mukim olan ailenin haremidir .Evin mahremi olmayanlar ,yani namahremler o eve izinsiz ,elini kolunu sallayarak giremez.
İLK NE ZAMAN AR ETMİŞTİK.
Modern zamanlarda ar perdesindeki yırtık okadar büyüdüki çoğu insan giderek böyle bir perdenin varlığını dahi unuttu.Utanmanın “kusur”sayıldığı şu günlerde ,” ar ,haya,hicap,ırz ,namus,iffet”kavramlarnı hatırlayalaım istedik.SEMERKAND
,

25 Ağustos 2008 Pazartesi

YORUMLAR

Ben blog yazmaya karar verdiğimde .Bunun ilerde hatırlamak istediğim olayların bir güncesi olması için başladım ama şimdi okuduğum yazıları sevdiklerimle paylaşmak onlardan yorum gelmesi çok güzel değişik olanda tanımadığım ama zaman buldukça ziyaret ettiğim arkadaşalrın yorum bırakmaları beni sevindirdi .Mutlu oldum .Şimdilik okuduklarımı paylaşsamda ilerde daha paylaşımcı olabilip içimden gelenleri yazmayıda isterim olduğum gibi amalar yakamı bırakırsalar bu çekimserlik belki biraz olsun bırakır beni :)daha güzel günlerde yaşamak duasıyla sevdiklerinizle hoşkalın.