20 Ağustos 2008 Çarşamba

Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-3

-Çocuklarınıza çok ihtimâm gösterin. Kur’anı kerim okumalarına, ehli sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, Büyükleri tanımalarına ve sevmelerine çok ehemmiyet verin.

-Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. Birincisi; sevdiği bir kulunu ona tanıştırır. Eshab-ı Kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi. İkincisi; ona hayırlı bir iş verir. En hayırlı iş Peygamber efendimizin yaptığı iştir.

-Dünyada iken, Allahü teâlânın dinine hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teâlâ onlarla konuşacak. Onlar için ne hesap var ne azap var.

-En zor iş islamiyete hizmet etmektir. Çünkü Allahü teâlâ en zor işi en güvendiğine ençok sevdiğine vermiştir. Peygamberlere ve vârislerine vermiştir.

-Başarının sırrı, birlik-beraberlik, dürüstlük, iyi hedef seçmektir.

-Yanan bir evden birini kurtarmak çok büyük sevap olduğu halde cehennem
ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye uğraşmalıyız.
Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalıyız.

-Müslümanlık dünya ve ahiret saadetidir. Allahü teâlânın en sevdiği şey imandan sonra kullarına hizmet etmektir.

-Farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Öğrenmeyen günaha gider. Bilmemek özür değildir, bilmemek suçtur. Öğrenmeğe ehemmiyet vermezse küfür olur. Demek ki bilmemek ya haramdır ya küfürdür.

-Allahü teâlâ beraat gecesinde afv-ı mağfiret vâdediyor. Cenab-ı Hakk vâdinden dönmez.

-Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir. Halbuki nefse düşmanlıkla emr olunduk. Çünkü nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Bize; nefsinizi besleyin diye bir emr yok, kalbinizi kuvvetlendirin diye emr var. Nefse düşmanlık; riyazet ve mücahede ile olur. Riyazet; nefsin arzularını yapmamak, mücahede ise nefsin istemediği şeyleri yapmaktır.

-Nefs daima şer, yani haram ister. O halde nefslerine uyanlar cehennem yolunu seçmektedirler. Haram işleyenler nefsinin esiri olmuşlardır. Bilmemesi özür olmaz. Cürüm olur. Çünkü, öğrenmek ile emrolunduk.

-Nefsine uyan haram işler, haram işleyen alışır, alışınca zevk alır, ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyince kâfir olur. Haramlara dalınca küfre ulaştırır.

-Sagâire, küçük günahlara dalan büyük günah dalar. Büyük günaha dalan küfre dalar.

-İman nimetine şükretmemiz lazım. Onun için abdest almaya başlarken “elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetirrahman” okumamız lazım. İmanının sağlamlaşmasını isteyen bu iman duasını okusun. Çünkü Allahü teâlâ; şükrederseniz arttırırım buyuruyor. İman artmaz, kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredersek artar, imana şükredersek sağlamlaşır, kuvvetlenir.

-İslamiyetin her meselesi nimettir. Emrleri yapmakla şükredeceğiz, nehyleride; terk etmekle şükredeceğiz.

-Allahü teâlâ sıkıntılı halde yapılan duayı kabûl eder. Hastalık sıkıntı olduğu için, hastanın duası red olmaz. Her sıkıntı aynı şekildedir.

-Hastalığa, sıkıntıya üzülünmez. Ancak hizmetlerine, namazına mani olursa o zaman üzülünür. Bununla beraber, hastalık ve sıkıntıları istememelidir, hasta olmamak için sebeplere yapışılır, buna rağmen gelirse sabredilir.

-“Allahümmağfirli velivâlideyye, veli üstaziyye, velil mü’minine vel mü’minat, vel müslimîne vel müslimât, el ahyâ-i minhüm vel emvat. Birahmetike yâ erhamerrahîmîn” Bu istiğfar, günahların affedilmesine sebep olur. Günahı olmayanlar içinse; ileride günah işlemekten korunması içindir. Günah işlemeyecek hale gelmek içindir.

-Allahü teâlâ dünyada müslümanlara da, kâfirlere de rızık veriyor, rahatlık, huzur veriyor. Kâfirle müslümanı dünyada ayırt etmiyor. Müslümanlar Allahü teâlânın dostudur. Kâfirler düşmanıdır. Dünyada dostla düşman ayrılığı yok fakat ahiret öyle değil. Ahirette dostla düşman ayrılacak. Müslümanlara nimetler var, kâfirlere azâp var.

-Dünyadan sakınınız demek, haramlardan, yasaklardan sakınınız demektir.

-Her uzvun, kalbin ve nefsin lezzet aldığı şeyler başkadır. Nefs haram işlemekten zevk alır. Çünkü gıdası haramlardır.

-Kalbinden Muhammed aleyhisselama inanan kimseye müslüman denir. Müslümanın bütün işleri Muhammed aleyhisselamın şeriatine uygun olmalıdır. Muhammed aleyhisselamın şeriatine uyan, dünyayı ve haramları sevmez olur. Kalbinde haram işlemek arzusu kalmayınca, kalbine Allah sevgisi dolar. İçindeki su boşalan şişeye, hemen havanın dolması gibi olur. Böyle bir kalbde bilmediğimiz his uzuvları hasıl olur. Dünyanın her tarafını ve kabir hayatını görür. Heryerdeki sesi işitir.

-Allahın dinini, Allahın kullarının ayaklarına kadar götürmek ne büyük zevktir.

-İki padişaha koca memleket dar gelir, on tane dervişe bir posteki rahat gelir.

-Kalbleri temizlemenin ilacı, Allahın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalpler temizlenir.

-Harâm giren, haram çıkan ağızdan yapılan duayı Allahü teâlâ kabul etmez.

-Hadis-i kudside buyuruluyorki; (Bir kulum farzları yapar, haram işlemez, sünnetleri terk etmez, geceleri teheccüd namazı da kılarsa, ben bu kulumu severim. Ben bir kulumu seversem, o benimle görür, benimle işitir, benimle gider. İşte ben onun her duasını kabul ederim.) Duanın kabul olması için ağıza da mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek lazım.

-Ehli sünnete hizmet kime nasip olursa haline gece gündüz şükretsin, rabbine hamd etsin. Küfre karşı emr-i mâruf yapılırsa, Allahü teâlâ o beldenin hak ettiği azâbı tehir eder. Emri maruf yapılmazsa azabı ilahi gelir.

-Müslümanlar Allahü teâlâya tevekkül eder. Tevekkül çalışmadan yatıp beklemek değildir. Tevekkül, çalışıp sebebine yapışıp, o sebebin tesirini Allahü teâlâdan beklemektir. Çalışmadan bana ver yarabbi denmez. Namaz kılmadan, yarabbi günahlarımı af et demeye benzer. Namaz kılmayanın duası kabul olmaz.

-Allahü teâlâ sebebe yapışmayı emrediyor. Sebebe yapışanları sever. Peygamber Efendimiz, helekel müsevvifün buyuruyor. Sebebe yapışılmazsa, çalışılmazsa helâk olunur. Vesile aramak lâzımdır. Allahü teâlâ sebebe yapışanlara ihsân eder. Men dakka bâbel kerimin feteha; kerîmin kapısı çalınırsa, açılır.

-Namaz kılmak, huzûr-u ilâhiye çıkmak demektir. Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı ne olduğunu bilerek kılmalıyız.

-Cuma günleri mevtaların ruhları, tanıdıklarına evlatlarına gelirler, bir hediye beklerler, bir yâsin-i şerif okusa da sevabını bana hediye etse diye beklerlermiş.

-Hazreti Ali efendimiz ne buyuruyor; Bir kimse bana bir kelime öğretirse, onun kölesi olurum buyuruyor. Analarımız, babalarımız bir değil, kaç kelime öğrettiler. İlk mürşîdimiz analarımız, babalarımızdır. Ninni söylerken, analarımızdan Allah demeyi öğrendik, masal anlatılırken Peygamber Efendimizden anlatırlardı. Temeli kalbimize anamız, babamız yerleştirdi. Onun için onların kulu kölesi oluruz. Anamızın, babamızın, hocamızın, üzerimizde hakkı olanların kulu kölesiyiz. Dünyada, kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacak. İhlas ile yapılan dua kabul olur. İnsan dînini kimden öğrenirse onu çok sever.

-İslamiyetin en büyük düşmanı cehâletdir.

-İlm öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farzdır, vâcibleri öğrenmek vâcib, sünnetleri öğrenmek sünnettir. Öğreneceğiz ve kaçınacağız. Talebül ilmi farîzatün alâ külli müslimen ve müslimetün. Erkek olsun kadın olsun, müslümanların ilim öğrenmesi farzdır buyuruyor Peygamber Efendimiz. Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz.

-Mü’minin her şeyi şifâdır, sözleri de şifâdır, rû'yetleri de şifadır.

-Kalbin gıdâsı mârifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. Hayâtımız hayâl oluyor. Bu hayale gönül bağlayanlara yazıklar olsun.

-Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru ilâhi namazdır. Allahü teâlâ, namazdan sonra “İste kulum vereyim” diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz. Alimler, Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir buyurmuşlar.

-Laf ile müslümanlık olmaz. Allahü teâlânın emr ve yasaklarına ehemmiyet vermeyenin imanı gider. Ehemmiyet vermemek demek, işlediği günaha üzülmemek demektir.

-Allahü teâlânın ve peygamber efendimizin emr ve yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca bildirilmiştir. Bunları kabul etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime veya hadis-i şeriflerle açıkça bildirilen hüküm demektir.

-Cahil olmayın, cahil kalmayın, bunda ısrar etmeyin. Dünyanızı ahiretinizi ilimle mamur edin. Dininizi, nakli esas alan ehli sünnet alimlerinin kitaplarından öğrenin. Cahillikten çok sakının, cahillik cehenneme götürür.

-Kıyamet günü hesap evvela imandan, sonra namazdandır.

-Allahü teâlânın dostları, Allahü teâlânın yaptığı her şeyden zevk alırlar, sıkıntı, elem ve dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.

-İman nimetinin şükrünü ifa etmek için, hubb-u fillah ile şerefleneceğiz. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyeceğiz. Zaten mü’minin kalbini kırmak haramdır.

-En çok dikkat edeceğimiz şey, birbirimizin kusurlarını af edeceğiz, sabredeceğiz. Sabredenin gideceği yer cennetdir.

-Namazını kılan, tesettür eden hanım, cennet nimetidir.

-Fasıklar dedikodu yaparlar, salihler dua ederler.

-Cenab-ı Hak hakimdir, her yaptığında hikmet vardır.

-Saadete kavuşan insan kızmaz, sevinir.

-Mü’minin alameti güleryüzdür. Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allahü teâlâ ihsan ettiği nimeti göstermemizi sever. Müslüman olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.

-Size gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağınız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez.

-İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir, imanın esas şartı hubbu fillah buğdu fillahdır.

-Dünyada kim, kimi severse ahiretde onun yanında haşrolur.

-Ehli sünnet yolunda olanları, Allahın dinine hizmet edenleri sevmek hubbu fillahtır. Kâfirleri, Allahü teâlânın düşmanlarını, 72 fırkada olanları sevmemek buğdu fillahdır. Bu, sevmek ve sevmemektir. Dövüşmek ve münakaşa etmek değildir. Hem dostla, hem düşmanla, münakaşa dahi etmeyeceğiz.

-En büyük günah kalp kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmayacağız.

-Fakirlik, hâline şükredip kimseye şikâyet etmeyerek ihtiyacını gizlemektir.

-Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana, doğruluk nasip olmaz.

-Üç şey kalbi öldürür: Çok konuşmak, çok uyumak ve çok yemek.

-Namaz kılmak, yalnız Allahü teâlâdan korkan müminlere, kolay gelir.

-Vücudun rahatı az yemekte; rûhun rahatı az günahtadır.

-Gözü harama bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten korumalıdır!

-Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.

-Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzûrun kıymetini huzûrsuzlar, sıhhatin kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.

-Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1-İdârecilere, sertlik, 2-Âlimlere, mal sevdası, 3-Zenginlere ise cimrilik.

-İşlediğiniz günâhları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyiniz!

-Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın tadını alamaz.
Öyle bir kimseyle arkadaşlık edin ki; onda dünya malı hırsı bulunmasın.

-Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir.

-İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allahü teâlânın beğendiği, Resûlullahın sevdiği ve evliyânın özendiği bir ahlâktır.

-Ölmek felâket değildir. Asıl felâket, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir.

-Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerin ise, süsü ve güzelliğidir.

-Dört şey ibâdettendir: Abdestsiz durmamak, çok secde etmek, gönlü mescidlere bağlı olmak ve Kur’ân-ı kerîmi çok okumak.

-Temiz ve helâl ye de, ister sabaha kadar ibâdet et, ister uyu!

-Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.

-İki şeyi ararsınız ama, bulamazsınız. Bunlar, neşe ve rahatlık olup, ikisi de Cennette olur.

-İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine de katlanmak demektir.

-Yılan candan eder, kötü arkadaş hem candan hem imandan eder.

-Kıyamet günü nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapınız.

-Malı olanın aç sabahlaması, olmayanın tok sabahlamasından evladır.

-Mümin güneş gibidir. Sararıp, solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz kamaştırır.

-Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahü teâlâya nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun.

-Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz.

-Edeb hudûda, sınırlara riâyet etmek onu taşmamaktır. En büyük edeb ise ilâhi hudûdu muhâfazadır, gözetmektir.

-Eshâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş olmaz.

-İstediklerini vermediğiniz zaman kızan ve küsen hakiki dost değildir.

-Hep gülmek iyi değil. Gün tevbe ve istiğfar zamanıdır. Yarına çıkacağımız belli değil. Mümin müminin kıymetini bilmez ise Allahü teâlânın kıymetini hiç bilmez.

-İyi sebebe yapışan iyi netice alır. Çalışırken netice alamazsanız, kabahati kendinizde arayın.

-Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. Kendinize güvenmeyin. Allahü teâlâya
güvenin. Size düşen görev budur. Sabah kuş gibi... Yuvasından çıkıyor, tevekkül ediyor, akşama tok dönüyor.

-Hep kendinizi kusurlu, hatalı kabul edin. Mertlik suçu kendinde bilmektir. Peygamberimiz vâdediyor: "Haklı olduğu halde, haksızım, ben hatalıyım diyene Cenneti vâdediyorum, söz veriyorum" buyuruyor.

-Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı iter, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar birbirini çeker. İki tarafta ben haklıyım derse netice de kavga çıkar geçim olmaz. Yani karı kocadan birisi fani olursa geçim olur. İkisi de diri ise geçim olmaz. Peki, ikisi de fani ise ne olur? İkisi de fani ise o evde ilahi aşk başlar.

-Evliyanın korkusu kalb kırmaktır. Hiç ölünün diri ile kavga ettiğini gördünüz mü?

-Abdülhalık Goncdüvani hazretlerine bir genci meth etmişler. O da merak edip ziyaretine gitmiş. Biraz sohbet ettiklerinde genç demiş ki, "Rabbimin rızası cehenneme girmemde ise girerim." Abdülhalik Goncdüvani hazretleri buyurmuş ki, "Senin işin bitmiş! Zira hep mimli, yâni "ben"li konuşuyorsun. Mimli konuşmak ise nefistendir." Allah muhafaza eylesin.

-Başarı nedir? Manisi Nedir? Başarı, öldükten sonra ahirette işe yarar şeydir. Ahirette işe yaramıyorsa, o başarı değildir. Manisi insanın kendisidir. İmamı EbuYusuf
hazretlerinin mühür olarak kullandığı yüzüğünde "men amile bi re'yihi nedime" yani,
kendi aklı ile hareket eden pişman olur, yazılıydı.

-Muvaffak olmuş kime denir? Muvaffak olmuş, yaptığının faydasını ahirette görene denir.

-Ehli sünnetten kimseye zarar gelmez. Ehli sünnet fitne çıkarmaz, isyan etmez. Baştaki kâfir bile olsa, habeşi köle bile olsa ona isyan etmez. Tarih boyunca böyle olmuştur.

-Haset eden mesut olamaz.

-Kriz insanın içindedir, dışarıda kriz yoktur.

-Üç halde bulunmamalıdır: 1- Müşrik, 2- Kâfir, 3- Rai... Bu üç kimsenin duası kabul olmaz. Rai, kendi aklına göre hareket edendir. İslamiyet geldi akıl gitti. (Yani akıl tek başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler gönderilmezdi.) Hazret-i Ali buyuruyor ki: "İster alim, ister zalim, ister fasık olsun başınızda birisi bulunsun, yalnız olmak şeytanla beraber olmaktır." İki kişi olsa biri emir tayin edilir.

-Dinin emirlerine uymak birinci şarttır. Büyük engel insanın kendisidir. Nefsimize uymak en büyük engeldir. Bu hiçbir düşmana benzemez. Çünkü o doğrudan Allahü teâlâya düşmandır. Çocuk doğarken insanın içine düşmanlık koydu. Her faydalının karşısında zararlısını yarattı. Mektubât-ı Rabbanîde "Kelime-i tevhid içimizdeki düşmana karşı tek ilaçtır." buyurulmaktadır. Bir içimizde, bir de dışımızda düşmanlar vardır. Dış düşmanlar belli biz içimizdeki düşmanı halledelim. Tevbe edelim. Kaza bela ancak dua ile gider.

-Her yerde doğru birdir. Muvaffak olmak iki şeye bağlıdır: 1) Doğruluk 2) Sevgi ile yaklaşmak ve herkesle barışık olmak...

-Kim Allah içinse, Allahü teâlâ da onun içindir.

-İbadet için abdest şarttır, ticarette de doğruluk şarttır.

-Dinimizde bir şey istemek zillet, bir şey vermek izzettir.

-Su bir taşı eritirse Allahü teâlânın zikri benim kalbimi eritmez mi? Kap kapalı
olursa su nereye dolar, kabımızı açık tutmak gerekir.

-Bişr-i Hafi hazretlerinin evine gelen zat, hür müsün köle misin, dedi. Hürüm diye cevap verince bırakıp gitti. Peşinden koşarak niye gidiyorsun diye sorunca, sen hürüm dedin. Kulum deseydin kulluğunu bilirdin, diye cevap verdi.

-Köpek olan eve rahmet melekleri girmez. Kalbde de dört köpek ulumaktadır:

1- Kibir

2- Kıskançlık

3- Öfke

4- Şehvet.

Demek ki kendini beğenmemek, başkasındaki bir nimeti kıskanmamak, öfkelenmemek ve şehvete kapılmamak gerekir.

-Yolunu şaşırmış bir kimseyi, doğru yola çevirmek, on tane kâfirin imana gelmesinden daha sevaptır.

-Her zevalin bir kemali ve her kemalin bir zevali vardır. Eğer zeval vakti gelmişse bunu kimse durduramaz, yok eğer zeval vakti gelmemişse bunu kimse öne alamaz. Ayağımıza bir diken batsa bunu, bir günahımız sebebiyle oldu bilmeliyiz.

-Hayır görünende şer, şer görünende hayır vardır.

-Abdullah-i Dehlevi hazretlerine birisi gelmiş, "Efendim himmet istiyorum" demiş. Mübarek buyurmuşlar ki; "Ben evden birşey getirmedim" Hocasına işaret buyurmuşlar. Eğer hocasına gitseler o da kendi hocasına gönderecektir. Allah adamları işte böyledir. Evden bir şey getirmezler.

19 Ağustos 2008 Salı

Böyle dua ettinizmi?

Dua ederken aşağıda belirtilen on kuralı uygularsanız, duadan çok daha fazla yararlanabilirsiniz:

1- Her gün bir köşeye oturun. Hiçbir şey söylemeyin. Yalnız Allahı düşünün. Böyle yaparsanız dimağınızı Allaha açmış olursunuz.

2- Sonra basit cümlelerle sesli olarak dua etmeye başlayın. Kafanızda olan herhangi bir şeyi yaradana söyleyin. Allahla kendi günlük dilinizle konuşun, o sizi anlayacaktır.

3- Her gün işe giderken, trende veya otobüste dua edin. Dua ederken gözlerinizi kapayın, dünyayla ilişkinizi kesip yalnızca Allahın varlığını hissedin. Bunu her gün yaptıkça Allah'ın varlığını daha iyi hissedeceksiniz.

4- Dua ederken Allah'tan her gün bir şeyler istemeyin, onun yerine bize bahşettiği nimetler ve yaptığı yardımlar için teşekkür edin.

5- Dua ederken dualarınızın sevdiklerinize ulaşacağına, Allah'ın da onları sevip koruyacağına inanarak dua edin.

6- Dua ederken aklınıza hiçbir olumsuz düşünce getirmeyin. Yalnız olumlu düşüncelerle ilgili dualar etkili olur, bunu aklınızdan çıkarmayın.

7- Daima Allah'ın sizin için yapacaklarını kabul edeceğinizi belirtin. Allah'a isteklerinizi de belirtin, fakat Allah ne yaparsa onu kabul edeceğinizi de ifade edin. Onun sizin için yaptıkları, sizin isteklerinizden her zaman daha iyi olur. Bunu da sakın unutmayın.

8- Herşeyi Allah'ın ellerine bıraktığınızı belirtin. Allah'tan size en iyi şeyleri yapma yeteneği vermesini isteyin. Hareketlerinizin her türlü sonucunu Allah'ın kararına bırakacağınızı belirtin.

9- Sevmediğiniz ve size kötü davranan insanlar için de dua edin. Gücenme, manevi gücün ortaya çıkmasında en büyük engeldir.

10- Kendileri için dua edeceğiniz insanların bir listesini yapın. Bu listeye sizinle doğrudan ilişkisi olmayan, uzaktan tanıdığınız insanların ismini de yazın. Ne kadar çok insan için dua ederseniz, duanın faydasını o kadar çok görürsünüz.
alıntıdır

KURTULMAMIZ BUNA BAĞLI

Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip: - Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi? Küçük çocuk, başını çevirmeden; - Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü. Adam, çocuğun yanına oturup: - Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum. Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı. Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla: - Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur. Çocuk, büyük bir sevinçle: - Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi? - Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter. Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın âniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşam üstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı. Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup: - Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim. Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip: - Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı. - Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!. Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken: - Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım? - Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim. Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak: - Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden. Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp: - Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!. Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp: - Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?





SİZLERDE DUA ETMEYİ DENEDİNİZMİ SIKINTILI ANLARINIZDA?... BELKİ DUALARINIZ HEMEN GERÇEKLEŞMEYEBİLİR AMA O DUALARIN SEVABI YETER SİZLERE... YENİ ÖĞRENDİM BENDE.... DUA EN KIYMETLİ BİR HAZİNE BİZİM İÇİN.. BİTER DİYE KORKMAYIN İSTEDİĞİNİZ KADAR KULLANIN... ÖYLE BİR HAZİNE Kİ SINIRSIZ VE KARŞILIKSIZ VERİLMİŞ HEMDE...







çobanın aşkı
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kar etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih , kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…
Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
- şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah'a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah …
Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam , karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekana bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
- Hünkarım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
- Neden kerimenizin nikahını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Ã…a¿aşırma sırası padişaha gelmişti.
- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.
Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı alinize layık değil belki, ama lütfeder nikahınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…
Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.
Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
- A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim

Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-2

- Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan O'nun üstünde değildir. Bu olamayacak birşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, O'nu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın O'nu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın O'nu tenkit edecek iktidarı yoktur.

- Hak teâlânın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah'ın merhameti neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk'a imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü teâlânın merhamet ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin cezasıdır.

- Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür.

- Evliyanın sözünde rabbani tesir vardır.

- İnsanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk'a karşı şirk ve müşrikliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesad karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak teâlâyı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak'dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.

- Müslümanların öğrenmesi lazım olan bilgilere Ulum-i İslamiyye (Müslümanlık Bilgileri) denir. İslam dininin emrettiği bu bilgileri Resulullah aleyhisselam ikiye ayırmıştır. Biri, "ulum-i nakliyye", yani din bilgileri; diğeri "ulum-i akliyye" yani fen bilgileridir, buyurmuştur. Din bilgileri, dünyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.

Bunlar da ikiye ayrılır: "Ulum-i aliyye" yani yüksek din bilgileri ve "ulum-i ibtidaiyye" yani alet ilimleri. İslam ilimlerinin ikinci kısmı olan akıl bilgilerinin yani tecrübi ilimlerin iyi öğrenilmesi, ince ve derin din bilgilerinin kolay ve açık anlaşılmasına yardım eder. Riyazi fizik öğrenmek, din bilgilerini kuvvetlendirir. Astronomi, aritmetik ve geometri, dine yardımcı bilgilerdir. Tecrübi fizikteki (tecrübe ve isbat edilenlere esasen uymayan) birkaç yanlış teori ve hipotezden başka hepsi dine uymakta, imanı kuvvetlendirmektedir. İlahi fizik (metafizik) bilgilerinden, çürük, bozuk olanları dine uymaz. Bu ilimler öğrenilince, din bilgilerinin akli ilimlere uyan ve akli bilgilerle çözülmeyen yerleri ve sebepleri meydana çıkar ve akla uygun sanılmayan, aklın erişemediği meselelerin inkâr edilemeyeceği anlaşılır.

- Kur'an-ı kerimden ve Resul aleyhisselamın hadis-i şeriflerinden sonra en kıymetli kitab, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır. Hanefi mezhebinde en mükemmel ve en kıymetli fıkıh kitabı, İbn-i Abidin'in Dürrül-Muhtar haşiyesidir. Şafiide Tuhfet-ül-Muhtac kitabıdır.

- İslam dini, Allahü teâlânın, Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama gönderdiği, insanların, dünyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan, usul ve kaidelerdir. Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslamiyetin içindedir. Eski dinlerin görünür görünmez bütün iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. Bütün saadetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan, akılların kabul edeceği esaslardan ve ahlaktan ibarettir. Yaradılışında kusursuz olanlar onu reddetmez ve nefret etmez, İslamiyetin içinde hiçbir zarar yoktur. İslamiyetin dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz.

- Bozuk tarikatçıların sözlerini, işlerini din sanmak, bunları tasavvuf büyükleri ile karıştırmak, çok yanlıştır. Dini bilmemek, anlamamaktır. Dinde söz sahibi olmak için, Ehl-i sünnet alimlerini tanımak, o büyüklerin kitaplarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lazımdır. Böyle bir alim bulunmazsa, din düşmanları, meydanı boş bulup, din adamı şekline girer. Vaazları ile, kitapları ile, gençlerin imanını çalarak millet ve memleketi felakete götürürler.

- Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla, sözlerinizle, İslamın vekarını, kıymetini gösterdiğiniz gibi, giyiminizle de saygı ve ilgi toplayınız.

- Çeşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedenlerinizi rahat ve hoş tutunuz.

- Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü teâlânın bu adeti içinde meydana gelmektedir. Allahü teâlâ sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, adetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor.

- Tek vakit namazımı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih ederim.

- Namaz, aman namaz, nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılın.

- En büyük edep, ilâhi hududu muhâfazadır, gözetmektir.

- Allahü teâlâya inanan ve güvenen kimse neden mahrumdur. Allah'tan mahrum olan ise neye mâliktir.

- Kur'ân-ı kerim şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifâ gelmez.

- Gerçek kerâmet, kerâmetin gizlenmesidir. Bunun dışında görünenler, velinin irâde ve ihtiyârı ile değildir. İlâhi hikmet öyle gerektiriyor demektir.

- Allahü teâlâ sırrını eminine verir. Bilen söylemez, söyleyen bilmez.

- Ahmaklık, hatâda ısrar etmektir.

- Din bilgileri, dünyâda ve âhirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.

- Allahü teâlâ dilediğini yapar. İster sebepli ister sebepsiz, dilediği gibi azap veya lütfeder. Güzel ve doğru Onun dilediğidir.

- Allahü teâlâ bize rahmeti ile, ihsânı ile muamele etsin, bizi rahmeti ile ihsanı ile korusun! Adaletiyle muamele ederse, yanarız.

- Riyâ olmasın diye cemâatten kaçanlar ayrı bir riyâ içindedirler.

- Cemiyetteki ruh hastalıklarının sebebi, imân eksikliğidir.

- Dinimizde, gri yoktur. Siyah beyaz vardır. Ya iman ya küfür.

- Hedef birliği çok önemli. Herkesin çektiği, hedefsizlik ve belirsizliktir. Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır.

- İhlaslı insan, en iyi halinde de, en zayıf halinde de tavrı değişmeyendir. Allah için sevinmek, Allah için üzülmek lazım.

- İmanda değişme olursa nimetlerde de değişme olur.

- Mal iyi de değildir, kötü de değildir. Mal, mülk gönüle girerse onu şımartır. Ve onun sonu olur. Mal mülk iyi niyetle kullanılırsa faydalı olur. Niyet iyi olmazsa insanın felaketi olur. Şunun şuyu bunun buyu var diye düşünmek sizi bağlamasın.

- Rızk mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir, artmaz eksilmez, rızkını almadan dünyadan ayrılmaz. Bu taksimatı Allahü teâlâ yapmıştır. Ecel mukadderdir. Yani herkesin ömrü bellidir, uzamaz kısalmaz, vakti dolunca dünyadan ayrılır. Kaza ve kader, hayır ve şer, zaten imanımızın şartlarındandır, Allahtandır. Öyle değil mi? Öyle ise daha ne diye isyan ediyorsun, daha ne diye şükretmiyorsun? Rızkın belli, ömrün belli, başına gelenler Allahtan. İster isyan et, ister şükret. Değişen bir şey yok. İsyan edersen Cehennem, şükredersen Cennet. Yani aynı şeyler için, ya cennete gideceksin ya cehenneme.

- Dua etmekle beraber sebeplere yapışıp çalışmak lazımdır. Fatih Sultan Mehmed İstanbulu alınca, etrafındakiler, Akşemseddin hazretlerinin duasıyla, şunun yardımıyla... deyince, hiç şu kılıcın hakkı yok mudur, bu hiçbir şey yapmadı mı, der.

-Su-i zan en tehlikeli günahlardandır. Çünkü su-i zannın tevbesi olmaz. Yani kişi su-i zan ettiğini bilmediği için tevbe etmez. Tevbe edilmeyen günahın cezası cehennem ateşidir.

-En büyük ibadet ana babanın kalbini almaktır.

-Ana babanız sizden razı olmadıkca Allahü teâlânın sevgili kulu olamazsınız.

-İnsana en büyük bela dilinden gelir.

-Kul hakkından korkan [önemini bilen] ayağını uzatıp yatamaz.

-Aldatan aldanmıştır.

-Ölmeden önce ölmek ne demektir? Dünya hayatı hayal, ahiret hayatı hakikidir. İşte buradaki hayalleri hakiki gibi yaşamak, görmek demektir.

-Nefs, bütün iyiliklerden süzülmüş, sadece bütün kötülüklerin bulunduğu varlıktır. Her istediği aleyhinedir. Gıdası haramlardır. En ahmak yaratıktır. Asıl arzusu kendini ilahlaştırmak, kendine tapdırmaktır, kötülük yaptırmakla tatmin olmaz.

-Dünyanın kıymeti dünya kadardır. Ahiretin kıymeti ahiret kadardır. Dünya gıdası hazırdır. Ahiretin gıdası dini ilimdir. Ahiretin kıymetinin yanında dünyanın kıymeti sivrisineğin kanadı kadar değildir.

-Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.

-İyi olmak için iyilerle beraber olmak lazımdır.

-Her hayırlı işe başlarken besmele söylemelidir.

-Salihlerin anıldığı yere rahmet-i ilahi yağar.

-Kimseye tepeden bakmayın. Tepeden bakan tepetaklak gider.

-Büyükler her hatayı af eder. Fakat haini af etmez. Hain kimdir?Yaptığı hizmetleri kendinden bilendir.

-Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okuyun. Bunları okumak insanın şerefini artırır.

-Yüksekte olan mahrum kalır. Toprak ol toprak! Toprak ol ki, gül bitsin sende. Topraktan başka kavuşan yoktur güle.

-Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güleryüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Müslim-Gayrimüslim herkese karşı güleryüzlü olmalıdır. Başkasının kötü ahlakından şikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlaklıdır. Başkalarının kötülüklerinden bahsediyorsak bu kendimizin kötü olduğunun alametidir. Güzel ahlak eziyetleri sineye çekmektir.

-Herkes imtihandadır.

-İnsana devlet birkaç kere geçer. Onun kıymetini bilmelidir.

-Herşey söz dinleyene verilir, herşey bu herşeyin içinde vardır.

-Ceryan hata kabul etmez. Allahü teâlâ ceryanı yarattı. Faydaları çok çeşitli, ama elini değeni yakıyor. Kontak yapıyor, evler yanıyor. Kullanmaya göre değişiyor. Su, çok faydaları var ama seller evleri yıkıyor. Yani hem faydaları var hem de zararları. Nefs de böyle. Nefssiz olmaz. Nefs, islamiyete uyarak zaptedilirse ilerleme olur. Yani içimizde olan bu mahluku iyi tanımalı, İslamiyet ile zaptetmelidir. Nefs, seni iman etmek, haramlardan kaçmak, farzları yapmaktan alıkoymasın.

-Allahü teâlâyı herkes tanıyor. Herkes Allah diyor. (Tanımak) böyle mi olur? Tanımak öyle olmaz. Allahü teâlâyı tanıyan onu sever. Onu seven de dinin emirlerini yapar. Haramlardan kaçınır. Allahü teâlâ ibadet yapılarak sevilir. Böyle yapan Allahı tanımış olur.

-Dertli misin istiğfar söyle, şifa bulursun. Bir arzun mu var, kavuşmak mı istiyorsun, istiğfar söyle. Fakir misin istiğfar söyle, zengin olursun. Zengin misin istiğfar söyle, şükretmiş olursun. “İstiğfar edenin yardımına yetişirim” buyruluyor.

-Fitne çıkaranlar bir günah işliyor. Dinleyenler iki günah işliyorlar. Bir dinlediği için iki susturmadığı için. Sus diyene şehit sevabı var.

-Başta islamiyeti tam yaşayan emir varsa, ona itaat tamsa, herkes onu seviyorsa, elinde kuru kılıç bile olsa zafer kazanılır.

-Bir zaman dilimi ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumak bütün geceyi nafile ibadetle geçirmekten iyidir. Çünkü öğrendiğimiz şeylerin farzlarla ilgisi varsa daha çok sevap hasıl olur.

-Bir iş Allahü teâlâ için değilse at gitsin.

-Düşünmekle ibadet olmaz, oturmakla ticaret olmaz.

-Dünyanın lezzeti çiledir.

-Kişinin işi olursa işi, sever onu her kişi. Kişinin işi olursa kişi, çıkmaza girer onun her işi.

-Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar. Çünkü bunun dibinde karşı tarafa güvensizlik vardır. Güven ise, sevginin barışın ve başarının temelidir. Güvenin kaybolduğu yerde hayat durur ve insanlar birbirine düşman olur, merhamet kaybolur. Bunların yuvaları yıkılır ve cenazelerine kimse gelmez olur. Halbuki, birlikte, beraberlikte, kardeşlikte, anlaşmada yani cemaatta rahmet vardır.

-Başarılı olmanın üç şartı vardır: 1) Akıllı olmak. Akıllı olmak demek, ahireti tercih etmek demektir. Dünyayı tercih etmek zekiliktir. 2) Siyasi olmak. a) Karşısındaki insanın yapısına, kültürüne hitap etmek, onun gönlünü alacak şekilde hitap etmek. b) Dost meclisinde mert konuşmak, düşman varsa idare etmek. 3) Samimi olmak, ihlaslı olmak.

-İslamiyette paranın yeri, kalp değil cepdir. Para, müslümanın kalbinde değil cebinde olmalı. Para, kalpte ise bu kötüdür ve sevilmez. Bir cep dolu olunca kalp boş olur. İki cep dolu olunca kalp bomboş olur. Cepte olmazsa, kalpte olur. Cepler boş olursa, kalp dopdolu olur hem de cerahatla karışık.

-Niyetsiz amel olmaz. Amelsiz de niyet olmaz. Adam hacca niyet ediyor, ama evinde öyle hacı olunmaz. Adam sefere niyet ediyor ama bir yere kımıldamıyor. Bu kimse seferi gibi namazları iki rekat kılamaz. Niyet ve fiil amelle beraber olacak ki yerini bulsun. Tek olmaz.

-İnsanları sonsuz saadete kavuşturmak en iyi iştir. Allahü teâlânın en sevdiği iş kullarına hizmet etmektir. [Burada hizmet demek, islamiyeti doğru olarak insanlara duyurmak demektir. İslamiyeti doğru duymak, doğru öğrenmek insanların hakkıdır. İslamiyeti yanlış anlatan, nakledildiği gibi değil, çürük aklına, bozuk ilmine, iğrenç nefsine göre anlatan kötü din adamları, insanların en kötüsü olup, büyük vebal altındadır.]

-Sevginin dayandığı bir temel vardır o da karşılıklı güvendir. İnsan güvendiği ve çok sevdiği biri için hayatını feda eder. Güven varsa sevgi de vardır. Güven ve sevgi varsa başarı da vardır. İnsanları başarılı olmaları için zorlamak doğru değil. İnsanları bulundukları yerde mutlu olmalarını sağlayınız. O güveni tesis etmek ve işi önüne koymak lazım. O artık onu sevgi ve güvenle alır götürür. Ona iş tarif etmeğe gerek yoktur.

-Bir yumruk gibi olmalı! El açık olursa parmaklar zarar görür. Yumruk haline gelirse zarar görmezler.

-Size bahşedilen nimetlerin kadrü kıymetini bilin, şükredin. Şükrederseniz nimetler daha da artar. Şükretmezseniz elinizden alınır. Elinizden alınınca öyle kalmazsınız. O andan itibaren sizde azabı ilahi başlar.

-İlim cahilliği götürür, fakat ahmaklığı götürmez.

-Dünya hayaldir. Ben diyen mahrum kalır, mahvolur.

-Emaneti ehline vermek lazımdır. Emaneti ehline vermeyen mes’ul olur. Ehl-i olmayana verirse yine mes’ul olur.

-Alim kimdir? Işığı karanlığı gören kimsedir. Amaya (kör olana) hep karanlıktır. Alim, hakkı batıldan ayırt eden insandır, islam alimlerinden nakil yapan kişidir.

-Sevgi itaat demektir. İtaat olmadan sevgi olmaz. Sevginin derecesi itaatteki sürat ile ölçülür.

-Bu dünyada mukim yok, herkes seferi. Bunu anlayıp tedbirini alana müjdeler olsun.

-Dünyanın geçer akçesi paradır. Ahiretin geçer akçesi amel-i salihdir.

-Dünyada en güzel şey dünyayı sevmemektir.

-En iyi insan kendini en kötü bilendir. En kötü insan, yanına yaklaşılmayandır.

-Evliyaların sevilmesi; nefsini aradan çektiği, kendi menfaatini düşünmediği içindir.

-En iyi iş, iyi insanlarla beraber olmak, en kötü iş kötü insanlarla beraber olmaktır.

-Mü’minin bayramı, günahlarının affedildiği gündür, imanla öldüğü gündür, Allahü teâlânın rûyetine kavuşmaktır, Peygamber efendimizi görmektir.

-Hakiki bayram, Rabbimizin huzuruna, yüz akıyla çıkabilmektir. Bu da büyüklerin vasıtasına binerek, onlarla gitmekle olur.

-Elini harama uzatan, ateşe elini uzatır. Ayağıyla harama giden, ateşe gider. Haramı yiyen ateşi yer. Harama bakan ateşe bakar, ateş onu yakar. Değer mi .... biraz sabret.

-İhtiyaçsızlık azgınlığa sebep olur.

-Mü’mine gelen her şey hayırlıdır.

-Başarının sırrı vermektir.

-Kurtulmanın çaresi yok olmaktır. Yok olan, adam olmuştur. Var olan, adam olamamıştır. Yok olmanın çaresi de peki demektir. Peki diyen yok olur, hayır diyen mahvolur.

Var olan hem kendini, hem etrafını yok eder. Yok olan hem kendini hem etrafını kurtarır.

-Bir mü’min kalbini kırmak, kabeyi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.

-Koyunlar çobanı tanıyamadığı gibi, avamda havas’ı tanımaz

-Mü’min gıda gibi olmalıdır. Her zaman ihtiyaç duyulmalıdır.

-Yüzü insanlara dönük olan insanlarla çarpışır, yüzü ahirete dönük olan, herkes ona kavuşmak için yarışır.

-Göğsünü kıbleden çevirenin namazının bozulduğu gibi, yüzünü islamiyetten çevirenin hem dünyası hem ahireti bozulur.

-Ümidimiz, büyüklerin şefaati ve bize sahip çıkmalarıdır. Onların bize sahip çıkması için, bizim onlara sahip çıkmamız lazımdır. Layık olmak ve âlâka kurmak lâzım. O âlâka söz dinlemektir. Nasihatlerine uygun yaşayabilmektir.

-Bir müslüman kardeşinin ismini duvara yazsalar, oradan geçerken ceketin düğmesini ilikle de geç.

-Mü’min mü’minle karşılaşınca yaptığı dua kabul olur.

-Dünyada ve ahirette, felaketten kurtulmanın tek çaresi var, o da kurtulanlarla beraber olmaktır.

-Allahü teâlânın sevgili kullarını tanımak şarttır. Büyükleri inkâr eden her şeyden mahrumdur. Büyükleri tasdik eden, değil kendisine yedi sülalesine faydalı olur.

-Allahü teâlânın sevgili kullarını tanıyan, onlardan istifade etmeğe başlar. Bilse de, bilmese de !... En büyük istifadesi; imanı düzelir, sonra ibadetleri düzelir, günahlar çirkin gelmeğe başlar. Bu, istifade ettiğinin alâmetidir. Bu istifade ya bizzatihi olur; en güzeli budur.... Veyahutta kitaplarını okumak suretiyle, ruhaniyetlerinden istifade ederek olur. Veyahutta o büyükleri tanıyan, seven kişilerle arkadaş olunur, mukallidleriyle beraber bulunulur. Onlarla beraber olan da feyz ve berekete kavuşur, imanını bi iznillah kurtarır.

-Mürşid-i kâmil demek, Hakkı Hak, bâtılı bâtıl bilen zat demektir. Onlara kavuşanın ve hatta onların sâdık bendelerine, talebelerine kavuşanın en büyük kârı, Hakk’ı Hakk, batıl’ı batıl bilmesidir. Bu ise, erişilmesi en zor noktadır. Dünyada en zor şey, doğruyu bulmaktır.

-Her geceyi kadir bilin, herkesi hızır bilin, kimin ne olduğu belli olmaz.

-İbadetlerin çokluğu değil, Allahü teâlâya yakınlık önemlidir. Allahü teâlâya yakınlıkta ondan korkmak ve sevmektir.

-Bir insan bir işin delisi olmazsa, o işin velisi olamaz.

-Yapmak başarı değil, başarının sırrı sormaktır.

-Şükür demek, nimetleri mahallinde, yerinde kullanmaktır.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-1

Sual: Kelam-ı kibar ne demektir? Büyüklerin nasihatlarından yazar mısınız?

CEVAP

Kelam-ı kibar, kibar-ı kelamest, büyüklerin sözü, sözlerin büyüğü demektir. Büyükler buyuruyor ki:

- Allah bir kuluna iman verdi ne vermedi. İman vermedi ne verdi!

- Dünya hiçtir, hiç ile uğraşan da hiçtir.

- Şuna şaşıyorum. İnsanlar dünyanın peşinden koşuyorlar. Ölüm de onların peşinden koşuyor.

- İnsanların çokluğu, dilediklerini yapmaları, gaflet içinde yaşamaları sakın seni de gaflete düşürmesin. Sen tek olarak öleceksin, tek olarak kabre gireceksin, tek olarak hesabını vereceksin. Sen unuttun ama unutulmadın.

- Her namazı “son vakit” bilerek kıl!

- Şu 3 şeye mani olan her şeyi terk et, 3 şeye sarıl, namazları vaktinde kıl, haramlardan sakın, helal kazancı artır!

- Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerde zerre kadar iyilik yoktur.

- Alimlerin zineti; bilmiyorum demektir. Cahiller, atar atar söyler. Alim, her kelimeden korkar, vesika bulmadan söyleyemez. Her suale cevap vermek, bir alim için ahmaklık işaretidir.

- Bir cemâat içinde, Allahü teâla en çok hizmet edeni sever.

- Dünya hayatı hayâldir. İnsanların çoğu hayâl peşinde koşuyor. Ne ahmaklıktır hayâl peşinde koşmak...

- Allahü teâlanın dostlarının anıldığı yere rahmeti ilâhi nâzil olur. Yani, oradakilere Allahü teâlâ merhamet eder, günahları olanları affeder. Günahı olmayanları da kendisine yaklaştırır. Allahü teâlâya yaklaşmak demek; onun sevgisini kazanmak demektir.

- Peygamber efendimize "sallallahu aleyhi ve sellem" Allahü teâlâ nasıldır diye sormuşlar. Cevâben buyurmuş ki: (Gözlerini kapat Allah de.. hatırına ne geliyorsa, Allah o değildir.) Çocuk, büyük adamların işinden anlamadığı gibi, akıl da Allahü teâlânın bir şeye benzeyip benzemediğini ayıramaz.

- İlk imanımızı anamızdan, babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşîdimizdir. Onun için ana baba hakkı çok büyüktür. Onun için kâfirler; islamı kökünden kazımak için aile yuvasını yıkmak lazım diyorlar.

- Allah rızası için yapana sevap var. Hayırlı iş yapana niyetine göre sevap verilir. Kötü iş yapanın niyetine bakılmaz. İyi niyetle yapsa da, madem ki günahtır cezasını çeker. İyi niyetle günah işlenmez.

- Allahü teâlâdan ümidi kesmek küfürdür. Onun için rabbimizden daima ümitli olacağız. Hepimizin günahı çok, tevbemiz bozuk, tevbenin şartlarına uygun olması lazım. Tevbemizi unutuyoruz. Yüz kere tevbeni bozsan ümidini kesme buyuruluyor. İşte bu bizim için büyük müjdedir. Hep ona rücû edeceğiz. Allahdan ümid kesilmez Hastalıklar, mü'minlere, îmânı olanlara Allahü teâlânın bir lütfudur. Cenâb-ı Hakdan gelen herşey hayırlıdır. Her ne gelirse yahşîdir (güzeldir). Allahü teâlâ kullarına kötülük yapmaz, zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine kazdığı kuyuya düşüyor. Allahü teâlâ rahimdir, ama aynı zamanda şedîdül îkâbdır da. Çok da şiddetli azâbı vardır. Rahmet, karşılıksızdır, azap ise isyanın karşılığıdır, cezasıdır. Azâba mâruz kalmamak için itaat edeceğiz. İtaat ettin mi korkma.

- Gelen her iyilik Allahü teâlâdandır. Hem de sebepsiz olarak. Gelen kötülükler de nefsdendir. Yaratmak bakımından herşey Allahdandır. Nefs ister, Allahü teâlâ dilerse yaratır. Allahü teâlâ dilemezse, sivrisinek kanadını bile oynatamaz. Hayır da şer de Allahdandır.

- Zaruret; başka mezhebi taklid etmek imkânı olmayan şeydir. Meselâ yaranın üstünü mesh etmek dört mezhepte de aynıdır, onun için zarurettir. Dört mezhepde de aynı ise zaruret olur, dört mezhepte de aynı değilse, o mesele zaruret olmaz, başka mezhebe uyulur.

- İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır. Kötü din adamları, mahsulün önündeki suyu kesmiş kaya’lara benzer. Suyu bırakmazlar ki mahsul sulansın, hayat bulsun. Taş oldukları için, kendileri de istifade edemez.

- En iyi mürşid, en iyi alim, en iyi insan nakledendir, vasıta olandır. Kendinden söyleyen ve kendine bağlayan değil. Sakın ola ki, kendinizden bir şey söylememeye çalışınız. Naklederseniz aziz olursunuz, anlatırsanız rezil olursunuz. Nakledilirse rabıta teşekkül eder. O mübarek zatın ruhu orada hazır olur. Diri kalplerin sözleri nakledilirse, Allahü teâlâ feyz ve bereket verir. Ehli sünnet itikadını, ehli sünnet alimlerinin kıymetli eserlerini yayın. Bundan daha büyük nimet, şeref, rütbe olamaz. En büyük şerefe büyüklerin bereketi ile kavuşulur."

- Âhirette kurtulmak, ibâdet ve amelin çok olmasıyla değil, doğru iman ile amellerin ihlâslı ve şartlarına uygun yapılmasıyladır.

- Mü’minin neş’esi yüzünde, hüznü kalbindedir.

- Nefsin, sende olduğu hâlde, Allahü teâlâyı tanımak istiyorsun. Halbuki nefsin, daha kendisini bile tanımamıştır. Rabbini nasıl tanısın?

- Kanâat, insanın kısmetine düşen rızkına râzı olmasıdır.

- Îmânın gitmesine en çok sebep olan günahların başında üç günah gelir: Birincisi, iman nimetine kavuştuğuna şükretmemek; ikincisi, imanın gitmesinden korkmamak; üçüncüsü, mü’minleri incitmek ve onlara eziyet etmek. Biliniz ki, haksız yere bir müslümanı incitmek, Kâbe’yi yetmiş defâ yıkmaktan daha büyük günahtır.

- İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saâdete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak bir yer değildir. Âhirette saâdete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fâni dünyâya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır.

- İlim çoktur fakat ömür kısadır. O halde önce dinde zaruri lazım olan ilimleri öğren!

- Şaşılır şu kimseye ki, dünyaya hırsla sarılır, ama ölüm onu aramaktadır. Unutmuş ama unutulmuş değildir. Güler, ama bilmez ki, Rabbi ondan razı mıdır, yoksa değil midir?

- Üç şey beni hayrete düşürdü. Bunlar; ölüm kendisini yakalamak üzere olduğu halde, dünyalık peşinde olan kimselerin hali, kendisi gaflete dalıp, kendini unuttuğu halde unutulmamış olup, hesaba çekilecek olan kimseler ve Rabbinin kendinden razı olup, olmadığını bilmediği halde, ağız dolusu gülen kimselerin hali.

- Mü'min, doktoru yanında olan hastaya benzer. Doktoru, ona yarayan ve yaramayanı bilir. Hasta, kendine zararlı bir şeyi isterse, mani' olur ve yersen ölürsün der. Mü'minin hali budur. O birçok şeyleri arzular, ama Allahü teâlâ mani' olur, ta ölünceye kadar. Sonra Cennete gider.

- Kalp ile bedenin hali kör ve topal bir kimsenin hali gibidir. Kör bir ağacın altına gider, fakat onda meyve olduğunu göremez. Topal, ağaçtaki meyveyi görür fakat alamaz, ilahi nimetleri kalp bilmeli, inanmalı, beden de onunla amil olmalı ki ahıretteki sonsuz ni'metlere kavuşmak nasip olsun.

- Sizler mümkün olduğu kadar sabah çarşıya ilk çıkan ve akşam en son dönen olmayınız. Çünkü bu iki vakit, şeytanların harp ettikleri zamanlardır.

- Mü'minler de çok şeyler arzu ederler. Fakat Allahü teâlâ onlara faydalı olanları yaratır, zararlı olanları yaratmaz. Mü'minler bu şekilde vefat ederler. Ve Allahü teâlânın Cennetine girerler.

- Bir kimse Allahü teâlâya açık günah işlerse; tevbesi açık, gizli olarak günah işlerse tevbesi gizli olur. Tevbe ettikten sonra: "Ya Rabbi bu tevbe ile günahımı affet" diye dua etsin.

- Bir zenginle arkadaş olduğun zaman, onun yanında dereceni düşürmek istemiyorsan kendisinden bir şey isteme. Çünkü istemek insanoğlunun yüzünde siyah bir lekedir. Verileni red eden kimse ise, verenin gözünde büyük ve ona karşı makamını korumuş olur.

- Farzları tam yapmadığı halde, nafilelerle derecesini yükseltmeye çalışan kimsenin hali, sermayesi elinden çıktığı (iflas ettiği) halde kâr peşinde koşan bir tüccarın haline benzer.

- Mü'minin ölüm zamanında alnının terlemesi, gözleri yaşarıp, burun deliklerinin kabarması, Allahü teâlânın rahmetine nail olduğunun alametidir.

- Namaz bir ölçekdir. Kim dolu dolu ölçer, onu hakkıyla kılarsa, büyük ecir ve mükafata kavuşur. Kim ki, eksik ölçerse (şartlarına ve adabına uygun kılmazsa Allahü teâlânın buyurduğu Veyl'i (Cehennemi) hatırlasın.

-Eline geçmediği halde geçmiş gibi nimetlere şükredip razı olan, eline geçmiş hükmündedir.

- Dünyada Allah için tevazu edin. Dünyada tevazu' sahibi olanları Allahü teâlâ kıyamet günü yüceltir.

- Cehennemin zulmeti ve azabı, dünyada iken insanların kendilerine ve başkalarına yaptıkları zulümdür.

- Bir şeyi yapmaya niyet ettiğin zaman niyetinin, azminin üzerinde Allahü teâlâdan kork (haram ve günah olan birşeye azmetme.)

- Allahü teâlâ mü'minin hastalığını ona kefaret yapar ve günahlarının affına sebep olur. Fasıkın hastalığı ise, sahibi tarafından bağlanan devenin hali gibidir. Daha sonra salındığında niçin bağlandığını ve neden salındığını bilmez.

- Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emâneti yerine getirmek en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da, en önde yalan gelir.

- Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme vaktini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanında pişman olur.

- Ne söyleyeceğine ve ne zaman söyleyeceğine dikkat et!

- Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa gelecek.

- Ey insanlar, Allah'tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü mü'mine, islâmdan sonra af ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir.

- Müslümanlardan hiçbiri, diğerini hakir görmesin! Zira müslüman demek, Allahın sevdiği insan, Allah yanında kıymeti büyük olan insan demektir.

- Allahü teâlâdan, kendisini, kıyamet gününde cehennem ateşinden korumasını isteyen bir kimse, müminlere karşı çok merhametli ve ince kalpli davransın!

- Bilmiş ol ki, sabâh namazını kılan kimse, Allah'ın himayesindedir. Allah'ın hakkını küçümseme, zira yüzüstü seni Cehenneme atar.

- Allahü teâlâya olan hâlis sevginin zevkine varan, dünyalıktan vazgeçer ve bütün insanlardan yüz çevirir.

- Hak ağırdır. Ağır olduğu kadar da acıdır. Ve aynı zamanda faydalıdır. Bâtıl ise hafif ve aynı zamanda belâlı ve zararlıdır.

- Büyüklerin nasihat ve tavsiyelerine uyarsan, henüz erişemediğin ve mutlak surette sana ulaşacak olan ölümden sevimli bir şey senin için olamaz. Eğer uymazsan da gaybda olan ölümden daha çok buğz ettiğin bir şey olmaz. Halbuki onu önlemeğe gücün yetmez.

- Kişinin kelâmı, aklının beyânı, faziletinin tercümanıdır.

- Ey imân edenler! Size her işte, her durumda Allahü teâlâdan korkmanızı nasihat ederim. Hoşunuza giden işler kadar, size zor gelen durumlarda da hakikate sarılın. Şunu bilin ki, doğru söz dışında hiçbir kelam hayır ve yarar getirmez. Yalan söyleyen, yaradılış hikmetini saptırmış, bunu yapan ise, helak olmuştur. Ey insanlar! Büyüklenmekten sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi de, ne demek oluyor? Bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsız!..

Ey insanlar! Çalışın ve nefislerinizi, içinde yer alacakları Ölüm ötesi için hazırlayın. Önünüzde çözümü zorlaşan şeyleri Allah'ın ilmine havale edin. Öbür âleme geçmeden önce bir şey hazırlayın ki, oraya vardığınızda karşınıza çıksın. Çünkü Allahü teâlâ, "Mahşer gününde herkes, dünyada hayır ve kötülük olarak yaptığı her şeyi hazır bulacak ve isteyecek ki kötülüklerle arasında uzak bir mesâfe bulunsun. Allah size kendinden korkmanızı emreder. Allah kullarını çok esirgeyicidir." (Al-i imran, 30)

O halde, Allah'tan korkun, O'nun emir ve yasaklarına iyice kulak verin. Sizden önce gelip geçenlerden de ibret alın. Ve unutmayın ki, Rabbinizin huzuruna mutlaka çıkarılacak ve küçük-büyük bütün davranışlarınızın karşılığını bulacaksınız.

Bununla beraber Allah dilediğini bağışlayabilir. O bağışlayıcı ve affedicidir.

Kendinizi iyi tanıyın, sadece kendi noksanlarınızla meşgul olun. Yardım istenilecek tek kudret sahibi Allahü teâlâdır. O'nun dışında hiçbir güç ne yapabilir, ne bozabilir.

- Şunlarla beraber bulunmaktan sakın: 1- Yalancıdan. 2- Cimriden. 3- Ahmaktan. Çünkü en çok işine yarayacağı zaman, seni bırakır. 4- Fâsıktan yani günah işlemekten utanmayandan!

- Bir hata işlediğiniz zaman istiğfar edin, hatada ısrar helâk olmaya sebeptir. Bir kimse geçim darlığı çekiyorsa istiğfara devam etsin." "Mihnete şükretmeyen, nimete şükretmez.

- Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek mallarınızı koruyunuz. Tasarrufa riayet eden sıkıntı çekmez. Tedbirli, düzenli yaşamak, geçimin yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. Musibet zamanında dizini döven, sevabından mahrum olur.

- Şu dört şeyin azı da çoktur: Ateş, düşman, fakirlik, hastalık.

- Şu üç şey Müslümana şeref verir: Kendisine zulmedeni affetmek, bir şey vermeyene iyilikte bulunmak ve kendisini aramayanı, arayıp sormak.

- Allahü teâlâyı an, dilini, başka işlerle uğraşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur. Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan sevgisinin gerçek olup olmadığının alâmeti, kendisinde deniz misâli cömertlik, güneş misâli şefkat ve toprak misâli tevâzu gibi üç hasletin bulunmasıdır.

- Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın, namazını cemaatle kıl, cömert ol, Allahü teâlânın yarattıklarına şefkat göster.

- Allahü teâlâ için yaptığın her şey ihlâstır. Halk için yaptığın herşey de riyâdır.

- Şu iki kişinin çıkardığı fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünyaya düşkün âlim ve ilimsiz sofu.

- Bir mümin kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber efendimizle yaşamış olur. Eğer incitirse, Allahü teâlâ onun o günkü ibâdetini kabul etmez.

- Allahü teâlâ hepimizi dünya ve ahiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en iyisi olan Resulullaha tâbi olmak saadetiyle şereflendirsin! Çünkü cenâb-ı Hak, Ona tâbi olmayı, Ona uymayı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya lezzetlerinden ve bütün ahiret nimetlerinden daha üstündür. Hakiki üstünlük, O'nun sünnet-i seniyyesine tâbi olmaktır.

- Kalbin kararmış olmasının alâmeti, günahlardan, üzüntü duymaması, günahta ısrar etmesidir. İşlediği günahlardan dolayı kalbi o kadar kararır ki, artık nasihat tesir etmez, gafletten uyanmaz.

- Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir."

- Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir.

- Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır.

- İnsanın kıymeti; idrâkinin, ehli sünnet büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır.

- Belâlara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın birbirinden acı belâları vardır.

- İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk yapmasıdır. Kulluktan maksat ise, her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır.

- Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün harablıkları, çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmemeliyiz. Doğru itikad, düzgün itikad, ehli sünnet itikadıdır.

- Dervişlik, yalnız bir yere çekilip oturmak, gökte uçmak, keramet göstermek değildir. Dervişlik; gönlü, mâsivadan, [Allahü teâlâdan başka her şeyden] yüz çevirmektir. Bir yandan günah işleyip, bir yandan da, "Estagfirullah" demek, istigfar değildir. İstigfar; Allahü teâlânın emirlerine uymak, yasak ettiği şeylerden sakınmaktır.

- Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz.

- Eşin dostun gönlünü almak için günah işlemek ahmaklıktır.

- Farzı bırakıp, nafile ibadetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.

- Gına sahiplerinin yani zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lazımdır.

- İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.

- Kalbin tasviyesi (temizlenmesi); İslamiyete uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid'atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur. Zikir ve rehberi, doğru yolu gösteren alimi sevmek bunu kolaylaştırır.

- Kalbin birçok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. O da nefsdir.

- Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur.

- Kelime-i tevhid; putlara ibadeti bırakıp, Hak teâlâya ibadet etmek demektir.

- Küfür, nefs-i emmarenin isteklerinden hasıl olur.

- Malı zarardan korumanın ilacı, zekat vermektir.

- Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar.

- Büyükleri sevmek, saadetin sermayesidir. Muhabbete müdahane, gevşeklik sığmaz.

- Nefs bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur.

- Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.

- Razzak olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır.

- Saadet, ömrü uzun ve ibadeti çok olanındır.

- Sünnet ile bid'at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.

- Zahid, dünyaya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır.

- Zekat niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.

- Salih ameller İslamın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalp selamette olmaz.

- Cennet ile Cehennemden başka ebedi bir yer yoktur. Cennete girmek için iman ve dinin emirlerine uymak lazımdır.

- Dünyayı maksat edinmemeli. Dünya, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünya ve ahiret bir arada olmaz. Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyaya düşkün olanlar ahirette zarar görür. Dünyaya düşkün olmamanın ilacı, islamiyete uymaktır.

- Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, ahirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur.

- Dünyayı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zaruret mikdarından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terkedip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.

- Tesbih okumak (sübhanallah demek), tövbenin anahtarı ve hatta özüdür.

- Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir. Yani Allahü teâlâya ibadet ve taat etmektir.

- Gençlik zamanında dinin emirlerine uymak, dünya ve ahiret nimetlerinin en üstünüdür.

- Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyamet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!

- Ayet-i kerimede mealen; "Vallahu basirun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir" buyruldu. Allahü teâlâ her şeyi gördüğü halde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yahut onun görmesine kıymet vermiyorlar. İmanı olana her ikisi de yakışmaz.

- Velilerin hiçbiri, peygamber mertebesine varamaz.

- Velilerin hiçbiri, Sahabi (eshab-ı kiram) mertebesine çıkamaz.

- İhlas ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç (sevap) hasıl eder.

- Her ibadeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır.

- Dünyanın vefasızlıkta eşi yoktur, dünyayı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhurdur. Aziz ömrünü, bu vefasızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun.

- Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslamiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

- İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır.

- Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha çok faydalıdır.

- Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlas.

- Ölülere dua ve istigfar etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdatlarına yetişmek lazımdır.

- Dünyayı ele geçirmek için ahireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır.

- Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenleri de şekavet ve felaket sanmamalıdır.

- Birkaç günlük zamanı büyük nimet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır. Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır.

- İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır.

- Nefs-i emmâreden kurtulmanın alâmeti, insanların övmesi ile ayıplamasını, eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevmek, önem vermemelerine üzülmek, basitlik ve akılsızlıktır.

- Münkirden (inkârcıdan) ve bid'at ehlinden aslandan kaçar gibi kaçın! Münkirin ekmeğini yiyenin kalbi, zikre karşı kırk gün ölür. Bu münkirler, Resulullahın zamanında olsalardı, ona iman etmezlerdi.

- Amellerinizi ucb (kendini beğenmek, ibadeti kendinden bilmek) ile örtüp yok etmeyiniz.

- Bir şey için olan hırs ve gayret, ona olan sevginin neticesidir.

- Müminin kabrinde yüzünün kıbleden çevrilmiş görünmesi, dünya sevgisi üzerine ölmesindendir.

- Sükutumuzdan istifade edemeyen, konuşmamızdan da edemez.

- Evliyanın menkıbelerini dinlemek, muhabbeti artırır, Eshab-ı kiramın menkıbeleri imanı kuvvetlendirir, günahları mahveder.

8 Ağustos 2008 Cuma

küçük kız:)


Hayatın ne getireceğinden habersiz hayaller kuran küçük ama büyük yürekli bir kız varmış . Bu kız aile özlemini ve inanılmaz güçlü bir eşin hayallerini kurar böyle mutlu olurmuş birgün karşısına çıkan onu sevdiğine inandığı biri ile evlenmiş yıllar geçmiş küçük kız artık orta yaşlarını yaşayan bir anne olmuş ve geçmişin muhasebesini yaparken hiçbirşeyden pişman olmamalı insan diye düşünmüş vardır her yaşananda bir hayır .İnsan herzamn hayallerinin buluştuğu aynı duygular için kalbi atan kişiyle bulamayabilir illada ruh eşin olayabilir belki aile olma fikri bile aynı değildir aynı zamanı paylaşmassınız ama o seni bir zaman diliminde düşünür iyi bir kalbi vardır insanlara kötü gözle bakmaz birsürü iyi olan hasletlere sahibtir ve başında dikenli yolları bitirenleri çok güzel gül bahçeleri karşılar diye düşünür anne ve samimi duasını ekler bir gün elele yaşlanan iki ihtiyar olma özlemiyle:)

SEVDİĞİN KADAR ..............?

Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakini gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi;
Sevdiğin kadar sevileceksin
Ay ışındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü his ettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzel
İşte budur hayat, işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün;
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Bunu da öğren;
SEVİLİRSİN

Can YÜCEL