21 Temmuz 2008 Pazartesi

Nereden Nereye






Bir sabah, müdürüm, elinde bir kitapla geldi ve “bu kitabı patronumuz sana gönderdi; bunu okuyacakmışsın” dedi. Kitap, çevre mevzûatına dâir seminer notlarıydı.

O anda içimi sevinçli bir telâş kapladı.

Önce, beni, bu kitabı okumaya ehil birisi olarak gördüğüne memnun oldum.

Sonra bir düşünce aldı beni...

Bu kitabı ne kadar sürede okuyacağımı, ne adına yâni ne kadar bir önemle okuyacağımı düşünüyordum.

Öyle ya, ya hemen ertesi gün kitabı geri isterse ve henüz ben bitirememiş isem. Ya da, okumuş olmak için okumuş olursam.

Eve gidiş gelişte serviste okumaya, evde de devam etmeye karar verdim.

Bu kitabı gönderen, eğer başka biri olsaydı, okuma şevkimin ve kitaba bakışımın daha farklı olacağını hissettim. Bu kitap, “kıymet verdiğim” patronumdan gelmişti...

Demek ki kitabın geldiği makam da önemliydi ve eylemleri etkiliyordu.

Kitabı okurken, “bu kitabı okusun!” demesinden murâdının ne olduğunu düşünerek notlar aldım.

Yarın, “eee Oğuz efendi, ben sana bir kitap göndermiştim, okudun mu, okuduysan eğer bu mevzûatın bizi ilgilendiren hükümleri nelerdir, biz bu hükümlere göre hangi durumdayız, buna göre işletmede ne gibi değişiklikler gerekiyor?” diye sorarsa...

Bu kitaptan “sorulacağımı” düşünerek bir çırpıda okumuştum ben de.

Sonra Rabbimiz geldi aklıma... Yalnız işimin değil, her şeyimin ve âlemlerin sahibi olan Allah (c.c.)

O, “kıymet verdiğim, sözünü dinleyeceğim” EN YÜCE VARLIK idi.

Bir KUTLU ELÇİ vasıtasıyla bana bir KİTAP göndermişti.

“İkra” diyerek beni muhatab kabul etmesinin, bu kitabı anlayıp uygulayacak bir halife olarak yaratmasının ve ehil kılmasının, kıymet vermesinin, “adam yerine koymasının” hazzını yaşadım.

Bu kitabı ne kadar zamanda öğrenmem gerekiyor diye bir telâş sardı beni...

Ecelin ne zaman geleceği, kitabın benden, benim de kitaptan alınacağım zaman bana göre meçhuldü.

Bu kitap; benim kendimi kontrol edebileceğim, kulluğun neresinde olduğumu sorgulayacağım, kendimi nasıl düzeltebileceğimi öğreneceğim bir kitaptı.

Kitabı okurken, bir taraftan da, “Bu kitaba uyup uymadığımdan sorgulanacağımı” bildiren âyet hep zihnimi meşgul ediyordu.

Rabbimizin, “oku” deyişindeki murâdını anlamak için yine O’nun gönderdiği Kitaba başvurdum.

Ve, âcizâne şu tesbitlerde bulundum:

Kur’an niçin indirilmişti; hâlen ve her an indirilmekteydi?

• Kur’an, dosdoğru yolu göstermek için. (Bakara 2, Mâide 16, Yusuf 111, İsrâ 9)

• Allah’ı (c.c.) tanımamız için. (İbrâhim 52)

• Düşünüp anlamamız için. (İsrâ 41)

• Doğru ile yanlışın ayrılması için. (Furkan 1)

• Kendisiyle hükmedilmesi için. (Nisâ 105, Mâide 49, En’am 114, Nahl 64, Ahzab 36)

• Cennetle müjdelemek için. (Kehf 2)

• Şerefimizi kazanmamız için. (Enbiyâ 10, Mü’minûn 71, Zuhruf 44)

• Kendisi vasıtasıyla cihad etmemiz için. (Furkan 33 – 52)

• Allah’ın azabına karşı uyarmak için. (Kehf 2, Yasin 70, Şûrâ 7, Ahkâf 12)

• Uygulamamız ve ona göre yaşamamız için. (Mâide 68, A’raf 3, Zuhruf 44, Furkan 30)

• Nasihat almamız için. (İbrâhim 52, Kâf 45, Kamer 17)

• Fert ve toplumların meselelerine çâre olması için. (Enfâl 24, İsrâ 82, Hadid 9)

• Hayırlara ulaşmamız için. (Nahl 30)

• İmanımızın ve Allah’a olan saygımızın artması için. (Tevbe 124, Nahl 102, İsrâ 109)

• Okuduğumuzda sevap almamız için indirilmişti. (İsrâ 106)

Oğuz Bakar

18 Temmuz 2008 Cuma

GERÇEK SEVENLER

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: 'Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?'diye. 'Bakın göstereyim' demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş 'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz' diye bir de şart koymuş. 'Peki' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine 'Şimdi…' demiş ermiş. 'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.' Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. 'Buyurun' deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
'İşte' demiş ermiş. 'Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktı r şüphesiz.
Şunu da unutmayın: Hayat pazarında Alan değil, Veren kazançlıdır her zaman.





RABBİM GÖNLÜMÜN İSTEDİĞİNİ

HAKKIMDA HAYIRLI EYLE

HAKKIMDA HAYIRLI OLANA

GÖNLÜMÜ RAZI EYLE



AMİN...

17 Temmuz 2008 Perşembe

ÇÖZÜMLER KARŞILKLI ANLAYIŞLA BULUNUR:)

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.

Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
'Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla'

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?'
Gene cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Hala cevap yok. Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış
'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Gene cevap alamamış.Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.

--'Hayatım bu akşam yemekte ne var?'

--'Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk'

Hikayenin ana fikri:
Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir.
Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız

ALLAH'u Teâlâ'yı (Celle Celalühü) anmak (zikretmek)...

Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın Adıyla,

°"ALLAH'I ANMAK
ELBETTE EN BÜYÜK (İBADET) TİR." Ankebut/45

°
"Her kim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır
ve onu kıyamet günü kör olarak haşr ederiz"
Taha/124

°"Siz Beni zikredin ki
Ben'de sizi zikredeyim" Bakara/152


°"O size nasıl hidayet etti ise
sizde O'nu öylece zikredin" Bakara/198

°Mevla
(Celle Celalühü) Kur'an-ı Kerimde münafıkları zemmetmek üzere
"Onlar pek az zikrederler" buyurdu.
Nisa/142

°"Zikrimle meşgul olup
Ben'den istemeye vakit bulamayanlara isteyenlerden daha çok
veririm." Hadis'i Kûdsi (Buhari)

°
"Sabah akşam ALLAH'ın C.C. adını dilinden düşürmemek, ALLAH
C.C. yolunda düşman ile vuruşurken kılıç kırmak ve malı cömertçe dağıtmaktan
daha faziletlidir" Hadis'i Şerif


°"Zikretmeyenle zikredenin hali ölü
ile dirinin hali gibidir." Rivayete göre ALLAH'ın C.C.
adını ananlardan başka herkes susuzluk içinde dünyadan
ayrılır.

°"Günahlarından rücû edip
ALLAH'ı C.C. zikirle yarışanlar yarışı kazanmışlardır, zikir onların günah
yüklerini sırtlarından attı ve hafif olarak mahşer yerine geldiler."
Hadis'i Şerif (Tirmizi, Ebû Hureyre'den)

°Yüce
ALLAH C.C. şöyle buyurur:"Beni andığı
sürece,dudakları benim Adıma kıpırdadıkça, 'Ben' kulum ile birlikteyim."


°Peygamberimiz'e (SAV) "En faziletli amel
nedir?" diye sordular. "ALLAH'ı C.C. anan
dilin kurumadan can vermendir"
buyurdular.

°"Gafiller
arasında ALLAH'ı C.C. anan kimse, kuru otlar arasında yeşil otlar
gibidir" Hadis'i Şerif

°"Gafiller arasında ALLAH'ı C.C. anan kimse, cephe kaçakları
arasındaki savaşçı gibidir" Hadis'i
Şerif

°"Zikrin Efdali
LAİLAHEİLLALLAH (1 kere söylediğinde 4000 derece yükselirsin ve defterinden 4000
büyük günah silinir), duanın makbulü ELHAMDÜLİLLAH'dır"
Hadis'i Şerif (Tirmizi)

° Her zikri ALLAH’
C.C. huzuruna
Melekler yükseltir “LÂ
İLAHE İLLALLAH” ise aracısız, engelsiz
ve direk olarak ALLAH’ı
C.C. huzuruna çıkar, ALLAH’
ın huzurunda
söyleyen kişinin mağfiret olunması için inler durur.
“LÂ İLAHE İLLALLAH”
ile ALLAH C.C. arasında perde yoktur. Cennet’in 8
kapısı üzerinde yazar. Yedi kat gökleri ve yerleri ve içindeki her şeyi ve
yaratılmış her şeyi, terazinin bir kefesine koysanız bir kefesine
“LÂ İLAHE İLLALLAH”
Kelime-i Tevhid’ini koysanız,
“LÂ İLAHE
İLLALLAH” ağır gelir. Seksen senelik
kafir’i bile bir kere kalp ve dille söylemesiyle tertemiz eder
BİİZNİLLAH.

°"ELHAMDÜLİLLAH
demenin katlı mükafatı gibi hiçbir zikrin mükafatı olamaz" Hadis'i Şerif. Yer
ile gök arasını doldurur. Bu hamd'de mizan'ı doldurur.

°Günde 100
kere İhlâs
Sûresi okuyana kâmil bir iman nasib olunur,1000 kere
okuyanın öldüğünde cesedi çürümez.

°Bir kere
"SÜBHANALLAHİ VEL HAMDÜLİLLAHİ VELA İLAHE İLLALLAHU VALLAHU
EKBER" diyen kimse için cennette bir ağaç dikilir ki,
bir atlı 500 sene gitse gölgesini bitiremez

°Cuma Namazından hemen sonra dünya
kelâmı konuşmadan 100 kere
“SÜBHANALLAHİL AZİYM VE Bİ HAMDİHİ”
diyen kimsenin 100 bin , anne ve babasının 24 bin günahı
mağfiret olunur.

°Neye sıkılırsanız sıkılın en
sıkıntılı anınızda , ne kadar günahkâr olursanız olun Yunus A.S.'ın balığın
karnında iken ettiği ve affedildiği şu duaya (Ayet'i Kerime'dir) devam edin.
"Lâ İlahe illa ente Sübhâneke inni küntü
minezzalimin" (Her sıkıntının def'i
için)

°Yatmadan Kâfirun Sûresini okuyan imanını şeytandan korumuş olur.
(ALLAH'ın izniyle)

°Kabir azabından korunmak için her gece yatsıdan sonra
Mülk(Tebâreke) Sûresini okuyunuz. Okuduğu gün ölenin şehid olacağı rivayeti
vardır.

°Sabah ve akşam namazlarından
sonra Haşr Sûresinin
son üç ayetini okuyan,
imanla göçer, o gün ölürse şehit gider, sabah okuyana akşama kadar, akşam
okuyana sabaha kadar 70.000 melek istiğfar ederler


°Farz namazın hemen
arkasından "Ayet'el Kûrsi" okuyanın cennetle arasındaki tek engel
ölümdür.(Hadisle bildirilmiştir.)

°Yatsıdan sonra
Tekâsür Sûresini
okuyan kimse nimetlerden sorguya çekilmez. (BİİZNİLLAH)

°Yatarken
3 kere "Estağfirullah el Aziym Ellezi La
İlahe İllahü El Hayyel Kayyumu ve Etübü İleyh" diyenin
deniz köpüğü kadar günahı olsa afvedilir. (tam bir pişmanlıkla
söylenmeli)

°Hergün 100 kere "Lâ
İlahe İllallahü Vahdehu Lâ Şerikeleh Lehül Mülkü ve Lehül Hamdü ve Hüve Âlâ
Külli Şey-ün Kadir" diyen kimse, 10 köle azad etmiş gibi
olur, kendisine 100 sevap yazılır, yüz günahı silinir, o gün akşama kadar
şeytanın şerrinden emin olur. Hiçbir kimse hiçbir ibadetle bu seviyeye ulaşamaz,
ancak ondan daha fazla yapan müstesna. Hadis'i Şerif (Buhari, Müslim) Gezdiği
sokakta bir kere söyleyenin bir milyon günahı bağışlanır, defterine bir milyon
sevap yazılır ve kendisi için cennette bir köşk inşa edilir. Hadis'i Şerif
(Ahmed İbn'i Hanbel)

°
"LAİLAHEİLLALLAH" bütün günahları mahveder,
mizana konulmaz çünkü onun karşısında bir şey durmaz.1 kere sadakatle
söylendiğinde, 4000 büyük günahı defterden sildirir ve 4000 derece
yükseltir.

°100 kere
"ESTAĞFİRULLAH" diyenin 1000 günahı mahvolur. 2
şey helâk edicidir: Sonra ederim diye tevbeyi geciktirmek ve tevbe ederim diye
günah işlemek. Doğru olan günah işlediğinde kalpte siyah leke oluşmadan tevbe
etmektir. Tevbe çok önemlidir, (Ulema buyurur ki tevbeyi tehir edene tevbe nasib
olmaz) günah unutkanlık yapar, kişi günah işlediğinde aklının bir parçası, geri
dönmemek üzere gider.


°Günde 100 kere
"SÜBHANALLAHİ VE BİHAMDİHİ" diyenin deniz köpüğü
kadar günahı olsa bağışlanır. 124.000 sevap yazılır. Bu kelime ALLAH'ın C.C. en
sevdiği hamdlerden biridir. Dilde hafif mizanda ağırdır.


°"ALLAH'u EKBER"
ve "SÜBHANALLAH"
yer ile gök arasını doldurur

°Günde 100 kere
"Lâ Hâvle ve Lâ Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Aziym"

diyen kimsenin en hafifi fakirlik olmak üzere 70
çeşit bela ve musibet üzerinden kaldırılır. Efendimiz (SAV) bu kelime için
cennet hazinelerinden bir definedir buyurmuştur.

°Sabah namazına
kalkamayan "Kevser" Sûresini okuyup, dua edip yatarsa ALLAH'ın C.C. izniyle
kalkar

°Şaban ayında bu duayı okuyana bin sene ibadet etmiş sevabı
yazılır. Bin senelik günahı da olsa silinir. Kabrinden yüzü ayın ondördü gibi
çıkar ve ALLAH C.C. indinde sıddık olarak yazılır. "Lailaheillalahu velâ ne'büdü
illa iyyehü mühlisine lehüddine velev kerihel kâfirune"

°Bu duayı
sabah namazından sonra 3 kere okuyan akşama kadar ve akşam namazından sonra 3
kere okuyan sabaha kadar korunur. Bu duayı bu vakitlerde okuyan, korkmaya tek
layık olan yalnız ALLAH'tan C.C. korksun . Başta zalim devlet başkanı , şeytan,
cin ve insanların şerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbirinden korkmasın ALLAH'ın
C.C. izniyle. Zehir verilse tesir etmez ALLAH'ın izniyle:

"Bismillahillezi Lâ Yedurrü meâs
mihi şey-ün fil-erdi ve lâ fissemai ve hüves semiül âliym


°Rivayete göre cennetin çorak olduğu
insanların yaptığı amellerle ve zikirlerle cennetlerini imar ettikleri
bildirilmiştir.Faideli zikir kalp huzuruyla kendini ve bütün fikriyatını ALLAH'a
C.C.vererek yani kalbinde ALLAH'tan başkası(dünyalık, çoluk çocuk, eş v.s.)
kalmadan yapılan zikirdir.

°"Teheccüd" nafile namazlar içinde en kıymetli
namazdır. Riya'dan uzaktır. (2 rekatta bir selam olmakla beraber, 2 rekattan 12
rekata kadar kılınabilir)

°"Askerde ve cihâd'da kılınan namaz", sivildeki
namazdan 2 milyon derece daha faziletlidir, "BEYTULLAH'da/Kabe'de kılınan namaz" ,
evinde kıldığın namazdan 100.000 kat faziletlidir. Cemaatle kılınan namaz tek
başına kılınan namazdan 27 derece faziletlidir.

°Akşamla Yatsı arası 6
rekat Evvabin namazı kılana 12 sene ibadet sevabı verilir.(Son iki rekatı Hıfz-ı
İman/imanı muhafaza namazıdır.) ALLAH'a dönenlerin namazıdır. Deniz köpüğü kadar
günahı olsa afvedilir.

°Sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan
72 derece faziletlidir. (Cuma günü sarık sarana ALLAH (Celle Celalühü) ve
Melekleri Sâlât ederler)

°Evlinin namazı bekârın namazından 70
derece'den(bir rivayet 90 derece) daha faziletlidir.

°Pazar günü öğle ile
ikindi arası 4 rekat nafile namaz kılıp her rekatında Amener-Rasulü
okunursa, kılana yeryüzündeki hristiyanlar adedince sevap verilir.

°İki
rekât "İşrâk" namazı kılana bir Hac ve bir Umre sevabı vardır. (sabah
kerâhât vakti geçtikten sonra 1-2 saat civarında kılınmalı)

°Vücutta 300
yada daha fazla mafsal vardır.Bunlar için her gün sadaka verilmelidir. Bu
sadakayı veremeyen (sabah kerâhât vakti geçtikten sonra ile öğlen kerâhat vakti
girmeden arası) iki rekat "Kuşluk namazı" kıldı mı bu sadakaları vermiş
olur. (İbadetin efdali az da olsa devamlı olanıdır)

°Son nefeste imanı
kurtarma duası: "Ya Hayyu Ya Kayyumu, Ya
Zel Celâli Ve'l İkrâm, ELLAHÜMME inni es'elüke en tühyiye kalbi bi Nûri
ma'rifetike ebeden, Ya ALLAH, Ya ALLAH, Ya ALLAH Celle Celâlüh"
Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir
duadır...

°Sabah ve akşam namazının farzında selâm'dan hemen sonra 10
kere "LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA
ŞERİKELEH LEHÜL MÜLKÜ VE LEHÜL HAMDÜ YUHYİ VE YUMİT VE HÜVE HAYYUL LÂ YEMÜT
BİYEDİHİL HAYR VE HÜVE ÂLA KÜLLİ ŞEY-İN KADİR" günahları
tertemiz eder, akşama/sabaha kadar günah yazılmaz


PEYGAMBER EFENDİMİZE(SAV) SALAT'Ü SELAM VE
FAZİLETLERİ:
°Muhakkak ALLAH ve Melekleri, Peygamber üzerine salat
ederler.Ey iman edenler,sizde ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam
verin.Ahzap/56

°1 kere salavat getirene: ALLAH C.C. 10 kere salat eder.
(Cebrail A.S. 10 salavat getirir)

°"İnsanların bana en yakını bana en çok
salavat getirenidir." Hadis'i Şerif(Tirmizi)

°
"Kişinin cimriliği için yanında anıldığım halde benim
üzerime salavat getirmemesi kâfidir." Hadis'i
Şerif(Nesei) "Bana getirilen Salavat sırat
köprüsü üzerinde ışıktır." Hadis'i
Şerif

°"Cuma günü üzerime 100 kere
salat'ü selâm getirenin 80 senelik günahı afvedilir."
Hadis'i Şerif

°"Adımın geçtiği
yerde salavat getirmeyenin burnu sürtülsün." Hadis'i
Şerif (Cebrail A.S.bu duaya amin dedi)

°En EFDÂL Salâvat'ı
Şerife:"ELLAHÜMME sâlli âla seyyidina
Muhammedin ve âla âlihi ve sahbihi efdâle salevatike ve adade me'lumatike ve
bârik ve sellim"

°
“Üzerime 100 defa salavat getirene ALLAH
C.C. 1000 defa Rahmet nazarıyla bakar”
Hadis-i Şerif

°“Cuma günü üzerime 100
defa salavat getiren kimse kıyamette öyle bir nur ile gelecek ki, eğer o nur
bütün mahşer halkına taksim edilse hepsine yeterdi”
Hadis-i Şerif

°“Üzerime bir günde 1000
defa salavat getiren kimseye Cennetteki makamı gösterilmedikçe
ölmez” Hadis-i Şerif


°Bir toplulukta oturupta bir kere bir salavat getirmeden kalkanlar leş
sofrasından kalkmış gibi olur.

°Peygamber Efendimiz'e Salât'u Selâm ALLAH'u Teala'yı Razı ve Hoşnud eder,
şeytanı uzaklaştırır, belaları çevirir, sadakadır, Ahiret ve dünya kurtuluşuna
vesiledir, Efendimiz'in (Sallallahüaleyhivesellem) Şefaatine vesiledir








SAFER AYI"


(Efendimiz SAV bu ayda ölüm hastalığına tutulmuştur)

DERVİŞ VE AŞK

Derviş, bir kucak elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rast gelmiş bozkır sıcağında.
Yorgunluktan al almış kızın yanakları.
"Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?" diye sormuş.

Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.
"Sevdiğim çalışıyor orada.
Ona elma götürüyorum."

Kaç tane diye soruvermiş derviş baba.

Kız şaşkın; "İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?"

Usulca kırmış elindeki tesbihi derviş…

Allah herkese Bu bereki nasip etsin ne diyelim

HALİL İBRAHİM BEREKETİ.....
Büyük din ve bilim adamlarından Ulu Arif Çelebi......anlatı yor :
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....
Büyüğü Halil....
Küçüğü ise İbrâhim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
Bununla geçinip giderlermiş.. .
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar....
İş kalmış taşımaya....
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı
bekle.
Peki abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve,
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi...!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil'i düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.....
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile....
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...
Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler.
şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir. ..
ALLAH HEPİNİZE HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN

:):)


Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar:
YEşiL demiş ki:
"Elbette en önemli renk benim.. Ben hayatın ve umudun rengiyim.. çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim.. şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı..."
MAVi hemen atılmış:
"Sen sadece yeryüzünün rengisin.. Ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir, ve huzur olmadan siz hiçbir ise yaramazsınız""
SARI söz almış:
"Siz dalga mi geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim.. Günesin rengiyim.. Ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz"
TURUNCU onun sözünü kesmiş:
"Ya ben?? Ben sağlık ve direncin rengiyim.. insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur.. Portakalı, havucu düşünün.. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın"
KIRMIZI daha fazla dayanamamış:
" Ben hepinizden üstünüm!!! Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!! Ben tehlike ve cesaretin rengiyim!!! Savaşın ve ateşin rengiyim!! Bensiz bu dünya bomboş olurdu!!!"
MOR ayağa kalkmış:
"Hepinizden üstün benim.. Ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir.. Ben otorite ve bilgeligin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz..dinler ve itaat ederler"
Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar...Her biri diğerini itip kakıyor "En büyük benim" diyormuş... Derken.. Bir anda şimşekler çakmış, ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış... Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar.. Ve YAğMUR´UN sesi duyulmuş...
"Sizi aptal renkler.. Bu kavganızın anlamı ne, bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz...simdi elele tutusun ve bana gelin"
Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar.. Elele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay seklini almışlar.. Yağmur onlara "bundan böyle..."demiş.." Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız, ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar.. insanlara yarınlar için umut olacaksınız... Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size Gökkuşağı diyecekler.. Anlaştık mı?"
işte bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde Gökkuşağı belirir..

Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız, ve hepimiz özeliz... Bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız...