13 Haziran 2008 Cuma
HZ.ÖMER
BİRKAÇ GÜNLÜK RIZKINI BİR GÜNDE HARCAYAN HANE SAHİBİNE BEN BUĞZ EDERİM .diyor peki bu söze karşılık biz neler yapıyoruz en alasından gün sofralarımızda 6, 8 çeşit yarışı yapıyor en sevdiklerimizle beceri yarışında evimizin bir haftalık masrafını 1 günde harcıyor artan ikramların sıkıntısını yaşıyoruz. vebal bir yanda eşimize yaptığımız eziyet bir yanda maneviyatımızıda maddiyatımızıda yoruyoruz .Anladık çok becerikliyiz ama bunun bir sonu yok yeni tarifler yeni külfetler ve sonu gelmeyen bir yarış demek günün sonunda bir hafta temizlikle ,birgün öncesinden hazırlanan ikramların yorgunluğu ,misafir ağırlama stresi birleşince ailesine ,ibadetlerine yorgunluktan başka bir faydası kalmayan bir hanım kalıyor.He birde nereye harcanacağı hiçbirzaman tam karar verilmemiş alınması gereken çook şey varken en gereksiz yere giden gün parası kalıyor:)biz ne zaman ki dostluğu gerçek muhabbeti kaybettik bu paralı günler girdi hayatımıza paralı dostluk günlerimiz güleriz ağlanacak halimize sevgi ve dua ile SELDA
12 Haziran 2008 Perşembe
Bizde bugün cennet kokusu vardııııı.
Evet bu gün evimizde iki bebek ve güzel kızımız feyza ve anneleri vardı . Bebeklerle okadar hızla geçtiki vakit uzun yaz günü olmasına rağmen doyumsuz bir gündü .Evimiz cennet kokusuyla doldu:) bebekler cennet kokuludur derya büyükler hakikaten öyleydi.Dünyanın en güzel lezzeti evlat sahibi olmak sanırım büyük küçük farketmez hani annelerin gözünde yaşın 50 de olsa farketmez sen büyümezsin aslında güzel şey büyümemek birinin kıyamadığı incitilmesine dayanamdığı olmak .Bazen çocukluğumuzdaki güvenli günleri ararız sırtımızı dayamak isteriz ,güvenmek ,emin olmak eksiğimizin düşünülmesi sıcak bir ev ne yapsak o güzel evi o sıcak yuvayı oluşturamamış gibi hissederiz kendimizi sonra bi bakarız bizle kendini güvende hissedenler vardır bizden emin olanlar bize muhtaç küçük kuzular var.Evet nekadar inkar etsekte büyümüşüz.Zamanla oluşmuş huzurlu, sıcak ileride çocuklarımız tarafından özlemle anılacak bir yuvamız olmuş.Ve yılların ne kadar hızla geçtiğini anlarız .
Ben geldiiim:)nafi
Kocaman abi olmuş oğlum biz görmeden bizim ricalarımıza dayamayıp annesi nafi paşayı bize getirdi .Çokda iyi yapmış saolsun görmeden .koklamadan bu zamanları geçiyor diye üzülüyorduk canayakın sevimli annesi gibi güzel bir çocuk nafi.anne ve babasına onu bizle buluşturdukları için teşekkür ediyoruz .sağlıklı uzun ve mutlu bir ömür onların ve sevenlerinin olsun . :)
7 Haziran 2008 Cumartesi
6 Haziran 2008 Cuma
AKRABALIK DİYORUM AKREPLİK DEĞİİİİL:)
Bu gün istanbuldan annesinin ameliyatı için gelen dayımın geliniyle annemlerde kahvaltıdaydık .Çok özlemişiz birbirimizi en azından ben kendi adıma zeynebi gördüğme çok memnun oldum .Bolbol sohbet ettik dünya güzeli bir insan insanın akrabaları gibi yok bence ortak konuların havada uçuştuğu bir paylaşım dilinden anladığın, haliyle halleştiğin ,derdine derman olmak istediklerin kısaca akrabaların :) rabbim hekese akraba olmayı kıymet bilmeyi , bilinesi olmayı herkese nasip etsin:)akrep kıskaçlarımızı toplayalım hakikaten akraba olalım:)))bu yaz bütün akrabalarımla görüşmek umudundayım yakın tarihte eltim ve baldan tatlı oğlu gelicek bütün aile olarak sabırsızlıkla bekleniyorlar bereketli mutlu zamanlar geçirmek duasıyla.
STRES
O'na donup, 'Benim buyuk bir derdim var' demek yerine, derdime donup 'benim buyuk bir Rabbim var' demenin huzurunu yasiyorum. Gunahlarin icinde bogulmanin ezikligiyle 'O beni artik sevmez' derken, bu yaziyi okumama vesile olanin, O en buyuk sevgi oldugunun farkina varmak ne buyuk saadet. Elhamdulillah.
O bizi cok seviyo !!! Bu sevgiye layik olabilen kullar olmaya ugrasalim bizler de insallah.
'Az' konuşan fakat 'öz' konuşan büyükler vardır. Babam da
bunlardan
biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu 'öz'
konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi
ki
sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.
'Strese girenin imanından şüphe ederim!' demişti babam.
Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman 'stresle mücadele'
konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş
olsam
bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız
yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu
kadar
kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.
Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın
sıkıntıları ve
zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle
mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da
benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği
'Strese
girenin imanından şüphe ederim!' lafını attım ortaya.
Arkadaşım 'doğru
bir cümle' dedi. 'Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o
insana bunun hesabını bile sorar' dedi.
* * * * * * * * *
Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları
kafaya
takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı
hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta
oluyor.
Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine
dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler
geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize
niçin
aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak
istiyorum.
Hz. Eyyüb'ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana
tabi
tutma hakkına sahip değil mi?
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan 'Allah'ım beni niçin
hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?' demiş olmuyor mu?
Hz. Nuh'u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan
edemez mi?
Hz.İbrahim'i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla
imtihan edemez mi?
Hz. Lut'u eşiyle imtihan eden Allah'a, 'Beni niçin eşimle imtihan
ediyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Hz. Yusuf'u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de
kardeşlerinizle imtihan ediyordur!
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna
göre,
bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir
parçası
değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah'a 'Benim
annemi / babamı niye alıyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunu mu
sanıyor?
'En büyük acı evlat acısıdır!' denir. Bu acıyı yaşayan anne
babalar
'Allah kimseye yaşatmasın!' derler.
Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa'ya bile torpil
yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın
olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla
imtihan edilmiş
bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.
'Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız' diye kimse itiraz etmesin.
Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah'a sığınan
insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği
'insanı'
acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı
doğru
anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah,
bize de torpil yapmaz.
* * * * * * * *
Stres ile iman arasında ki ilişki kafamın içinde uzun zamandır
dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü
okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına
dönüştü. Bu
yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana
kalsa pano
haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir
söz.
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, 'Benim
büyük bir derdim var!' deme, derdine dönüp 'benim büyük bir Rabbim
var!' de.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
O bizi cok seviyo !!! Bu sevgiye layik olabilen kullar olmaya ugrasalim bizler de insallah.
'Az' konuşan fakat 'öz' konuşan büyükler vardır. Babam da
bunlardan
biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu 'öz'
konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi
ki
sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.
'Strese girenin imanından şüphe ederim!' demişti babam.
Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman 'stresle mücadele'
konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş
olsam
bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız
yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu
kadar
kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.
Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın
sıkıntıları ve
zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle
mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da
benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği
'Strese
girenin imanından şüphe ederim!' lafını attım ortaya.
Arkadaşım 'doğru
bir cümle' dedi. 'Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o
insana bunun hesabını bile sorar' dedi.
* * * * * * * * *
Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları
kafaya
takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı
hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta
oluyor.
Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine
dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler
geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize
niçin
aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak
istiyorum.
Hz. Eyyüb'ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana
tabi
tutma hakkına sahip değil mi?
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan 'Allah'ım beni niçin
hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?' demiş olmuyor mu?
Hz. Nuh'u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan
edemez mi?
Hz.İbrahim'i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla
imtihan edemez mi?
Hz. Lut'u eşiyle imtihan eden Allah'a, 'Beni niçin eşimle imtihan
ediyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Hz. Yusuf'u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de
kardeşlerinizle imtihan ediyordur!
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna
göre,
bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir
parçası
değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah'a 'Benim
annemi / babamı niye alıyorsun ki?' deme hakkına sahip olduğunu mu
sanıyor?
'En büyük acı evlat acısıdır!' denir. Bu acıyı yaşayan anne
babalar
'Allah kimseye yaşatmasın!' derler.
Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa'ya bile torpil
yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın
olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla
imtihan edilmiş
bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.
'Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız' diye kimse itiraz etmesin.
Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah'a sığınan
insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği
'insanı'
acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı
doğru
anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah,
bize de torpil yapmaz.
* * * * * * * *
Stres ile iman arasında ki ilişki kafamın içinde uzun zamandır
dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü
okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına
dönüştü. Bu
yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana
kalsa pano
haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir
söz.
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, 'Benim
büyük bir derdim var!' deme, derdine dönüp 'benim büyük bir Rabbim
var!' de.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Nedir insanların derdi?
Dünya nereye gidiyor diyen insanlara benimde bir sorum var bunu benim için bir bilene sorsunlar lütfen biz toplum olarak nereye gidiyoruz.Bir selamı bile esirgeyecek kadar birbirimizden uzak yaşamlar yaşamaya ne zaman başladık ,ne zaman tebessüm dudaklarımızdan silindi,samimiyet denilen şey nasıl bir şeydi,dedikodu en muhafazakar insanımızı nasıl esir aldı ve en kutsal vazifesi haline geldi.insanların herşeye laf olarak mutlaka yetişmesi, her konuya fikir beyan etmesi ne zamandan beri normal oldu .Gıybet ,kötü ahlak değildi de matahmıydı.Benmi unuttum insanları küçümsyenler rabbimizin onlara bu şekilde huzurunda olmaktan utanmıyacaklarmı? Zengin çevrem olsunda gerisi ne olursa olsun diyen samimiyetsiz muhafazakar toplum ne kadar daha hüküm süreceğini düşünmekte.Ben derimki tövbe edip bir güzel derlenip toparlanmalı o mutlak gelecek olan ölüm kapımızı çalmadan biz kalbini kırdıklarımızla helalleşelim tabii kime ne yaptığımızı hatırlayacak kadar zekiysek :(
selda
selda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)