15 Mart 2009 Pazar

EDEP VE İNCELİK

Mevlana, “Edep, aklın dıştan görünüşüdür” diyor. Kırk yıldır bu tarifi düşünüyorum. Beni ürpertiyor. Edep kavramı üzerinde derinleştikçe karşımıza yepyeni alemler çıkıyor. Bazan hayatın en önemli olayı nedir diye düşündüğümde yine edep çıkıyor karşıma. Hayatı güzelleştiren, aile hayatında olsun, meslek hayatında olsun, toplumsal hayatta olsun hep karşımıza çıkan, bizi mutlu eden veya mutsuz eden bir durum değil midir? Bazan edepsizce söylenen bir söz veya davranış karşı tarafı ebediyyen mutsuz edebilir. Hepimizin en az ekmek kadar, su kadar muhtaç olduğumuz bir özelliktir, edep. Hayatın, varoluşun vazgeçilmez unsuru... Beş yaşında bir çocuktum. Rahmetli annem, “Oğlum, bakkal Hacı Efendiye git, bir kibrit al” dedi. Gittim. Dükkandan içeri girdim. “Hacı Amca” dedim, “bir kibrit verir misin?”. Bakkal Hacı Amcanın kaşları çatılmıştı. “Vermem” dedi, sebebini sordum, “Sen”, dedi, “dükkandan içeri girerken selam vermedin. Selam vermeyene kibrit de yok”. Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Özür diledim. Ne yapabileceğimi sordum. “Şimdi çık” dedi, “biraz dolaş, dükkana yeniden gel. Kapıdan girerken selam ver”. Dediklerini yaptım, bakkal Hacı Efendi kibriti uzattı, yalnız kibritin yanında bir de çukulata vardı. Aldım, teşekkür ettim. “Bu” dedi, “selam vererek girmenin mükafatı”. Olayı ömür boyu unutmadım. Ne zaman bir dükkana, bir iş yerine, bir eve girsem aklıma Hacı Efendinin sözü gelir. Edep, hayata, yaşamaya, varoluşa renk veren, ışık veren, güzellik veren harikulade bir unsur. İnsan hayatı bir serüven. Doğduğumuz andan itibaren mücadele veriyoruz. Hastalıklar, parasızlıklar, yanlış anlaşılmalar bizi ömür boyu bırakmıyor. Bu patırtı, gürültü içinde her zaman için kuvvet alacağımız, bize mutluluk verecek, yaşama sevinci verecek bir olay edepli davranışlar. Eski İstanbul terbiyesinde “ben sahibim, ben malikim, mülkiyeti bana ait” gibi sözleri söylemek edep dışı kabul edilirmiş, o şahsın görgüsüzlüğüne verilirmiş. Mesela bir yalının önünden geçiyoruz, soruyoruz, “Efendim, bu yalının maliki siz misiniz?” Adam, saygıyla cevap verirmiş: “Estağfirullah efendim, şimdilik emaneten oturuyoruz”. Bu cevaptaki incelik beni bir ömür boyu ürpertmiştir. Hayat arkadaşım, rahmetli Rana Hanımefendi ile kırk dört sene evli kaldık. Bu süre içerisinde onun önünde bir kere ayak ayak üstüne atarak oturmadım. Bir kere bile çantasına, çekmecesine, cüzdanına dokunmadım. Çünkü çocukken bize öyle öğretilmişti. Lise birden ikiye geçmiştim. Tatilde babamın memleketine gittim: Konya’nın Ermenek ilçesi. Ermenek, Toroslarda şirin, sevimli, güzel bir ilçeydi. Birşey dikkatimi çekti. Yolda herkes tanısın, tanımasın birbirine selam veriyordu. Bu selamda insanı ürperten, heyecan veren, sımsıcak bir sevgi, bir saygı, bir incelik vardı. Beni çok etkilemişti. Ömür boyu unutmadım. Şimdi aynı apartmanda oturanlar birbirlerini selamlamadan, bir poz, bir çalım geçiyorlar. Mübarekler sanki firavunun torunları. Bunu bir türlü kabul edemiyorum, içime sindiremiyorum, izahını yapamıyorum. Madem kader bizi aynı çatının altına getirmiş, ne olur birbirimize selam versek, hatır sorsak, elimizde paketler varsa yardımcı olsak. Bazan bir selam, bir hatır sorma, bir teşekkür etme insanın bütün sıkıntılarını alır, götürür. Yerine tertemiz, pırıl pırıl bir ruh hali bırakır. Bir Viyanalı psikolog “Bir insan”, diyor, “günde on kişiye teşekkür edebilse, o insan ruhen çok mutlu olur”. İnsanların birbirlerinden bekledikleri ne servet, ne şöhret, ne mevki, ne makam, ne mal mülk. Bu minicik ilgiler, edepli davranışlar bizim ruhumuzda en güzel duyguları uyandırabilir. Neden bu fırsatları kaçırıyoruz? Amerika’nın bazı eyaletlerinde bir adet varmış. Otobanlarda giderken hani gişeler çıkar karşımıza, para yatırmamız gereken. Bazı kimseler gişedeki görevliye parayı uzatırken, “Bu benim için, ve benden sonra gelecek on araba için” diyorlarmış. Bilmiyorum, bunu okuduğum zaman çok heyecanlandım. Siz, kendinizden paha biçin. Parayı gişeye uzatıyorsunuz. Gişedeki görevli “Efendim”, diyor, “paranız ödendi”. Burada önemli olan o üç kuruş para değil. Birilerinin sizi düşünmüş olması. Bir insan tarafından sevilmek, sayılmak, düşünülmek ne güzel bir olaydır, hassas bir insanı sevinçten ağlatabilir. Hepimiz birtakım güzel davranışların, güzel sözlerin beklentisi içinde değil miyiz? Ve o karşımıza çıktığı zaman ne kadar huzurlu oluyoruz, mes’ut oluyoruz. Aynı şekilde ev halkının birbirine karşı gösterdiği edep ve incelik örnekleri de karşı tarafı ne kadar mutlu eder. Hepimiz şu dünyada misafiriz. Misafirliğimiz ne gün bitecek bilemiyoruz. Ama yaşadığımız sürece çevremize karşı, insanlara, hayvanlara, bitkilere karşı, eşya ve cemadata karşı daha duyarlı olabilsek, onlar da memnuniyet uyandıracak sözleri ve hareketleri söyleyerek, yaparak onların içlerinde bir memnuniyet uyandırabilsek, ne güzel olur.
Senelerce önceydi, bir gün evde oturuyordum. Telefon çaldı. Bir okul arkadaşım “Sabri”, diyordu, “bana yardımcı ol, çok sıkıntılıyım, boğulur gibi oluyorum. Lütfen bana yardım et”. Arkadaşımın sesi beni ürkütmüştü. Hakikaten o anda ona kitap oku, müzik dinle, ibadet et demek bir netice vermeyecekti. Dedim ki, “Bak kardeşim, banyoya gir, biraz su dökün, bir abdest al, giyin, en yakın hastaneye git. Hastanedeki görevli memura -Bu hastanede bir süredir yatıp da hiç ziyaretçisi olmayan hasta var mı? diye sor. Hastayı öğrendiğin zaman ziyaretine git. Ya bir çiçek yaptır, ya bir kolonya al. Hastaya hatırını sor. Onunla biraz konuş. Bir isteği olup olmadığını öğren. Bir isteği varsa lütfen onu yapmaya çalış”.
Akşam, arkadaşım tekrar telefon etti. Ses tonu tamamen değişmişti. Mutlu, neş’eli bir ses tonu vardı. Anlattı. Hastayı ziyaret ediyor, hediyesini takdim ediyor, biraz görüşüyorlar. Sonra diyor ki, “haftaya tekrar geleyim mi, ister misin?” Hasta yatağından doğruluyor, “Allah razı olsun” diyor, “beni o kadar mutlu ettin ki, haftaya da benim gibi yalnız bir insanı ziyaret et, benim duyduğum mutluluğu o da yaşasın”. Ve diyor arkadaşım, hastanenin kapısından çıkarken öyle neş’eli, öyle mutluydum ki yol boyu sana içimden teşekkürler ettim.
Bizim mutluluğumuz da, mutsuzluğumuz da hep böyle küçücük olaylarla ortaya çıkıyor. Ne olur biz de adet haline getirsek, bu minicik nüanslarla insanları sevindirsek, uzun zamandır aramadığımız, görüşmediğimiz bir dostu bir gün telefonla arayıp hatırını sorsak, hem onu, hem kendimizi ne kadar sevindiririz. Hani, bazı çok yaşlı kimseler vardır. Hayatta kimseleri kalmamıştır. Ellerinden tutacak kimseleri yoktur. Ne olur onları hiç olmazsa telefonla veya beş dakika ziyaretlerine giderek arayıp, sorsak, ne kaybederiz? Onlara desek ki “Ne zaman başın daralırsa, ihtiyaç hissedersen, gece saat kaç olursa olsun, beni ara. Ben arabaya biner gelirim”. Bir bilsek ki bu sözler yalnız bir insanı ne kadar sevindirir, ne kadar göklere uçurur. Daha bunlar gibi pek çok örnek verebiliriz. Alış veriş ettiğimiz tezgahtarın hatırını sorsak, bir sıkıntısı olup olmadığını öğrensek, dolmuştan inerken sade para vermekle yetinmeyip hatırını sorsak, hayırlı işler dilesek, teşekkür etsek, onlar da, biz de ne kadar mutlu oluruz. Bir gül bahçemiz olsa, bir dostumuz ziyaretimize gelse ona, bir gül buketi hazırlarken o gülün kokusu aynı zamanda üstümüze, ellerimize de sinmez mi? Onun için Kainatın Efendisi, “Veren el, alan elden hayırlıdır” ve “Birbirinizle arada hediyeleşin, hediye bazan kalpler arasındaki soğukluğu giderir” buyuruyor.
Ne zaman Hakka göçeceğiz bilemiyoruz. Ama yaşadığımız sürece şu hayatı o kadar güzel, renkli, şiir gibi yaşayalım ki dünyamız cennet gibi olsun. Ve “Dünyası cenet olanın, ahiretinin de cennet olacağı” müjdesi geliyor Kainatın Efendisinden. O halde ne bekliyoruz? Yunus Emre, “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyordu. Bizler de yaşadığımız sürece hep iyinin ve güzelin tohumlarını ekelim ki yarın mukadder yerimize gittiğimizde yüzümüz kara çıkmasın. Allah, bizlere de ve yeryüzündeki bütün insan kardeşlerimize de hayırlar göstersin, iman ile çene kapamayı nasip etsin.
Sabri TandoğanHak-Ses Dergisi, 2007

14 Mart 2009 Cumartesi

Yaşasın yemek yemeeeeek :)

:)evet sonunda bitti .Bu gün maranki beden temizliğinin son günüydü mutluyum süperim ne desem ifadesi zor rabbim insanı açlıkla imtihan etmesin kaldıki otçul biryaşam sürdüm ama olsun damak alışmış saçma sapan yemeye ben şekerden vazgeçmek için ,en azından azda olsa azaltmak için başladım bu işe ama tersi tuzdan soğumuşum ve ekmekten en özlediğim di ekmek :)ama yinede sevindim 1 haftadır salata yedim yinede salata istiyorum :)neyse bugün mutfağın tüm eşyasını salonu toparlayıp doldurduk oğlum ve yeğen kuşum ahmetimle annesi umreye giden şahsı muhterem kendileri ,2günlüğüne bizdeler gestapo gibiyim tepelerinde bakın ben açım ,sinirliyim ,gülmeyin benle gırgır yapmayın :)iyi kötü hiiiiç bişey demeyin kendi kendime de biryandan yaşlanınca ellerine düşecen kızım dikkat et bak çocukları bezdirme demekten kendimi alamıyorum :)ama güzel birşey 2 evladın olması keşkelerimden birisi oğlumun yalnız büyümesine sebeb görmem kendimi ama rabbim isterse rızkı olanda dünyaya gelirdi ,gerçi şunun şurası 3 yıldır ahmetten ve diğer kuzenlerden ayrı 3 yıl öncesi hep içiçeydik hiç anlamadı oğlum yalnız olduğunu bu eve taşındığımızda kardeşim vardı onlar taşındığında ilk defa bana anne neden beni kardeşsiz bıraktın dedi ilk defa yalnız kalmıştı .Çok üzülmüştüm paylaşımcı uyumlu bir çocuktur hiçbirzaman tek çocuk problemleri yaşamadım en azından ben böyle düşündüm ,birbirlerini gaza getirip ders çalışıyorlar, test çözüyorlar, internete ben izin verirsem giriyorlar .Bu çok yaşanan bir olay değildir genelde bizimkiler gezme delisidir kendilerine iş ,görev icad edip dışarı kaçmaya bahane üretirler ama bugün karın yağmasıyla fazla uçamadılar kuşlarım benim epeyde soğuktu .Güzel bir kar var dışarda rabbim soğukta yakacağı olmayanlara yiyeceği olmayanlara güç ve alım gücü versin inşallah amin amin amin .Yarın mutfak fayansı için usta ne alınmalı ,hangi gün gelebilecek görüşmeye gelecek bizde dolapları söküp paketleyip kaldıralım diyoruz malum daha bağevi hayallerimiz var idareten bizi ihya eder birkaç zaman yenisini alana kadar ne demişler gereksiz olanları alan gerekli olanları satmak zorunda kalır.Bunu okuduğumdan beri atma şurda değerlendiririz diye hemen yerini buluyorum öncedende atma huyum yoktu ben baya tutumlu bir hatunum aman atma şurda kullan diyediye çöp eve 5 kala temizler verilecekleri yollarım nefes alırım ama şimdi değişti işler 2. bir ev içinde herşey lazım orası için dursun bide oraya dolaşmamış oluruz hem maddi hem manevi yorucu işler bunlar gereksiz zaman sarfiyatı .

13 Mart 2009 Cuma

İNCİNSEN DE İNCİTME SEN

Gönül¸ yüz dön kin gütmekten;
İncinsen de incitme sen!..

Gönül¸ yüz dön kin gütmekten;
İncinsen de incitme sen!..
Dost bîzârdır incitmekten;
İncinsen de incitme sen!..
Nûr nefesin aşk dolanda¸
Gülün yanmaz od alanda!..
Sözün başa dert olanda;
İncinsen de incitme sen!..
Can olur mu candan ırak?
Geç ağyârı¸ sen sana bak!..
O yan çıkan nefsi bırak;
İncinsen de incitme sen!..
Sen ki terki terk eyledin;
Günü dünden berk eyledin!..
Tâ elestte ne söyledin?..
İncinsen de incitme sen!..
Sendedir arz¸ arş-ı a’lâ;
Böyle yazmış Kadir Mevlâ!..
Bir hikmettir bu dert¸ belâ;
İncinsen de incitme sen!..
Ma’rifettir hakkı yaymak;
Hatır almak¸ hatır saymak!..
Sana düşmez gönül koymak;
İncinsen de incitme sen!..
Rıfat ARAZ

NASİHAT

Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma
Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol
Nefsin hevâsı ile mağrûr olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol
Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol
Allâh için herkese hürmet et de sev sevil
Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol
İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol
Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol
Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya
Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü söyle gerçek
Hulûsî’nin dili ol
Es Seyyid Osman Hulusi Efendi somuncu babanın torunu 1990 vefat etmiş mübarek.
http://www.hulusiefendivakfi.org.tr/sayfa.asp?D=1&Syf=111

12 Mart 2009 Perşembe

Ah maranki ahhh :)

yarın beden temizliği için son gün tam bir haftadır açım:)tonton biri olarak keseden harcadım 2 ,3 kilo anca verdim çok cimriyim kilo konusunda :) şu şeker ve tuz derdim kilo vermek değil aslın reflü ve ülserden gözümü açabilmek kansızlıktan azda olsa kurtulmak kilo en son düşündüğüm mesele oldu artık ,şeker düşkünlüğümden biraz uzak kaldım çay muahbbeti olmadanda yaşanıyormuş:)ama en çok son 1 yıldır ekmeğe ne kadar alışmışım yemek içmek hiiiç ama börek ve ekmek istedi canım ilk 2 gün oğluma benim rengim solukmu ?birazda halsizim başım dönüyor du ve ağrıyor du çaysızlıktan_ evet biraz solgunsun _iyi ozaman ben bırakayım bunu, yok ama 2 gün boşa gitmesin diye diye bitirdim çok şükür ilk 2 gün çok sinirliydim şimdi pamuk oldum :)en zor olan da ne yenir ne içilir çok iyi bilmemek steyi gezdim ama bu konuda hiç bilgi mevcut değil.Yada ben ulaşamadım yüzeysel geçmiş neyse uykum düzene girdi yemek aklıma gelmediği için oğluma ne pişirsem derdim çok oldu neyse şimdilik böyle işte ben uyumaya gitmek durumundayım herkeşe iyigeceler:)

SENİ SAKLAYACAĞIM

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmiyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen Günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir Gün, tam anlatmaya
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım
Anlayacaksın.
Özdemir ASAF

DOLUNAYIN BİZLERE YAPTIRDIKLARI OKUYUNCA İNANAMIYACAKSINIZ


Eyyam-ı biyz: DolunayZaman ihtiyarladıkça Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye gençleşiyor. Modern ilimlerin terakkisiyle, on dört asır önce gelen o ümmi zatın (s.a.v.) yaşadığı hayatın ve tavsiye ettiği prensiplerin mükemmelliği daha iyi idrak ediliyor. Nitekim Rabbimiz celle şânühu şöyle buyuruyor:“(Rasûlüm) de ki, hamdolsun 'a. 0, ayetlerini (delillerini) sizlere gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız.” (Neml suresi, 93) “Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? (Fussılet suresi, 53) Bugünlerde ilim adamlarının dikkatini çeken yeni bir konu var: İnsanoğlunun ayak basıp yakından tanıdığı Ay'ın insanlar üzerindeki tesiri. İlim adamlarının araştırmalarına göre, dev gibi okyanuslarda med-cezir (gel-git) olaylarına yol açan dolunay, vücudunun yüzde 80'i su olan insanoğluna da tesirler yapıyor. Vücuttaki sıvı dengesi bozuluyor, beyindeki düzenli işleyiş aksıyor ve kalp atışı hızlanıyor. Özellikle kalp ve şeker hastalarında tehlikeli sonuçlara yol açabilen dolunay, sinir sistemindeki hücrelerin işleyiş düzenini bozduğu için dengesizlikler meydana getiriyor. Bunda vücuttaki elektrik akımının iki misline çıkması da büyük rol oynuyor. Dolunayın kadınlara daha fazla tesir ettiği de bir gerçek. İlim adamları bu tesirleri şöyle sıralıyor: 1) Kadınlar dolunay günlerinde çok hassas oluyor ve daha çabuk ağlıyorlar.2) Doğumlar, bu günlerde yüzde 20 oranında artıyor.3) Dolunay adet görme düzenini bozuyor ve kanamaları arttırıyor.4) Cinsiyet hormonundaki artış sebebiyle cinsi arzular fazlalaşıyor.5) Kadınlarda migren artıyor ve daha saldırgan hale geliyorlar. SUÇ ORANLARI, OLAYLAR, İNTİHARLAR1993 yılının Ağustos ayındaki dolunay günlerinde, Almanya'daki adam öldürme, cinnet geçirme ve intihar olaylarında önemli artışlar meydana geldi. Yapılan araştırmalara göre dolunay, yalnız Kuzey Avrupa ülkelerinde değil, yeryüzünün her yerinde insanlara tesir ediyor. Psikologlar, dolunay zamanı insandaki ruhi değişimin tespit edildiğini söylüyorlar. Ay'ın bu günlerinde cinnetlerin arttığını söyleyen Fransız araştırmacı Rene Claude Guillot, işlenen cinayetleri araştırmış ve konuyla alakalı olarak "Dolunay Cinnetleri" adlı bir kitap yazmış. Araştırmacı: "Yalnız Fransa'da değil, Amerika'daki polis kayıtlarından da dolunay gecelerinde işlenen cinayetlerin sayısında artış olduğunu fespit etmek mümkün" diyor. Bilim ve Teknik Dergisi'nde neşredilen "Dolunay ve Suç" başlıklı haberde aynı doğrultuda: "Hindli iki bilim adamı, 1980'deki dolunaylar sırasında görülen zehirlenmelerin ve 1984'teki dolunaylarda cereyan eden suç oranının arttığını" bildirdi. Bu çalışmalar, ciddi bir tıp dergisi olan British Medical Journal'da yayınlandı. Araştırmacı Prof. C.P.Thakur'a göre, dolunay günlerinde zehir alma veya zehir verme yoluyla gerçekleşen intihar ve cinayetlerin artış sebebi, insan vücudundaki gel-git (med-cezir) dalgalarıdır.Dolunay sırasında Dünya, Ay ve Güneş aynı doğru üzerinde olduklarından, Ay'ın insan üzerindeki çekim kuvveti artar ve vücuttaki su miktarı yüzde 60'ı aşar. Bunun yol açtığı bedeni ve ruhi değişmeler ise, zehir alma-verme ve suç işleme eğilimini arttırır. Araştırmacı, beş yıl içinde üç polis karakoluna bildirilen suçları bilgisayara yükleyip, neticeyi dolunay tarihleriyle karşılaştırarak bu sonuçlara varmıştır.HADİS-İ ŞERİFLERDE DOLUNAYİncelediğimiz bu yeni araştırmalar, bize eyyam-ı biyz tabir edilen ve kameri Ay'ın 13, 14 ve 15. günleri tutulması sünnet olan orucu hatıra getirdi. Acaba Efendimiz (s.a.v.) bu orucu niye tavsiye ediyor? Araştırmamızın neticesi, binlerce ehl-i ilmin 14 asırdır önünde saygı ile eğildiği 0 Ümmi Peygamberin (s.a.v.) doğruluğunu ve peygamberliğini adeta bir kere daha tasdik etmektedir: "Evet doğru söyledin ve hakkı konuştun ya RasûlAllah" diyerek… Şimdi dilerseniz mûteber hadis kitaplarının mevzu ile alâkalı hadislerine bir göz atalım:1. Buhari, Müslim ve Nesei'nin ittifakla rivayet ettikleri hadiste, Ebu Hureyre (r.a), Efendimizden şöyle rivayet ediyor: "Dostum Halilim (s.a.v.) bana her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti."2. Müslim'in Ebu'd-Derda'dan (r.a) rivayet ettikleri hadisi şerifte, "Habibim, yaşadığım müddetçe terk etmeyeceğim her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti." buyurulur.3. Buhari ve Müslim, Abdullah Bin Amr'dan ittifakla şu hadis-i şerifi rivayet ediyorlar: "Efendimiz buyurdu ki: Her aydan 3 gün oruç tutmak, bütün sene oruç tutmak gibidir." 4-Beyhaki, Taberani, Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, Ahmet b. Hanbel, Bezzar, İbn Hibban sahihinde ve diğer hadis kitaplarında, bu konuyla alakalı birçok hadise rastlıyoruz. Mesela: Tirmizi ve Nesei, Ebu Zerr’den ( r.a) şu hadisi rivayet ediyorlar: "Ey Ebu Zerr, her ay üç gün oruç tutarsan, 13,14 ve 15.ci günleri tut." Bilindiği gibi ayın ortasına rastlayan bu üç gün, dolunay günleridir. Ve bütün bu hadisler, Efendimizin (s.a.v.) ümmetine eyyam-ı biyz (beyaz, ak-parlak günler) orucunu ısrarla tavsiye ettiğini ortaya koymaktadır. Bu günlere, gündüz güneşle, gece de dolunayla 24 saat aydınlık olmasından dolayı eyyam-ı biyz denmiş.Efendimiz (s.a.v.) bu orucu niçin tavsiye ediyor? Ahmed bin Hanbel, İbn-i Hibban sahihinde, Beyhaki, Bezzar, İbn Abbas'dan rivayet ediyorlar. Efendimiz (s.a.v.) buyurdu: "Sabır ayının (Ramazan) orucu ve her aydan üç gün oruç tutmak, göğsün vahar'ını giderir. "Vahar” kelimesi Arapça'da "kin, gayz, öfke, düşmancık, vesvese, hile, sinirlenme" manalarına gelmektedir. Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde, Ebu Zerr (r.a) Peygamber Efendimizden (s.a.v.) şu hadis-i şerifi rivayet ediyor: "Her ay üç gün oruç tutmak, göğsün mağalle'sini giderir." Sahabiler sordular: "Ya RasûlAllah, göğsün mağalle'si nedir?" Efendimiz buyurdular: "Şeytanın pisliğidir." Efendimiz (s.a.v.) tarafından dolunaya rastlayan günlerde oruç'un tavsiye edilmesi, gerçekten 0'nun kıyamete kadar devam edecek mucizelerinden biridir. Ebû Dâvud ve Nesei’de, Kudame b. Nilham şöyle söylüyor: "Efendimiz (s.a.v.) bize eyyam-ı biyzde (beyaz günler) oruç tutmayı emrederdi ve "Bu, bütün sene oruç tutmak gibidir" buyururdu. Bu hadisleri bir bütün olarak incelediğimizde, Efendimizin ihbar-ı gaybi nevinden iki mucizesi zuhur ediyor:a) Efendimiz (s.a.v.) Dolunay'ın insan vücudu üzerindeki menfi tesirlerinden haber veriyor ki; bu hadise 14 asır sonra yeni anlaşıldı ve araştırmalar hala devam ediyor.b) Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), insanın bu menfi tesirlerden korunmasını tavsiye ederken tedavi yolunu da gösteriyor. Bu ikinci şık, henüz ilim adamlarınca tespit edilmiş değil. Ve araştırmacılar, Dolunay'a karşı vücudumuzdaki tabii dengeyi nasıl koruyacağımız hususunda yeterli bir şey söyleyemiyorlar, zira çok yeni bir konu (!). Ama maddede ve manada rehberimiz olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.), mucizevi tıbbıyla asırlar öncesine ışık tutuyor, tekrar Tıbb-ı Nebevi'ye dikkatleri çekiyor, kafa ve kalp bütünlüğüne ermiş doktorları, bu sonsuz hazineye davet ediyor. Hadis şerhlerinde, eyyam-ı biyz'in faziletleri üzerinde durulurken, bu orucun sıkıntı, stres ve şeytanın pisliğini gidermesi hususunda bir şey söylenmiyor. Zira bu (stres), eskiden bilinen bir şey değildi. 21. asrın başlarındaki bizler, dolunayın insan üzerindeki menfi tesirlerini öğrenince, Efendimizin (s.a.v.) orijinal ve her zaman taze tavsiyelerinin hikmetini daha iyi anlıyor ve bunu bütün dünyadaki ihtiyaç sahiplerine duyurmanın heyecanını yaşıyoruz. Bakalım dolunayın insanlar üzerindeki menfi tesirlerini tesbit eden ilim adamları, bu tesirlere karşı korunma ve tedavi yollarını da keşfedecekler-edebilecekler mi? Bilmiyoruz. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, 14 asırlık farkı kapayamayacaklardır.
Hazret-i Ali (k.v.) buyurdu: Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz'in öğle vaktinde yanına geldim, selâm verdim. Selâmımı aldıktan sonra bana:"Yâ Ali! Bana yaklaş, bu Cebrail'dir (as.) sana selâm söylüyor." dedi. Ben de:"Yâ Resûlallâh, ona ve sana selâm olsun." dedim. Bana "Yaklaş" dedi, ben de yaklaştım."Ya Ali! Cebrail (as.) sana diyor ki: Her aydan üç gün oruç tut, birinci günde tuttuğun oruca mukabil on bin hasene(sevap) yazılsın, ikinci gün için otuz bin hasene, üçüncü gün için ise yüz bin hasene yazılsın." Ben de:Bu hasene'ler (sevaplar) hususî ile bana mı, yoksa bütün insanlara mı?" deyince Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):Yâ Ali! Allâhü Teâlâ bu sevapları sana ve senden sonra senin amelin gibi amel eden kimselere verecektir." buyurdu. Ben,Yâ Resûlallâh! Her aydan tutulacak bu üç gün hangileridir?" deyince,"Eyyâm-ı biyz olan on üç, on dört ve on beşinci günlerdir." buyurdu.Antere (r.a.) Hz. Ali'ye (k.v.): "Bu günlere neden eyyam-ı biyz denildiğini sordu.", Hz. Ali (k.v.) cevaben buyurdular ki:Allâhü Teâlâ Hz. Âdem'i (a.s.) cennetten yeryüzüne indirince mübarek vücudunu güneş yakmıştı. Cebrail (a.s.) "Yâ Âdem, vücûdunun beyaz olmasını ister misin." diye sordu, o da "Evet, isterim." demişti. Bunun üzerine, "Yâ Âdem, her ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerinde oruç tut." buyurdu.Hz. Âdem birinci gün tutunca vücudunun üçte biri, ikinci gün tutunca üçte ikisi, üçüncü günü tutunca vücudunun tamamı beyazlamış, bundan dolayı bu günlere beyaz günler mânâsına "Eyyam-ı biyz" ismi verilmiştir."
Birkaç gündür kendi kendime okuduğum syrettiğim cinyetlerin acaba dolunayla ilişkisi varmı bune millet çıldırma noktasında dediğim anda bu maili aldım inanamadım evet kitabımızda açıkladığı gibi doğrusu bu nefsimizi zayıflatmak için oruç ve namaza sığınmalıyız .