28 Şubat 2009 Cumartesi

nurum güzel kardeşim

Ah be güzellerim bu gün benim gülyüzlü kardeşim için herkes dua etsin onun mutlu ve rahat olması en büyük duam ,o gönlü ,yüzü ,ruhu,düşünceleri dünya ve ahiret güzeli kardeşim ,onu çok seviyorum ve kararlarını verirken yardım etmesi için rabbime dua ediyorum nur kendine iyi bak rabbim seni tüm olumsuzluklardan korusun .

GARİP DÜNYANIN GARİPLERİ. tekrar:)


Garip dünyanın garipleriyiz aslında.Ama kendimizi çoook gücü yeten,akıllı yenilmez düşünürüz . Kimse yaptıklarımızı bilmez, görmez ,duymaz sanırız .Bir gün yaşlanacağız bu gençlik gidecek ve bir gün mutlak son gelecek sonsuz hayata kapı açılacak .Seçilenler hayatını biri görür duyar bilir diye düşünenler ve öyle yaşayanlar rahat mutlu bir hayata geçiş yapacaklar .Ama öyle bir gurup varki kendini akıllı sanan, kul hakkı ,yetim hakkı yiyen.insana saygı duymayan sevmeyen sevmeyi bilmeyen ,ne kadar hak varsa yiyen , herşeyde gözü olan ,iyiliği hakkıyla yapamayan ,gözyaşı akıtan işte bu gurup pekte iyi karşılanmıyacaklar sonsuzluğa açılan kapıda .Aslında ne mutlu garip dünyanı gariplerine. selda

27 Şubat 2009 Cuma

MİS MİS:)

Slm herkeşlere:)gayet yorgun ve tertemiz evimden slmlar efenim sabahtan beri köle isavra formunda evin içinde kaldırmadık yer kalmadı ammada kirli pasaklı bir hanımmışım sanki taşınan insanların temizliğe ihtiyacı yok amaaaan taşınıcaz nasılsa deyip heryeri es geçmişim şu anda ayaklarım ağrıyor ama hzuruluyum pastamı yaptım ,börek hamurunu açtım dolapta sabahı bekliyor pişmek için salataları ve diğer tuzluyu yarın yapıcam keşke birde kek yapsam unutmasamda :)halıyı silerken oğluşum ,paşam aldı elimden birgüzel sildi başak burcu çocuk doğurun süper oluyor öyle takıntılı bir başak değildir kendileri hatta sudan korkar bile diyebilirim :)ilerde gelinimi düşündüğüm için bu durumun değişmesi için dua ediyorum ama temzilik ve ev işinde annesine kıyamaz eline yakışır o benim can yoldaşım dert ortağım evimin ve kalbimin prensi rabbimden herkesin evladına vede kendi paşama hayırlı bir yaşam diliyorum .Daha sonra koltukları sildim ,kırlentleri yıkadım ortalık mis gibi yumuşatıcı kokuyor ohhhhhh yarına pekiş kalmadı komşu günüm olduğundan erken toplanıyoruz diye yetişsin istedim neyse ben gidip uyusam iyi olur herkese iyi geceler :)

26 Şubat 2009 Perşembe

AŞK bumu? evet bu

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hepbirbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşlarıi çinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiğ iarkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..."
Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

mutfak:(


son seçeneklere eklenenler gelecek hafta seçim yapıp işlere başlamak lazım yarınki misafirden sonra toplanıcak yavaşyavaş mutfak

25 Şubat 2009 Çarşamba

süper:)

Benim annem tam bir çılgın bu gün beni aradı halk eğitime gidiyor kendisi okuma yazma için ,bilgisayar kursu açılıyor seni yazdırıyorum dedi dur bi ne zaman ,kaç gün ,kaç saat ne yapıcam ben orda dedim kendisi becerikli ya benide öyle görmek istiyor benim annem kırkından sonra okuma yazma öğrendi seri bir şekilde yazıp okuyor hatta roman okuyup bana anlatıyor anneanneme kitap okuyor ,almanyadaki teyzeme mektup yazıyor ,sonra oturup ağlıyor,ayrıca ben 8 yaşındayken başladığı ve yaşadığı büyük acılardan sonra kafasını toparlayamadığı halde zor öğrendiği kuranı kerimi 24 senedir bırakmadan şu anda seri şekilde hatta beni ağlatacak dualar eden sabırlı kadın hayatını çekip çeviren ve asla kimseye muhtaç olmamak gibi meziyeti olan çılgınım benim yarın birgün beni ingilizce kursunada yazdırı bakın görün :)süper anneanne.Bu gün ayşende günümüz varmış :)varmış diyorum çünki ben şuursuz takvime yazıp gözüme soktuğum halde yarın deyip leyla gibi gezerken bide baktımki bugün neyse hazırlandım çıktım.Güzel bir gün geçirdim içim açıldı ev haberine arkadaşlarım çok sevindi .Yarın koltuklarımı ve halımı silmek istiyorum cumaya misafirim var hazırlık yapmalı ne yapmak istediğime bile karar vermedim güya 3 çeşit kafam okadar doluki hiç birşey gelmiyor aklıma ama olsun mutluyum ya varsın kafam dolu olsun:)

24 Şubat 2009 Salı

SAHNE

Bu benim temmuzda yayınladığım bir yazıydı kendim yazmıştım ve ozamanlar hiç arkadaşım yoktu kimse okumazdı şimdi geçmiş yazılara bakarken herkes okusun diye tekrar yayınlamak istedim beni okuyan herkese selamve sevgilerimle .
Aslında bir oyunmuş hayat.sahnede bizler gülen ,ağlayan,bir yerlerden düşüp dizlerini acıtan kabuk bağlamış yaralarını koparan kendi canını defalarca daha acıtan.Bazen başaran ama hep yalnız olduğunu ve böyle devam edeceğini düşünen ruhunu tamam edememiş yalnız bir ruhla acı çeken ne zaman ruhunun eşini düşünse hüzünlenen .Yardıma muhtaç ama yardım edeni olmayan .Ağlayarak geldiği dünyadan ağlayarak giden ,sahne ışıklarına aldanan ve boşa harcayan ışıkları birbir patladığında karanlıkları hesap edemeyen sahneden sonra neler olacağını düşünmeyen ve içini dolduramadığı bir sahnede tek kişilik oyunu bittiğinde alkışlanmayan hüzün kulisin de yapayalnız ve hüzünle bekliyecek olan kendini var eden büyük sanatkara kavuştuğu gün hesabı kolay alkışı bol oyunculardan olmak duasıyla. .