26 Aralık 2008 Cuma

SENİN TAHTA PERDENE KOYDUĞUM ÇİVİ İÇİN

Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. ' arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak' demiş. Genç, birinci
ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)' demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona 'aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak' demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara(delik)bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak(kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar' demiş.ben bu konuda kendi üstüme tanımam hem çivi deliklerim hemde çivilerim çoktur napıyım canım yanmasa yakmazdım sonuçta hepimiz iyilik üzre yaratılıp kötülükler öğreniyoruz bazan ruhumuza çakılan çiviler ağır geliyor elbette mevlana gönlüne sahip olamadığımızdan bizde çivilemelere başlıyoruz dünya hayatı geçici ve pişmek için bir fırın olduğuna göre hatalarımız olacak affettirebilmek duasıyla

25 Aralık 2008 Perşembe

ilk ekmek

Bu gün biraz daha iyiyidim sanırım iş yapmaktan kendimi dinlemeye fırsatım olmadı iyide oldu elimdeki nimetlere şükretmem gerekir.Akşama kadar yorulduğum yetmedi ekmek yapmak için kolları sıvadık oğlumda pek sever mutfakta yanımda olmayı birbirimizle didişe didişe iş yaparız ben çok kaprisliyim mutfakata çocuğa ahçı yamağı muamelesi yapıyorum oda canım benim nazımı çeker sağolsun güzel gözlüm ,sonunda ilk ekmeğimizi pişirdik çok güzel oldu oğlumun eli değdiya ondandır :)makinede elimizi sürmedik pek ama onuda böyle tavlamam lazım :)yoksa misaifirm geldiğinde başım sıkıştığında nasıl yardım isterim.rabbim eşime ve oğlumla sağlık sıhhat içinde yaşamayı nasip etsinde herşey geçer. sevgi ve muhabbetle .

24 Aralık 2008 Çarşamba

mutluluk reçetesi

İnsanlar artık daha iyi, daha huzurlu ve daha mutlu yaşamanın peşinde. Tabii bir de yaşlanırken genç ve güzel görünme isteği var. İşte, Modern çağın derdine derman olacak sözler...

Son yıllarda hemen herkes daha iyi, daha huzurlu ve daha mutlu yaşamanın peşinde. Tabii bir de yaşlanırken genç ve güzel görünme isteği var. Kişiler uzmanlardan öğrendiği, çevresinden duyduğu her yeni bilginin peşine düşüyor ve hayatına nasıl uygulayacağının yollarını arıyor. Nasıl beslenmesi gerektiğinden kilo yönetimine, kendisini tanımasından toplumsal ilişkilerine, bedenine nasıl bakacağından başına gelen olayları nasıl karşılayacağına kadar pek çok şey insan hayatını etkiliyor.


Sağlıklı yaşamanın en temel şartlarından biri şüphesiz ki doğru beslenme. Atalarımız boşuna dememiş 'Sağlık, varlıktan yeğdir' ya da 'Azıcık aşım, ağrısız başım' diye. Hangi doktora ya da uzmana sorarsanız sorun sofradan doymadan kalkmayı (az yemeyi), yavaş yemeyi, dengeli yemeyi (örneğin; et ile sebze beraber), doğru pişirme yöntemlerini tavsiye eder. Oysa bin beş yüz yıl öncesinden Peygamber Efendimiz (sas), midemizin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini de nefese ayırmamızı öneriyor. Yemekten sonra dişleri temizlemek de Peygamberimiz'in sünnetlerinden biri. Akşam yemeğini kesmenin ihtiyarlığa sebebiyet vereceğini haber veren Peygamberimiz aynı zamanda tok olarak yatılmaması gerektiğini, kalbi katılaştırdığını da buyurmuştur. Buna bir de atalarımız 'Bol bol yiyen bel bel bakar'ı ekledi tabii. Yine sabah kahvaltısı güne halim ve ağır başlı başlamak adına önemli. Yemeğin iyi pişmiş ve taze olması, yerken çok çiğnenmesi hep bilip de uygulamadığımız önemli anekdotlar arasında.


Peygamber Efendimiz sanki ta o zamanlardan günümüzü görüyor sanki. "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır" buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve bizleri uyarıyor.


Tıbbî olarak bedene zarar veren şeyler dinen de yasak ilan edilmiştir. Mesela yazın güneş altında çok kalıp hastalanmak bilhassa deri ve göz sağlığı için çok tehlikeli. Yine Peygamber Efendimiz konuyla ilgili olarak "Güneşte fazla durmayın, güneş elbiseyi eskitir, soldurur, hastalığa da sebebiyet verir." buyuruyor. Diğer bir önemli husus da küçük ve büyük abdesti bekletmeme konusu. Çünkü idrar bekletilirse organları tahrip etmeye başlayabilir. Aşırı üzüntü insana zarar verdiği gibi böyle durumlarda başka şeylerle meşgul olunması gerektiği söylenir hep. Belki de bu yüzden atalarımız 'Ayağını sıcak tut, başını serin. Bir işle meşgul ol, düşünme derin derin' dememiş midir?


Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Ender Saraç'a göre insan, özünde ruhsal bir yaratık ve ruhunu bilgeleştirmeye çalışmalı. Aksi halde en iyi vitaminleri de alsa, en iyi hastanelere de gitse şifa hücrelerine işlemez. Saraç, insanın kendini açması gerektiğine ve zikrin bunun için iyi bir araç olduğuna inanıyor. Mesela El Halim çekerek stresi yenebilir, Yâ Vedud çekerek çevreye sevgiyle bakabiliriz.


Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na göre mutlu ve huzurlu bir ömür için planlı yaşamayı tercih etmelisiniz. Müftüoğlu, her yeni güne enerjiyle ve hayatı sevmekle başlanılması gerektiğine inanıyor ve yaşlanmayı durdurmak veya geriye yaşlanmak yerine kaliteli ve iyi yaşamış aklı, ruhu ve bedeni dinç bir yaşlı olmaya yeğlememiz gerektiğini söylüyor. Müftüoğlu dua etmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiği, kan basıncını dengelediği, kalp atışını düzenlediği, stres yönetimini kolaylaştırıp depresyonu engellediği yönünde gözlemlerin olduğuna da vurgu yapıyor. Üstelik dua etmek yalnız hastalıkları önlemiyor, iyileştirmeyi de kolaylaştırıyor.

HAYATI MUTLU KILMANIN YOLLARI:
- Aşırı iddialı, kazanmaya odaklı biri olmamaya özen göstermeli ve sorun çıktığında 'bu da geçer' diyebilmelisiniz.


- Manevi yanınızı güçlendirmeli, dua etmeli, sahip olduğunuzun şeylerin kıymetini bilmeli ve şükretmelisiniz.


- Sağlık kontrollerinizi düzenli bir şekilde yaptırmalı, tedbiri elden bırakmamalısınız.


- Aşırı üzüntü ve aşırı sevinç zararlıdır, kanı pıhtılaştırır.


- Et ve bal yemek, güzel koku sürünmek ve yumuşak kumaştan dokunmuş güzel kıyafet giymek bedeni kuvvetlendirir.


- Alkol, sigara ve benzeri kötü alışkanlıklardan uzak durmalısınız.


- Göbek bağlamayın, emniyet kemerinizi sürekli takın, sık sık vücudunuzu dinlendirin.


- Hastalıkların hayatın ufak tefek aksamaları olduğunu ve çoğu kez sizi daha çok güçlendirdiğini anlamalısınız. Tabii bir de 'Hastalık sağlığın zekatıdır' unutmayın.


- Öfke ve hiddetten uzak durmaya gayret edin.


- Fazla düşünce, çok ekşi yemek ve aç karnına çok su içmek de bedeni zayıflatır.


- Sürme çekmek, doğaya ve akarsuya bakmak gözü kuvvetlendirir.


- Pisliğe bakmak, idam edilene bakmak ve kıbleye arkası dönük oturmak gözün nurunu azaltır.


- Fazla ve lüzumsuz konuşmamak, dişleri temizlemek, alimlerle beraber olmak ve günah işlememeye dikkat etmek aklı çoğaltır.

BEDENİNİZE VE RUHUNUZA İYİ DAVRANIN
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: "Mutlu ve sağlıklı yaşayıp, genç ve dinç yaşlanmak istiyorsanız huzurlu biri olmaya çalışmalısınız. Hayata güzel ve hoş yanlarından bakmalı, endişe, korku ve panik duraklarında durmamalısınız. Kızgınlık, hiddet ve kıskançlık gibi kötü duyguları geldikleri yere geri göndermelisiniz. Mutlu olmayı gerçekten arzuluyorsanız, daha çok "insan kalmalı", daha çok "insan sevmeli", daha "iyi bir insan olmalısınız." İhtiyacınız kadar yemeli, sofradan biraz aç kalkmalısınız. Sabahları erken uyanmalı, birazcık egzersiz yapmalısınız. Şekerin, tuzun fazlasından uzak kalmalı, fırsat buldukça yürümeli, adımlarınızı sıklaştırmalısınız. Pazar çantalarınızı kendiniz taşımalı, bahçenizin bakımını kendiniz yapmalı, otomobilinizi siz yıkamalısınız. Ayda bir kez bel çevrenize bir göz atmalı, haftada bir kez tartılmalısınız. Mutlu olmak istiyorsanız ne yapıp etmeli, yavaşlamalısınız! Hayata sadece dokunmayıp, sımsıkı sarılmalısınız. En büyük yatırımları kendinize yapmalı, beden ve ruhunuza iyi davranmalısınız. Hücrelerinizin her birini önemsemeli, sahip çıkmalısınız. Bir de karnınızın doyduğuna, cebinizdeki paraya, güzel bir manzaraya baktığınıza, sağlığınıza ve daha birçok şeye şükretmek gerekir. Çünkü en az yürümek, yüzmek, merdiven çıkmak veya kolesterolünü, şekerini, tansiyonunu kontrol altında tutmak kadar hayatı iyileştiren bir faktördür."

KOLALI İÇECEKLER İNSAN NESLİNİ YOK EDER
Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Ahmet Maranki: "Fıtrata ters yaşamak hastalıkları getirir. Allah kâinatta yarattığı her şeyi vaktinde yarattı ve bizim emrimize verdi. Sen ocak ayında domates yer, ağustosta portakal suyu içersen şefkat tokadını yersin. Vücudun zaten yazın portakala ihtiyacı yok. Tatlı, ya yemekten önce yenir ya da bir saat sonra, meyve de böyle. Ama her bitki birbiriyle yenmez. Etle tatlı yenmez, makarna, pilav, patates ve karbonhidratlı diğer ürünler de yenmez. Sadece sebze yenir. Sebzeler temizleyici, meyveler besleyicidir. Peygamberimiz çayı hurma ve üzümle içermiş, bizim de böyle yapmamız gerekir. Efendimiz 'yüzük takın' demiş. Sen taşını bilir, rengini giyer ve kokunu sürersen sevilirsin ve enerjin güzel olur. İnsan beden temizliğini yaparsa 5-6 saatlik uyku yeter, fazlası ölümdür. Peygamberimiz evlerin dizaynına kadar her şeyin nasıl yapılacağını anlatır. Evinizi güneye bakan tarafa yapın der. Tıp da bunu doğruluyor. Kötü düşünce, kötü haber hücreleri bloke eder. Zencefil, sarımsak, ısırgan, acı biber şifadır. Mercimek çorbası beyine güç verir. Kolalı içecekler insan neslini yok eder."



HAREKETLİ VE MÜTEVAZI YAŞAMAK ÖNEMLİ
Sağlıklı yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç: "Artık özürlülerin yaşadığı bir topluma doğru sürükleniyoruz. 'Kapının önünden arabaya bin, ikinci kata asansörle çık, her şeyi uzaktan kumanda ile hallet, düğmeye bas çamaşır-bulaşık yıkansın' derken hareket edemez olduk. Onun için de özellikle kilo ve eklem sorunlarımız ortaya çıkıyor. Düzenli egzersiz yapmak ve daha mütevazı yaşamamız lazım. Henüz oluşma aşamasında iken hastalıklara dikkat etmek ve erken tahliller yaptırmamız gerekir. İyi bir uyku kesinlikle şart, ama şehir yaşantısı uyku kalitesini bozdu. Bunların yanında diğer canlıların yaşama hakkına saygı göstermek lazım. Hayatla ilgili daha radikal çözümlere gitmeli. Hastalanıp 'antibiyotik alayım' olmamalıdır.
.

23 Aralık 2008 Salı

depresyondayım ve çıkmak için yolu kaybettim:(

Evet tam anlamıyla uçdum bulunduğum yerden hızla uşaklaşmak tek isteğim olmuş durumda paranoyaklaştım iyice ne yapıyım kendimi iyi hissetmiyorum aslında şükretmek için okadar sebebim varken takıldım sanırım bunda bu yaz hiç biryere gitmememin etkisi büyük bunaldım ve doldu son aylardaki stres ve hastalıklarda eklenince büyüdü içimde ,aslında tatili deniz ve güneş sayan biri değilimdir yeni yerler görsem 3,5 bişeyler alsam evime ,huzurlu bizi tanımayanların ve tanımadıklarımın içinde gezinsem sessiz sakin eşimle oğlumla ,camilerini gezebilsem yeter benim tatilim budur 5 yıldızlı denizli ,çok lüks otel hayalim yok ama nefes almak içinde bazı gezmeler şart sanırım ve bunu yapmadığımdan kış tam anlamıyla üzerime çöktü imdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaat hayatımın koştur koştura gitmesini oturduğum yerden izlemekten yoruldum ara sıra arkasına dönüp bana bakıyor bunun dışında elimden birşey gelmiyor oysa onunla beraber gitmeliyiz yanyan bana yaptığı haksızlık:) çok güzel ve kesinlikle buradan uzak bir ev ve yaşam hayal ediyorum ama öyle bir kurdumki ütopyalrımın arsında number one (bir numara ) oldu neyse girdiğim ve uzun süredir kaybolduğum depresyondan sevgilerle aslında biryerde okumuştum gerçek mümin asla depresyona girmezmiş sanırım en çokda manevi yönümün zayıflamış olması beni kederlendiriyor .

22 Aralık 2008 Pazartesi

Siz Hangi 'Şehir'siniz?gülerim ben buna bu günlerdeki hasretimi ancak bu kadar isabetli anlatır bir test:

Bazı şehirlerin adı bile başka gelir kulağa, bazen bir kelime sadece tek bir kelime o şehri anlatmaya yeter, hiç görmemiş bile olsanız "benim şehrim o" dersiniz. Çünkü her şehrin kendine has bir kişiliği vardır, tıpkı insanlar gibi. Peki siz hangi şehirsiniz?

İstanbul
Siz tam anlamıyla bir “İstanbul”sunuz. Eğer İstanbul’da doğduysanız bu sizin için adeta bir şans demek, çünkü zaten başka bir şehirde mutlu olmazmışsınız gibi bir duruşunuz var. İstanbul hiç bir zaman öngörülemeyen karakterdedir, gizemli, cazibeli, büyüleyicidir, tıpkı sizin gibi. Hem geçmişinin izlerini taşır hem bugünü tüm realitesiyle yaşatır. Kim neyi görmek istiyorsa İstanbul’da onu görür. Tanımak, tanımlamak zaman alır. Tüm bunlar da size has özellikler değil mi? Siz nereye giderseniz gidin denizinin kokusuyla, sokaklarının sesiyle, mavi rengiyle İstanbul sizi geri çağırır ve siz bu çağrıyı kulak ardı edemezsiniz. Çünkü siz zaten "İstanbul"sunuz.nette gezerken bir test dikkatimi çekti siz hangi şehirisniz diye yaptım yukarıdaki sonuç çıktı şaka gibi :)özledim seni güzel istanbul!

AH PAZAR AHHH..

Klasik bir pazar dı gayet sıkıcıydı öğlen anneme gittik yasinle birlikte bunun dışında kaydedilecek birşey yapmadık oğlumla dersaneden aldım gittik 2saat oturduk anneannem gelmişti onuda görmüş olduk bu sayede rahatsızlanmış tontonum bende çok emeği vardır 1 senemi köyde onun yanında geçirdim dedemle teyzemle çok güzel 1 sene ha birde kedimiz mercan vardı:)tabii anneme duyduğum hasretliğin dışında güzeldi ama haketmiştim okadar ısrar etmesine rağmen sırf beni işe giderken bakıcıya bırakıyor diye almanyaya gitmeyi reddettim ve hasreteine katlanmak zorundaydım yani ozamanlar baya inatçıymışım:)yazık anneannem çok nazımı çekmiştir küçük teyzemle kavgalarımızda hep ben haklı bulunup dedem tarafından hep kollanıp gözetilmişimdir teyzecikten helallik almak lazım valla ne gıcıkmışım:)nerden geldim buraya birden hatırlayınca kaptırmışım neyse yarın için yapılacak işler ders çalış diyorum başka bişey demiyorum oğluma mahcup olmamak adına he birde iki arkadaşım kız bebek bekliyor onalrın adına çok mutluyum sınıf arkadaşlarım 2.bebekleri inşallah sağlıklı sıhhatli olurlar arkadaşlarıma ve ailelerine mutluluk getirirler darısı bana inşallah amiiiiiiiiiin:)

19 Aralık 2008 Cuma

SİZİN KAÇ GÜNÜNÜZ VAR NE KADARI SAMİMİ:)

Nedendir bilmem çevremi küçültmeye gittiğim günden beridir baya yol kat ettim samimiyetine güvenmediklerimi birbir çıkardım araya mesafeler koydum arkadaş dediğim dost bildiklerimle ,çok arkadaş canlısı samimi biri olmama rağmen kötü yanım çok da iyi tanımamdı insanoğlunu ,100 kişi olana kadar kaliteli zaman geçirebildiğim sevdiklerimle zaman geçirmeliydim .Çok doğru bir karar vermişim etrafımda sahte yüzlerden samimiyetsiz davranışlardan arındığım için mutluyum ama zaman zaman da düşünmüyor değilim peki bunun sonu yalnızlığa doğru gidiyor diye olsun varsın sahtelikle bir ömür avunup sonunda boş kalmaktansa rabbimden umarım dostluğu peki bu yaşamı birbirine sahtekarca gülümseyerek ama sırtlarını döndüklerinde hançerleriyle bekleyenler nasıl ,zaman geçirip nasıl mutlu olabilirler aklım almıyor hep aynılaşan hayatlarına nasıl tahammül ediyorlar yarın ayşe hanımdayız ,ertesi gün fatma hanımda, bakalım ne pişirmiş, sen ne giydin , öbürü ne giymiş ,senin çocuğun dersleride kötüymüş bizimki çok güzel ,sizin bey bizim bey bune kardeşim yokmu bu arkadaşlığın başka yolu benim kıyafetimden sanane, senin evinden banane böylemiydi arkadaşlık ,benmi yanlış öğrendim ,gittikçe nefes almak zorlaşınca uzaklaşırım bulunduğum ortamdan anlamı olmalı anlam katmasıda amaçla öğrenmekle olur eksilten ama birşey vermeyen toplantılar görüşmeler lütfen benden uzak olun sanırım içini boşaltığınız yada pek algılayamadığınız bir durumda sosyal olmak bu sizin nekadar çok gününüz yada oturmanızın olduğuyla alakalı bir konu değil her gittiğiniz yerde ne giydiğiniz ,ne takıp takıştırıp ,sürdüğünüz buda dedğil ,kendinize ,ailenize ne kattığınız ,kişisel mutluluğunuz ve aileniz için çevreniz için ne yapabildiğinizdir, evet koca bir hiç ,boş zaman, boş kafa ,içi boş bir hayat aslında hiç sevmediğim siyasetin bana en büyük kazancı bu ayrımları yapmamda çok büyük katkı sağlaması ve haklı olduğumu eşime göstermesi oldu evet haklıyım ama şimdide sizin aranızda olmaktan nefes alamamaktan boğulmak üzereyim sizden gelen kötü kokular etrafı sarmışken bunun aksi mümkün değil bu hayatın aspiratörü çalışsın sizin gibiler ve kokularınız gitsin .inancım bu durumun değişmesi görünüşü ve içi aynı bir millete yeniden dönmemiz yoksa ahirette bu durumun karşılığı çok ağır gelir bu dünyadaki elit hayatın sonucunda size pahalıya patlar .üstünlük çoğunluk = azınlık eziklik.