CENABI HAK BAZI KIYMETLİ ŞEYLERİ, BİRÇOK HİKMET İÇİN GİZLEMİŞTİR.
KULLARIN BÜTÜN İBADET VE TAATLERE RAĞBET ETMESİ İÇİN, BÜYÜK KÜÇÜK GÜNAHLARDAN SAKINMALARI İÇİN,
GADABINI GÜNAHLARDA,
BÜTÜN İSİMLERİNE TAZİM EDİLMESİ İÇİN, İSMİ AZAMI,
BÜTÜN NAMAZLARIN MUHAFAZASI İÇİN,
SALATI VÜSTAYI,
GÜNÜN TAMAMINDA İBADET EDİLMESİ İÇİN,
CUMA GÜNÜNDEKİ İCABET SAATİNİ,
HİÇ KİMSEYİ HOR VE HAKİR GÖRMEMEK İÇİN,
VELİ KULLARINI,
RAMAZANIN HER GECESİNİ, İBADET VE TAATLE İHYA EDİP DAHA ÇOK SEVAP KAZANSINLAR DİYEDE KADİR GECESİNİ GİZLEMİŞTİR,
BUNUNLA BİRLİKTE RESUL-U EKREM (.S.A.V.)
ONUN BAZI ALAMETLERİNİ BİLDİRMİŞTİR.
''' O GECE GÖKYÜZÜ PARLAK VE BULUTSUZ OLUR.HAVA NE SOĞUK OLUR NEDE SICAK,LATİF OLUR. O GECENİN SABAHINDA GÜNEŞ ZİYASIZ (SOLGUN) OLARAK DOĞAR'''
KADİR GECESİ RAMAZAN-İ ŞERFİ AYININ GECELERİ İÇİNDE GİZLİ BULUNAN VE KURAN-I KERİM İNZAL OLUNAN (inmeye başlanan) MÜBAREK BİR GECEDİR.
BU GECENİN PEK ÇOK HUSUSİYETİ VARDIR.
BUNLARDAN BİRKAÇI;
1) BU GECEDE İBADET,
(içerisinde kadir gecesi olmayan)
BİN AYDAN DAHA HAYIRLIDIR.
RESULULLAH EFENDİMİZE (S.A.V) KENDİSİNDEN ÖNCEKİ ÜMMETLERİN ÖMRÜ GÖSTERİLDİ.
EFENDİMİZ, ÜMMETİNİN ÖMRÜNÜ KISA GÖRDÜ.
BUNUN ÜZERİNE ALLAH C.C BİN AYDAN DAHA HAYIRLI OLAN KADİR GECESİNİ İHSAN ETTİ.
2) KADİR GECESİNDE MELEKLERİN VE RUHUN İNMESİ.
MELEKLER BU GECENİN ESRARINI GÖRMEK İÇİN İNEREK YER YÜZÜNÜ DOLDURDUĞU İÇİN BU GECEYE DARLIK MANASINDA OLAN (KADİR) İSMİ VERİLMİŞTİR.
RESULULLAH EFENDİMİZ (S.A.V) BUYURUYORLARKİ;
KADİR GECESİ OLUNCA.
ALLAHU TEALA CEBRAİL'E
EMRADER. MELEKLER İLE BERABER YANLARINA YEŞİL BİR SANCAKLA YERYÜZÜNE İNİP SANCAĞI,
KABENİN
ÜZERİNE DİKERLER.
CEBRAİL (A.S) BU GECE MELEKLERİ TEŞVİK EDER.
ONLARDA HER AYAKTA DURANA, OTURANA, NAMAZ KILANA VA ZİKREDENE SELAM VERİRLER VE ONLARLA
MUSAFA EDERLER. YAPTIKLARI DUALARA AMİN DERLER.
BU FECİR (TANYELİNİN AGARMASI) VAKTİNE KADAR DEVAM ADER.
3)BU GECE, FECİR VAKTİNE KADAR SELAMETTİR.
ALLAHI SELAMETİ ÜZRİNE OLSUN.
GEL BUGCEYİ EVDE TELEVİZYON BASINDA ÖLDÜRMEYELİM.
BAY VEYA BAYAN ALLAHIN EVİNDE (CAMİİDE)
HERKESE YER VAR MİLYONLARCA İNSAN İBADET EDERKEN DALDAKİ LEZZETİNİN EŞİ BENZERİ OLMAYAN MEYVELERDEN YERKEN BİZ ZAVALLI Bİ ŞEKİLDE BAKMAYALIM.
GERÇEYİ GÖRELİM BİR AN OLSADA.
MUHAKKAKKİ KURTULUŞ ANCAK ONDADIR.
BÜTÜN GAYRETİN
EN ÇOK LAZIM OALAN OLMALI.
O EN LUZUMLU OLAN İSE ALLAH'TIR.
SADECE ONU ARA ONDAN MEDET UM.
O'NUN KATINDA OLAN SANA YETER.
25 Eylül 2008 Perşembe
kadir gecesine hazırlık
*"Yâ Rabb! Sana hamd ederiz. Bu hamdimiz senin ihsan etmiş olduğun ni'metlerine mukabil olamaz, ve senin azamet-i ulûhiyyetin ve rubûbiyyetin hakkını îfâya asla kâfi değildir. Sana gerektiği gibi hamdedemediğimiz için aczimizi arzederiz. Ey Rabbimiz! Zîrâ nimetlerini saymak mümkün değildir."
*Ey Rabbim! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım."
*Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle."
*Ey Allah'ım! sapmaktan veya sapdırılmaktan, hatâ etmekten yahûd hatâ etdirilmekten, zulmetmekten yahûd zulme uğramaktan, cahillik etmekten yahûd bana cahillik edilmekten, hakkım olmayan bir şeyi istemekten yahûd elimde olmayan bir şeyin benden istenilmesinden sana sığınırım, "
*Ey Rabbim! Bana Rahmetinin kapılarını aç!"
*Ey Hayy u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ediyorum ve benim her hâlimi ıslâh etmeni istiyorum. Göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni kendime (nefsime) bırakma."
* Ey Rabbim! Kitabımı sağ elime ver ve hesabımı kolay gör."
*Başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O'nun şerîki yoktur. Mülk O'nundur, hamd de O'nundur. O her şeye kaadirdir. Allah'ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahibi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez
*Ey Rabbim! Beni sözü dinleyip de en güzeline ittiba' edenlerden kıl.
*Hamd ederim Allah'a ki, her şey O'nun azameti önünde küçük kalmıştır. Hamdederim Allah'a ki her şey O'nun izzeti karşısında zelîldir.Hamd ederim Allah'a ki her şey O'nun mülk ü saltanatına boyun eğmiştir. Hamd ederim Allah'a ki, her şey O'nun kudretine teslîm olmuştur."
*Bize tatlı soğuk su içiren ve günâhlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah'a hamdederiz.
*Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bizi doğru yola ulaşdırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesilelerle imtihan eden Allah'a hamdederiz.
*Ey Rabbim! Saçımı ve yüzümü ateşten koru. Senin himâyenden başka bir himâyenin bulunmadığı günde beni Arş'ının gölgesi altında gölgelendir."
*Ey Rabbim şehâdet ederim ki Senden başka hiç bir ilâh yok, ancak Sen varsın. Şerîkin yok Senin ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Senin kulun ve resûlündür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim."
*Allah'ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Ateş azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım"
*Ya Rabb, benimle hatâlarımın arasını uzaklaştır, maşrıkla mağribin arasını uzaklaştırdığın gibi."
*Ey Rabbim, Ümmet-i Muhammed'in cümlesine umûmî bir rahmetle merhamet et"
*Senin isminle ölür, Senin isminle dirilirim ya Allah!"
*Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân etdim, sana tevekkül etdim ve sana yöneldim, inanmayanlara karşı, sana dayanarak mücâdele etdim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul etdim, benim evvelki yapdıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yapdıklarımı da mağfiret et."
*Ey Rabbim! Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum.
*Ey Rabbim! Senden tükenmez bir ni'met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş'e ve huzûr) istiyorum."
*Bize yemekten yediren, sudan içiren, çıplak iken giydiren, dalâlette iken hidâyet veren, görmezken gösteren ve bizi yarattıklarının pek çoğuna üstün kılan Allah'a hamd ederiz, çünkü hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsusdur."
*Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân etdim, sana tevekkül etdim ve sana yöneldim, inanmayanlara karşı, sana dayanarak mücâdele etdim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul etdim, benim evvelki yapdıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yapdıklarımı da mağfiret et."
*Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nur eyle"
*"Allah'ın adıyla! Allah bana kâfidir. Allah'a tevekkül ettim. Allah'a dayanmaktan başka kudret ve kuvvet yoktur."
*Ey Rabbim! Bana râzı olduğun bir çalışma, ver, günahımı bağışla, makbul bir amel ve zarar etmeyen bir ticâret nasîp et."
*"Ey Rabbim! Kitabımı sol elime verme, arkamdan da verme, ve hesabımı zorlaştırma."
*Allah'ım pislikten ve pis şeylerden sana sığınırım"
*Ey Rabbim bana cennetin kokusunu duyur ve onun ni'metlerinden nasîblendir ve bana ateşin kokusunu duyurma."
*Allah'ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!"
*Allahım, tenbellikten, bunaklık vâki' olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma'sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, ateş fitnesinden, ateş azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım.
*Ey Rabbiml Şükrünü edâya, Seni zikretmeye ve Sana güzel ibâdet etmeğe bana yardım et!"
*Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azâbından koru."
*Yâ Allah! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben îman ve ubûdiyyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd ü misâkın üzereyim."
*Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Ölümden sonra dirilmek haşr ü neşr olmak da yine Allah'ın huzurunda olacaktır.
*Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bizi doğru yola ulaşdırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesilelerle imtihan eden Allah'a hamdederiz."
*Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyaz kıl, nurlandır."
*Ey Rabbim! Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum."
*Ey Rabbim! Senin ezelî ilminde bir iş benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında hayırlı ise onu bana takdir et ve müyesser kıl. Sonra onun bereketini ver."
*Senin isminle ey Rabbim yanımı yere koydum. Yine senin yardımınla kaldırırım. Eğer ruhumu alıkorsan rahmet eyle, eğer tekrar verirsen onu sâlihleri muhafaza etdiğinle muhafaza eyle."
*Benden bana ezâ veren şeyi gideren ve bana yarayacak şeyi bende tutan Allah'a hamd olsun.
*Yâ Rabbi! Yapdıklarımın şerrinden sana sığınırım: Ve senin bana in'âm ve ihsan etdiğin ni'-metleri ikrar ve i'tirâf ederim. Kendi kusur ve günâhlarımı da ikrar ve i'tirâf ederim.
*"Ya Rabb! Senin îzzet ve kudretine sığınırım ki, senden başka hiç bir ilâh yoktur. Ve sen ölmezsin. Cin ve insanlar ise ölürler."
*Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaafımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm'ı rızâmın en son noktası kıl."
*Yâ Rabb! Beni hatâlardan temizle, beyaz bir elbisenin kirlerden temizlendiği gibi. Allah'ım! Hatâlarımı su ile, kar ile, dolu ile yıka."
*Ey Rabbim! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullarından eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl. Seni her an hamdinle tesbîh ederim."
*Ey Rabbim! Bana temiz rızık ver ve sâlih amel nasîb et."
*Ey Rabbim! Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım.
*Yâ Rabb! Sen beni afv ü mağfiret eyle. Zîra senden başkası günâhları afv ü mağfiret edemez.
Selam ve dua ile..
http://www.dualar-zikirler.com
*Ey Rabbim! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım."
*Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle."
*Ey Allah'ım! sapmaktan veya sapdırılmaktan, hatâ etmekten yahûd hatâ etdirilmekten, zulmetmekten yahûd zulme uğramaktan, cahillik etmekten yahûd bana cahillik edilmekten, hakkım olmayan bir şeyi istemekten yahûd elimde olmayan bir şeyin benden istenilmesinden sana sığınırım, "
*Ey Rabbim! Bana Rahmetinin kapılarını aç!"
*Ey Hayy u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ediyorum ve benim her hâlimi ıslâh etmeni istiyorum. Göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni kendime (nefsime) bırakma."
* Ey Rabbim! Kitabımı sağ elime ver ve hesabımı kolay gör."
*Başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O'nun şerîki yoktur. Mülk O'nundur, hamd de O'nundur. O her şeye kaadirdir. Allah'ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahibi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez
*Ey Rabbim! Beni sözü dinleyip de en güzeline ittiba' edenlerden kıl.
*Hamd ederim Allah'a ki, her şey O'nun azameti önünde küçük kalmıştır. Hamdederim Allah'a ki her şey O'nun izzeti karşısında zelîldir.Hamd ederim Allah'a ki her şey O'nun mülk ü saltanatına boyun eğmiştir. Hamd ederim Allah'a ki, her şey O'nun kudretine teslîm olmuştur."
*Bize tatlı soğuk su içiren ve günâhlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah'a hamdederiz.
*Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bizi doğru yola ulaşdırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesilelerle imtihan eden Allah'a hamdederiz.
*Ey Rabbim! Saçımı ve yüzümü ateşten koru. Senin himâyenden başka bir himâyenin bulunmadığı günde beni Arş'ının gölgesi altında gölgelendir."
*Ey Rabbim şehâdet ederim ki Senden başka hiç bir ilâh yok, ancak Sen varsın. Şerîkin yok Senin ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Senin kulun ve resûlündür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim."
*Allah'ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Ateş azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım"
*Ya Rabb, benimle hatâlarımın arasını uzaklaştır, maşrıkla mağribin arasını uzaklaştırdığın gibi."
*Ey Rabbim, Ümmet-i Muhammed'in cümlesine umûmî bir rahmetle merhamet et"
*Senin isminle ölür, Senin isminle dirilirim ya Allah!"
*Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân etdim, sana tevekkül etdim ve sana yöneldim, inanmayanlara karşı, sana dayanarak mücâdele etdim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul etdim, benim evvelki yapdıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yapdıklarımı da mağfiret et."
*Ey Rabbim! Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum.
*Ey Rabbim! Senden tükenmez bir ni'met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş'e ve huzûr) istiyorum."
*Bize yemekten yediren, sudan içiren, çıplak iken giydiren, dalâlette iken hidâyet veren, görmezken gösteren ve bizi yarattıklarının pek çoğuna üstün kılan Allah'a hamd ederiz, çünkü hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsusdur."
*Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân etdim, sana tevekkül etdim ve sana yöneldim, inanmayanlara karşı, sana dayanarak mücâdele etdim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul etdim, benim evvelki yapdıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yapdıklarımı da mağfiret et."
*Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nur eyle"
*"Allah'ın adıyla! Allah bana kâfidir. Allah'a tevekkül ettim. Allah'a dayanmaktan başka kudret ve kuvvet yoktur."
*Ey Rabbim! Bana râzı olduğun bir çalışma, ver, günahımı bağışla, makbul bir amel ve zarar etmeyen bir ticâret nasîp et."
*"Ey Rabbim! Kitabımı sol elime verme, arkamdan da verme, ve hesabımı zorlaştırma."
*Allah'ım pislikten ve pis şeylerden sana sığınırım"
*Ey Rabbim bana cennetin kokusunu duyur ve onun ni'metlerinden nasîblendir ve bana ateşin kokusunu duyurma."
*Allah'ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!"
*Allahım, tenbellikten, bunaklık vâki' olacak derecede ihtiyarlıktan, ihtiyarlık çöküntüsünden, ma'sıyet mahallerinde bulunmakdan, borçluluktan, kabir fitnesinden, kabir azâbından, ateş fitnesinden, ateş azâbından ve zenginlik fitnesinden sana sığınırım.
*Ey Rabbiml Şükrünü edâya, Seni zikretmeye ve Sana güzel ibâdet etmeğe bana yardım et!"
*Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azâbından koru."
*Yâ Allah! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben îman ve ubûdiyyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd ü misâkın üzereyim."
*Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Ölümden sonra dirilmek haşr ü neşr olmak da yine Allah'ın huzurunda olacaktır.
*Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bizi doğru yola ulaşdırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesilelerle imtihan eden Allah'a hamdederiz."
*Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyaz kıl, nurlandır."
*Ey Rabbim! Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum."
*Ey Rabbim! Senin ezelî ilminde bir iş benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında hayırlı ise onu bana takdir et ve müyesser kıl. Sonra onun bereketini ver."
*Senin isminle ey Rabbim yanımı yere koydum. Yine senin yardımınla kaldırırım. Eğer ruhumu alıkorsan rahmet eyle, eğer tekrar verirsen onu sâlihleri muhafaza etdiğinle muhafaza eyle."
*Benden bana ezâ veren şeyi gideren ve bana yarayacak şeyi bende tutan Allah'a hamd olsun.
*Yâ Rabbi! Yapdıklarımın şerrinden sana sığınırım: Ve senin bana in'âm ve ihsan etdiğin ni'-metleri ikrar ve i'tirâf ederim. Kendi kusur ve günâhlarımı da ikrar ve i'tirâf ederim.
*"Ya Rabb! Senin îzzet ve kudretine sığınırım ki, senden başka hiç bir ilâh yoktur. Ve sen ölmezsin. Cin ve insanlar ise ölürler."
*Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaafımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm'ı rızâmın en son noktası kıl."
*Yâ Rabb! Beni hatâlardan temizle, beyaz bir elbisenin kirlerden temizlendiği gibi. Allah'ım! Hatâlarımı su ile, kar ile, dolu ile yıka."
*Ey Rabbim! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullarından eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl. Seni her an hamdinle tesbîh ederim."
*Ey Rabbim! Bana temiz rızık ver ve sâlih amel nasîb et."
*Ey Rabbim! Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım.
*Yâ Rabb! Sen beni afv ü mağfiret eyle. Zîra senden başkası günâhları afv ü mağfiret edemez.
Selam ve dua ile..
http://www.dualar-zikirler.com
22 Eylül 2008 Pazartesi
Bir namaz müdaviminin ibretlik öyküsü
20/05/2008
Mütevazi dükkanımızın elektrikli soba ile ısıttığımız sıcak yazıhanesinde kışı eredeyse unutmuş gibiydim.
-Âh evladım ah! Biz çok cahil kaldık. Bize kimse bir şey öğretmedi ki. Çocukluğumuz köyde çobanlık yapmakla geçti. Ne olacak bizim halimiz.
- Üzülme be Ali dayı! Gönlünü ferah tut. Hâlâ daha yapabileceğimiz bir şeyler vardır. Yeter ki niyetimiz halis olsun.
Ali dayı, kalbi sevgi ve merhamet yüzü ise neşe dolu nadide Bafralılardan biriydi. Altmışı aşkın yaşına rağmen boş durmaz, küçük hamal arabasıyla onun bunun yükünü taşırdı. Onun kimsenin malında gözü yoktu ki zaten. Onun gözünde en büyük servet alın teri ile kazanılan para idi. Maddi anlamda tabii. Asıl hazinenin doğruluk ve kanaat olduğunu biliyordu o. Kendisi elinden ve dilinden herkesin emin olduğu bulunmazlardandı. Bizimkilerin dükkanı ona emanet bırakıp eve yemeğe gittiklerine çokca şahit olmuşumdur. Kalın camlı gözlüklerinin arkasından dost-düşman ayırt etmeksizin herkese gülümseyen gözlerini farketmemek mümkün değildi. Çoğunlukla bizim dükkanı mesken tutardı. Sanki bizden biriydi.
Bafralıların hamal Ali’si bizim ise Ali dayımızdı. Ben Kur’ân’ın tefsirine kendimi kaptırmış okurken meğer Ali dayı da can kulağıyla beni dinliyormuş. Fakat onun bu içli ızdırabı beni bir anda şefkat gölüne düşürdü.
Zira Peygamber Efendimiz’in (sav): “İmandan sonra Allah’a en sevgili amel mahzun gönüllere neşe vermektir” nebevî irşadı bütün ruhumu sarmıştı artık.
-Ali dayı be! Kendine neden bu kadar haksızlık ediyorsun ki? Bugüne kadar boğazından kimsenin hakkı geçmemiş. Hem bu zamanda kul hakkına düşmemek çok zor.
-Olsun evladım. Biz yine de çok cahiliz.
Israrlıydı Ali dayım. Fakat o mahzunken ben nasıl neşeli olabilirdim ki? Ali dayı beş vakit namazını aksatmadan kılardı. Ben yine de sordum:
-Ali dayı hiç namaz kılamadığın oldu mu?
-Evet evladım oldu. Gençken on yıl kereste fabrikasında çalışmıştım. O zamanlar ne yalan söyleyeyim pek namaz kılamadım.
-Şeytan bu. Boş durmuyor ki! Herkesin namazıyla uğraşıyor. Bazen de başarmıyor değil.
Gerçekten önemli bir dertti bu. Kişinin namaz borcu olması.
Düşünün bir kere… Bir bakkala yüklü bir borcumuz var. Fakat bir türlü ödeyemiyoruz. Artık yolumuzu değiştirmekten başka çare bulamıyoruz. Bakkal bizi görmesin de. Fakat içten içe sıkıntı bizi kemirmiyor da değil.
Peki ya namaz borcu öyle mi?
Yolumuzu çevirsek bile yine onun huzuruna gitmiyor muyuz?
O’nun mülkünden çıkmak mümkün mü?
Rabbimiz bizi her an ve her zaman görmüyor mu?
Nereye bu kaçış?
Kendimizi aldatıyoruz aslında. Tek çare: Hiçbir mazeret göstermeksizin bu borcu ödemek. Aslında kalbe ilaç ve gıda olan bu çare boynu bükük olan ruhumuzu şahlandırma çaresidir. Ali dayı da belki ifade edememişti ama bu dertten cidden muzdaripti.
Ama olsun yine de ümitsiz olmamak lazım. Zira kılamadığımız namazların kazasını yaparak bu borçtan kurtulabiliriz pekala.
-Nasıl olacak bu?
-Bugünden tezi yok. Şu anki pişmanlık ve halis niyetle eğer biz geçmiş kılamadığımız namazlarımızı kaza etmeye niyet ederek başlarsak sonsuz kerem sahibi Yüce Mevlamız bizi affeder inşaallah.
-Evladım!
-Evet Ali dayı. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadîs-i şeriflerinde “Allah rahmetini yüz parçaya ayırmış. Birini dünyaya göndermiş doksan dokuzunu yanına almıştır. İnsanlar Allah’ın rahmetini gerçekten bilselerdi asla ümitsiz olmazlardı.” buyuruyor. Ve bizleri her zaman rahmet pınarına davet ediyor.
Artık ortam yumuşamış, Ali dayı’nın gözleri yine gülmeye başlamıştı. Bir nebze ben de rahatlamıştım.
-Bak Ali dayı! Bizim dinimizde zorluk yoktur. Bu kadar namazı nasıl kaza edeceğim diye sakın düşünme. Sana bir usül anlatacağım. Kolay olduğunu sen de göreceksin.
Ali dayı’nın heyecanını sanki kendi kalbimde hissediyordum. Sanki ben kılamadığım namazlarımı kılmak için sabırsızlanıyordum.
-Ali dayı! Günde kaç rekat namaz kılıyoruz.
-Kırk rekat.
-Peki her gün beş rekat daha fazla kılabilir miyiz?
-Tabii kılarım.
-O halde öğle, ikindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetlerini sen bu namazların kazalarını niyet ederek kılabilirsin. Buna fıkıh imamları fetva vermiştir. Merak etme.
-Allah Allah..
-Geriye kaç vakit namaz kaldı.?
-İki vakit.
-Sabah ve akşam namazlarının sünnetleri kuvvetli sünnet olduklarından terk etmiyoruz. Sabah namazından sonra iki rekat, akşam namazından sonra da üç rekat ilave ederek kaza niyetiyle bu namazların farzlarını kıldık mı tamam. Her gün beş vakit namaza beş rekat ilave etmekle bir günlük kaza namazımızı da kılmış oluruz.
-Peki sünnetler ne olacak?
-Ali dayı bize borç olan farz olan namazlardır. Günde on yedi rekat farz kılıyoruz değil mi?
-Evet!!!
-O halde her gün on yedi rekat farz namazın kazası üzerimize borçtur.
- Keşke daha evvel bilseydim.
-Ayrıca namaz borcu olan bir kimsenin kaza namazı kılması beş vakit namazı kılmak gibi farz-ı ayndır.
-Tamamdır evladım.
Ali dayı namaza yeni başlamış gibi bir tavırla:
-Ben bizim hatunla geline de anlatayım bunu. Onların üzerlerinde de birikmiş borçları vardır. Onlar da kurtulsun.
-Aman Ali dayı, yanlış anlatmayasın ha.
-İstersen en evvel bana anlatıver.
-Olur.
Bütün ruhuyla duyduklarını tekralamıştı Ali dayı. Hemen kalkıp lavaboya gitti. Taze bir abdest alarak o günkü ikindi namazını eda etti. Tabi kazasını ihmal etmeyerek. Tarihi koymuştuk o gün. Tâ Rabbimize ne kadar namaz borcumuz kalmış bilelim. İşi ciddi tutuyordu Ali dayım. Ben yine sordum:
-Ali dayı yaşın kaç?
-Altmışdört.
-İnşaallah Allah ömür verirse yetmişdört yaşında hiç namaz borcumuz kalmayacak.
-Evladım eğer ömrümüz kifâyet etmezse!
-Hiç merak etmeyelim. Asıl olan niyettir. Bu hususta Hz. İkrime (ra) “Niyet var amel yoksa sevap var. Amel var fakat niyet yok. O zaman mükafat da yoktur.” buyurmakla bize niyetin önemini hatırlatmıştır. Biz on yıl kaza namazı kılmaya niyet etmedik mi?
-Evet.
-O halde biz bu niyeti muhafaza etmeye çalışalım ve bu suretle gayret gösterelim yeter.
-İnşaallah.
Ve o gün öylece ayrıldık. Ertesi gün ikindi vakti yaklaşmıştı ki tekrar dükkana geldim. Kapıdan içeriye girdiğimi gören babam bana donuk fakat mâna yüklü bir eda ile bakarak:
-Haberin var mı?
-Hayırdır baba! Haberim yok.
-Ali dayı vefat etmiş.
-Ne zaman? Nasıl?
-Akşam buradan ayrıldıktan sonra eve giderken yolda bir traktör ona çarpmış. Hemen hastaneye kaldırmışlar. Fakat kurtarılamamış.
-Allah Allah… “Kâlü innâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn.”
Şaşkınlık dolu bir halle beraber koşarak, ıslatan yağmura aldırmadan, Ali dayı’nın evine gittim. Hiç olmazsa cenaze namazına yetişme arzusuyla…
Kapıda Ali dayı’nın gelini ile karşılaştım. Biraz da zorlanarak:
-Abla, Ali dayımız!
-Evet… Dün akşam... Cenaze namazı öğle namazına müteakib Gazi Paşa
Camii’nde kılındı.
-Allah sabırlar versin. Ruhu şad, makamı cennet olsun...
İnsan bazen sevinecek mi yoksa üzülecek mi bilemez ya! Gerçekten ifade edilemiyor bu hal. Zira bu tez ayrılık kalbimi bütünüyle mahzun etmişti. Fakat bu, benim içindi. Ali dayımız için ise hiç öyle değildi. O samimi pişmanlık ve halis niyeti sayesinde bir vakit kaza namazı (ikindi namazı) kılmakla İnşaallah on yıllık namaz borcundan kurtulmuştu. Rehber-i Ekmel olan Resûlulah’ın (sav) “Erteleyen helâk olur” tehdid-i nebevisinden de kurtulmuştu o. O artık ebedi istirahatgahına uğurlanmıştı…
- Mekânın cennet olsun Ali Dayı!
İrfan Mektebi
Mütevazi dükkanımızın elektrikli soba ile ısıttığımız sıcak yazıhanesinde kışı eredeyse unutmuş gibiydim.
-Âh evladım ah! Biz çok cahil kaldık. Bize kimse bir şey öğretmedi ki. Çocukluğumuz köyde çobanlık yapmakla geçti. Ne olacak bizim halimiz.
- Üzülme be Ali dayı! Gönlünü ferah tut. Hâlâ daha yapabileceğimiz bir şeyler vardır. Yeter ki niyetimiz halis olsun.
Ali dayı, kalbi sevgi ve merhamet yüzü ise neşe dolu nadide Bafralılardan biriydi. Altmışı aşkın yaşına rağmen boş durmaz, küçük hamal arabasıyla onun bunun yükünü taşırdı. Onun kimsenin malında gözü yoktu ki zaten. Onun gözünde en büyük servet alın teri ile kazanılan para idi. Maddi anlamda tabii. Asıl hazinenin doğruluk ve kanaat olduğunu biliyordu o. Kendisi elinden ve dilinden herkesin emin olduğu bulunmazlardandı. Bizimkilerin dükkanı ona emanet bırakıp eve yemeğe gittiklerine çokca şahit olmuşumdur. Kalın camlı gözlüklerinin arkasından dost-düşman ayırt etmeksizin herkese gülümseyen gözlerini farketmemek mümkün değildi. Çoğunlukla bizim dükkanı mesken tutardı. Sanki bizden biriydi.
Bafralıların hamal Ali’si bizim ise Ali dayımızdı. Ben Kur’ân’ın tefsirine kendimi kaptırmış okurken meğer Ali dayı da can kulağıyla beni dinliyormuş. Fakat onun bu içli ızdırabı beni bir anda şefkat gölüne düşürdü.
Zira Peygamber Efendimiz’in (sav): “İmandan sonra Allah’a en sevgili amel mahzun gönüllere neşe vermektir” nebevî irşadı bütün ruhumu sarmıştı artık.
-Ali dayı be! Kendine neden bu kadar haksızlık ediyorsun ki? Bugüne kadar boğazından kimsenin hakkı geçmemiş. Hem bu zamanda kul hakkına düşmemek çok zor.
-Olsun evladım. Biz yine de çok cahiliz.
Israrlıydı Ali dayım. Fakat o mahzunken ben nasıl neşeli olabilirdim ki? Ali dayı beş vakit namazını aksatmadan kılardı. Ben yine de sordum:
-Ali dayı hiç namaz kılamadığın oldu mu?
-Evet evladım oldu. Gençken on yıl kereste fabrikasında çalışmıştım. O zamanlar ne yalan söyleyeyim pek namaz kılamadım.
-Şeytan bu. Boş durmuyor ki! Herkesin namazıyla uğraşıyor. Bazen de başarmıyor değil.
Gerçekten önemli bir dertti bu. Kişinin namaz borcu olması.
Düşünün bir kere… Bir bakkala yüklü bir borcumuz var. Fakat bir türlü ödeyemiyoruz. Artık yolumuzu değiştirmekten başka çare bulamıyoruz. Bakkal bizi görmesin de. Fakat içten içe sıkıntı bizi kemirmiyor da değil.
Peki ya namaz borcu öyle mi?
Yolumuzu çevirsek bile yine onun huzuruna gitmiyor muyuz?
O’nun mülkünden çıkmak mümkün mü?
Rabbimiz bizi her an ve her zaman görmüyor mu?
Nereye bu kaçış?
Kendimizi aldatıyoruz aslında. Tek çare: Hiçbir mazeret göstermeksizin bu borcu ödemek. Aslında kalbe ilaç ve gıda olan bu çare boynu bükük olan ruhumuzu şahlandırma çaresidir. Ali dayı da belki ifade edememişti ama bu dertten cidden muzdaripti.
Ama olsun yine de ümitsiz olmamak lazım. Zira kılamadığımız namazların kazasını yaparak bu borçtan kurtulabiliriz pekala.
-Nasıl olacak bu?
-Bugünden tezi yok. Şu anki pişmanlık ve halis niyetle eğer biz geçmiş kılamadığımız namazlarımızı kaza etmeye niyet ederek başlarsak sonsuz kerem sahibi Yüce Mevlamız bizi affeder inşaallah.
-Evladım!
-Evet Ali dayı. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadîs-i şeriflerinde “Allah rahmetini yüz parçaya ayırmış. Birini dünyaya göndermiş doksan dokuzunu yanına almıştır. İnsanlar Allah’ın rahmetini gerçekten bilselerdi asla ümitsiz olmazlardı.” buyuruyor. Ve bizleri her zaman rahmet pınarına davet ediyor.
Artık ortam yumuşamış, Ali dayı’nın gözleri yine gülmeye başlamıştı. Bir nebze ben de rahatlamıştım.
-Bak Ali dayı! Bizim dinimizde zorluk yoktur. Bu kadar namazı nasıl kaza edeceğim diye sakın düşünme. Sana bir usül anlatacağım. Kolay olduğunu sen de göreceksin.
Ali dayı’nın heyecanını sanki kendi kalbimde hissediyordum. Sanki ben kılamadığım namazlarımı kılmak için sabırsızlanıyordum.
-Ali dayı! Günde kaç rekat namaz kılıyoruz.
-Kırk rekat.
-Peki her gün beş rekat daha fazla kılabilir miyiz?
-Tabii kılarım.
-O halde öğle, ikindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetlerini sen bu namazların kazalarını niyet ederek kılabilirsin. Buna fıkıh imamları fetva vermiştir. Merak etme.
-Allah Allah..
-Geriye kaç vakit namaz kaldı.?
-İki vakit.
-Sabah ve akşam namazlarının sünnetleri kuvvetli sünnet olduklarından terk etmiyoruz. Sabah namazından sonra iki rekat, akşam namazından sonra da üç rekat ilave ederek kaza niyetiyle bu namazların farzlarını kıldık mı tamam. Her gün beş vakit namaza beş rekat ilave etmekle bir günlük kaza namazımızı da kılmış oluruz.
-Peki sünnetler ne olacak?
-Ali dayı bize borç olan farz olan namazlardır. Günde on yedi rekat farz kılıyoruz değil mi?
-Evet!!!
-O halde her gün on yedi rekat farz namazın kazası üzerimize borçtur.
- Keşke daha evvel bilseydim.
-Ayrıca namaz borcu olan bir kimsenin kaza namazı kılması beş vakit namazı kılmak gibi farz-ı ayndır.
-Tamamdır evladım.
Ali dayı namaza yeni başlamış gibi bir tavırla:
-Ben bizim hatunla geline de anlatayım bunu. Onların üzerlerinde de birikmiş borçları vardır. Onlar da kurtulsun.
-Aman Ali dayı, yanlış anlatmayasın ha.
-İstersen en evvel bana anlatıver.
-Olur.
Bütün ruhuyla duyduklarını tekralamıştı Ali dayı. Hemen kalkıp lavaboya gitti. Taze bir abdest alarak o günkü ikindi namazını eda etti. Tabi kazasını ihmal etmeyerek. Tarihi koymuştuk o gün. Tâ Rabbimize ne kadar namaz borcumuz kalmış bilelim. İşi ciddi tutuyordu Ali dayım. Ben yine sordum:
-Ali dayı yaşın kaç?
-Altmışdört.
-İnşaallah Allah ömür verirse yetmişdört yaşında hiç namaz borcumuz kalmayacak.
-Evladım eğer ömrümüz kifâyet etmezse!
-Hiç merak etmeyelim. Asıl olan niyettir. Bu hususta Hz. İkrime (ra) “Niyet var amel yoksa sevap var. Amel var fakat niyet yok. O zaman mükafat da yoktur.” buyurmakla bize niyetin önemini hatırlatmıştır. Biz on yıl kaza namazı kılmaya niyet etmedik mi?
-Evet.
-O halde biz bu niyeti muhafaza etmeye çalışalım ve bu suretle gayret gösterelim yeter.
-İnşaallah.
Ve o gün öylece ayrıldık. Ertesi gün ikindi vakti yaklaşmıştı ki tekrar dükkana geldim. Kapıdan içeriye girdiğimi gören babam bana donuk fakat mâna yüklü bir eda ile bakarak:
-Haberin var mı?
-Hayırdır baba! Haberim yok.
-Ali dayı vefat etmiş.
-Ne zaman? Nasıl?
-Akşam buradan ayrıldıktan sonra eve giderken yolda bir traktör ona çarpmış. Hemen hastaneye kaldırmışlar. Fakat kurtarılamamış.
-Allah Allah… “Kâlü innâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn.”
Şaşkınlık dolu bir halle beraber koşarak, ıslatan yağmura aldırmadan, Ali dayı’nın evine gittim. Hiç olmazsa cenaze namazına yetişme arzusuyla…
Kapıda Ali dayı’nın gelini ile karşılaştım. Biraz da zorlanarak:
-Abla, Ali dayımız!
-Evet… Dün akşam... Cenaze namazı öğle namazına müteakib Gazi Paşa
Camii’nde kılındı.
-Allah sabırlar versin. Ruhu şad, makamı cennet olsun...
İnsan bazen sevinecek mi yoksa üzülecek mi bilemez ya! Gerçekten ifade edilemiyor bu hal. Zira bu tez ayrılık kalbimi bütünüyle mahzun etmişti. Fakat bu, benim içindi. Ali dayımız için ise hiç öyle değildi. O samimi pişmanlık ve halis niyeti sayesinde bir vakit kaza namazı (ikindi namazı) kılmakla İnşaallah on yıllık namaz borcundan kurtulmuştu. Rehber-i Ekmel olan Resûlulah’ın (sav) “Erteleyen helâk olur” tehdid-i nebevisinden de kurtulmuştu o. O artık ebedi istirahatgahına uğurlanmıştı…
- Mekânın cennet olsun Ali Dayı!
İrfan Mektebi
21 Eylül 2008 Pazar
Vefa mı o istanbul'da bir semtmiydi o? :)
Kardeşim bu dünya da vefa ölmüş diyenlere katılmamak mümkün değil yapılan iyilik düşüncesi kaynayan bir kazan olup insanın başına bu denlimi geçirilir hiç düşünmediğin taraftan bu kadar mı vurgun yer insan .senin merhamet edip kolladıkların seni bu kadar mı hançerlemek için sıra bekler , yok yok vefa var diyenlerdenim ümidim var birgün beni bulacak kardeşlerim. Gerçek olacak arkamı döndüğümde buharlaşmayan ,iyilik düşlediğimde yüzüme bir tokat davranışları nakşetmeyen görgülü ,kaliteli ,sevecen elbet bir yerlerde bu tanıma uyan beni ben gibi görüp yaptıklarımda samimi sevgimi gören lafını laf konuşmak için konuşmayan terbiyeliler bulacak birgün. şekilde değil ruhta vefalı müslüman isterim. Evet vefalı sahi o istanbul'da bir semt miydi? kırılmaktan o kadar paramparçayımki artık hiçbir davranış canımı yakmıyor çoook şüküüüüüüür:) illede edeb huuuuuu ,illede şükür İLLEDE ALLAH İLLEDE ALLAH EWET SEVDİKLERİM BENİ NASIL GÖRÜYORSA BEN ÖYLEYİM ÇÜNKÜ ONLAR BENİ KENDİ GÖNÜL GÖZLERİYLE GÖRÜYORLAR RUHLARI GÜZEL OLAN LAR GÜZEL ÇİRKİN OLANLAR ÇİRKİN UNUTMAYIN NASIL BAKARSANIZ ÖYLE GÖRÜNÜYORSUNUZDUR KİMSE EBEDİ DEĞİL DÜNYADA KİMSENİN YERİ DOLADURULAMAZ DEĞİL BİRGÜN ÖYLE BİR AN GELİRKİ GERİYE DÖNECEK YÜZ KALMAZ SİZ SİZ OLUN LAF OLSUNA BENDE ÜSTE ÇIKARIM DİYE KONUŞMAYIN KALP KIRMAYIN AMAN BOŞVERİN ENİYİSİ OLDUĞUNUZ GİBİ KALIN YERİNİZDE KALIN SAHTE BİR YAKINLIK YAŞAMAYINDA NASIL KALIRSANIZ KALIN HOŞÇAKALIN BEN GİTTİM :)
18 Eylül 2008 Perşembe
BAŞARININ SIRRI
İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.
İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller'e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller'e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.
Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.
Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.
başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.
İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller'e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller'e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.
Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.
Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.
başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.
17 Eylül 2008 Çarşamba
ÖLÜNCE ÖLMÜŞMÜ OLACAĞIZ???
Karanlıktaymışlar.
İki embriyo, bir ana rahminde...
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...
Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '...bize ne mutlu...'
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
'Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler...
'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.'
'Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin
ki...':
'Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için
uydurduğumuz bir şeydir.'
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
> Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
> Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
> Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
> '- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış
> ikizlerden biri efkarla...
> '- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha
> hayata...'
> '- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan
> sonra hayat vardır.'
> Sormuş karamsar olan:
> '- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra
> başımıza neler gelecek?'
> Şiirle cevaplamış iyim ser olan:
> 'Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok
> seferinden...'
> Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
> Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
> Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
> Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
> Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
> Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
>
>
> Bu bir CAN DUNDAR Yazısıdır,
>
> hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar
> gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini
> sanıyorlar..
>
> Kimbilir belkide bizde
> yanılıyoruz onlar gibi..
> Ölünce ölmüş değil,
> belkide doğmuş olacaz..
> Nerden bilebiliriz ki!
İki embriyo, bir ana rahminde...
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...
Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '...bize ne mutlu...'
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
'Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler...
'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.'
'Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin
ki...':
'Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için
uydurduğumuz bir şeydir.'
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
> Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
> Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
> Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
> '- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış
> ikizlerden biri efkarla...
> '- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha
> hayata...'
> '- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan
> sonra hayat vardır.'
> Sormuş karamsar olan:
> '- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra
> başımıza neler gelecek?'
> Şiirle cevaplamış iyim ser olan:
> 'Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok
> seferinden...'
> Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
> Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
> Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
> Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
> Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
> Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
>
>
> Bu bir CAN DUNDAR Yazısıdır,
>
> hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar
> gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini
> sanıyorlar..
>
> Kimbilir belkide bizde
> yanılıyoruz onlar gibi..
> Ölünce ölmüş değil,
> belkide doğmuş olacaz..
> Nerden bilebiliriz ki!
16 Eylül 2008 Salı
TEŞEKKÜRER
Bu akşam komşularım oğlumun doğumgünü için sürpriz yapıp pastaları ve hediyeleriyle kapıda beliriverdiler biz anne oğul şaşırıp kaldık ve çok mutlu olduk .Kelimeler yetersiz kalıyor bazı anlarda buda o anlardan biri kendimi çok özel hissettim oğlumun durumunu düşünün artık :)msjlarıyla kutlayan teyzesi ümmügülsüme ,ablası nafiyeye komşularım ayşe abla ,ilknur hanım kızı özge,oğlu ali,selma hanım oğlu semih,feyza hanım kızı zeynep ,emine hanım oğlu batın'a sonsuz teşekkürler iyiki varsınız daha güzel günlerinizi beraber yaşayabilmek duasıyla .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)