27 Ağustos 2008 Çarşamba

AR PERDESİ YIRTILIRSA

Perdeleri yırtılmış bir çağda yaşıyoruz .Edep perdesinin,mahremiyetin perdelerinin yırtıldığı bir çağda .
Görülmemesi ,gösterilmemesi,perdenin ardında olması gerekeni ifşa etmek medenilik sayılıyor buradan tatminsizlik ve kargaşadan öteye yol yok .
Böyle bir çağda müslümanın kendi edebine ,hayasına
Yani kendi perdelerine sahip çıkması bir başka önem taşıyor. Çünkü hem kendisi olarak var olması buna bağlı hem de insanlığın doğruyu bulması …
Hayat kelimesiyle aynı kökten türeyen haya ,gerçek anlamda diri olmanın göstergesindendir.Utanan ,haya eden insanın yüzü kan hücum ettiği için kzarır.
Bir ev,o evde mukim olan ailenin haremidir .Evin mahremi olmayanlar ,yani namahremler o eve izinsiz ,elini kolunu sallayarak giremez.
İLK NE ZAMAN AR ETMİŞTİK.
Modern zamanlarda ar perdesindeki yırtık okadar büyüdüki çoğu insan giderek böyle bir perdenin varlığını dahi unuttu.Utanmanın “kusur”sayıldığı şu günlerde ,” ar ,haya,hicap,ırz ,namus,iffet”kavramlarnı hatırlayalaım istedik.SEMERKAND
,

25 Ağustos 2008 Pazartesi

YORUMLAR

Ben blog yazmaya karar verdiğimde .Bunun ilerde hatırlamak istediğim olayların bir güncesi olması için başladım ama şimdi okuduğum yazıları sevdiklerimle paylaşmak onlardan yorum gelmesi çok güzel değişik olanda tanımadığım ama zaman buldukça ziyaret ettiğim arkadaşalrın yorum bırakmaları beni sevindirdi .Mutlu oldum .Şimdilik okuduklarımı paylaşsamda ilerde daha paylaşımcı olabilip içimden gelenleri yazmayıda isterim olduğum gibi amalar yakamı bırakırsalar bu çekimserlik belki biraz olsun bırakır beni :)daha güzel günlerde yaşamak duasıyla sevdiklerinizle hoşkalın.

23 Ağustos 2008 Cumartesi

DUA

Rabbim sana yakın olmaya ne kadar ihtiyacım var bu kadar kalabalık bir yaşamda yapayalnız olduğumu ve hiçbirşeye gücümün olmadığını biliyor ve hayırlı olanları senden isityor hayırsız olanlardan sana sığınıyorum ve senden sevdiklerine yakın eylemeni dua ediyorum bir mübarek dostluğunua sevgisine öylesine muhtacızki senden bunu diliyorum rızkımızı sevdiklerinin yakınında ver yarab dost eli uzat bizlere .sevdiklerinle beraber yaşlanmayı onların sohbetiyle dünya hayatımızı geçirmeyi ahirettede cennet meclislerinde buluşmayı nasip et yarab sen herşeye gücü yetensin yalnız senden diliyorum, yarabbi bizi razı olduğun şekilde yaşamayı nasip et amiin.SELDA

22 Ağustos 2008 Cuma

KELAMI KİBARDAN SÖZLER-5

Bir kimse yemek yerken Allahü teâlâyı ne kadar hatırlarsa, namazda da o kadar hatırlar. Kalbinizi Allahtan başkasına vermeyin.

- Eskiden bir mürşid, sadece çok sevdiğine değil, günahı çok olana [daha fazla günah işleyip dinden uzaklaşmasın diye] çok iltifat eder, günahı az olana ise, [kendini bir şey sanıp kibirlenmesin diye] hiç iltifat etmezdi. [İstisnalar hariç, bir kimseyi yüzüne karşı övmek, ona kötülük sayılır.] İhlası artanın dine hizmeti artar, dine hizmeti artanın ihlası artar. [İhlas, her şeyi Allah rızası için yapmak demektir.]

- Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar, yerine Allah sevgisi dolar ve ihlası artar. Bir müslüman, Ehl-i sünnet kitaplarını alıp, bir rafa hürmetle koysa, o kitapları o evde bulundurduğu için Allahü teâlâ, o kimsenin imanla ölmesini nasib eder.

- Her müslümanın yanında bir Ehl-i sünnet kitabı bulunmalıdır!

-Müjdeler olsun imanı olanlara ve ibadetini ihlasla yapanlara... yazıklar olsun üç paralık dünyaya ibadetini değişenlere.

-Kul hakkından çok korkun, her müslümana karşı derin muhabbet ve hürmet içinde olun. Hiçbir müslümanı incitmeyin. Büyüklerinize karşı mutlaka hürmetkâr olur. Emriniz altında olan aileniz veya çocuklarınıza karşı şefkatli olun, onları dindar yetiştirmeğe dikkat edin, çünkü ölüm ani gelir. Herkes pişman olacak. O pişmanlık günü gelmeden tövbe etmek akla gelmeyebilir. Bugün fırsat varken istiğfar edelim.

-Allahü teâlâ, ne yaptığınızı görüyorum, biliyorum diyor. Onun gördüğünü bildiğiniz halde ikiyüzlü olmağa lüzum yok. İhlas; içini de dışını da temizlemek demektir.

-Allah varken mahlukdan bir şey beklenmez.

-Allahü teâlâ iyilik murat ettiği kullarını iyilikte, felaket murat ettiği kullarını felakette kullanır. Müslüman için en büyük felaket, ehli sünnet itikadına sahip olmamak, olunca da bu nimetin kıymetini bilmemek olur.

-Gelen cereyanın kesilmemesine dikkat edin. Kablonun arasını açmayın. Cereyan geliyor ama sigorta atıyorsa, araya nefis karışıyordur. Nefsin girdiği her aralıktan cereyan kesilir. Nefsinizi aradan çektiğiniz müddetçe kablolar kuvvetlenir. Evliyanın başarılarının sebebi, gelen cereyanın arasına girmeyip, kendilerini sıfırlamalarıdır.

-Allahü teâlânın her emrinde mutlaka nefsi kırma payı vardır.

-Bazı yerlerde, ben bu işten anlamam demelidir. Çünkü, insana bazı felaketler kendine güvenmesinden, güzelliğinden, zenginliğinden gelir.

-Emri maruf yapmak, her müslümana farzdır. Bu tebliğe evvela kendi nefsinden başlanır.

-İnsan düşmanını iyi tanıması lazım. En büyük düşman, insanın nefsidir.

-İnsanın en büyük yarası hubb-i dünyadır.

-Gıybet aileyi parçalar, toplumu çökertir, cemiyeti felakete götürür. Çünkü kolay işlenen bir günahtır.

-İnsanın nefsi, Allahü teâlâya düşmandır, bize daha düşmandır.

-Günahlara mübtela olanlar, kendi kendilerini yakar.

-Emîre itaat vacibdir. İtaat edilmezse, isyan edilirse, Allahü teâlâ verdiği nimeti alır.

Amirlik memurluk için gelmedik bu dünyaya... Amirlik değil, hizmetkârlık zamanıdır. Nefsimizin arzusu için amirlikten Allah bizi korusun. Başınızdaki amire, içinizde veya dilinizde bir buğzu adavet varsa, bunun, sizin için bir felaket olduğunu bilin. Neticede Cenab-ı Hak sizi bu nimetten mahrum eder.

-Allahü teâla kerîmdir, ufak bir sebeple kerîmin keremi artar. En büyük sebep, ona yalvarmaktır.

-İki kelime vardır, söylemesi kolaydır, kıyamet günü sevabı çok ağırdır. Bu iki kelime Subhanâllahi ve bihamdihi, subhanallahil azîm.

-Müslümanın ikramında şifa vardır. Hediye vermek de sünnettir, almak da sünnettir.

-Kusursuz insan olmaz, onun için kusurunu bilmek tevbedir.

-Yeşillikle, akarsu, insanın hüznünü, gammını izâle eder giderir.

-Dünyanın en câhil, en ahmak mahluku, insanların nefsidir. Her isteği kendi aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Nefs, daima zararlı şey ister. Allahü teâlâ buyuruyorki; "Ey insanlar nefsinize düşman olun. Çünkü nefsiniz, benim karşıma düşman olarak dikilmiştir."

-Şeytan; uzaklaştırıcı demektir. Allahü teâlanın sevgisinden, merhametinden uzaklaştıran şeydir. Üç türlü şeytan vardır. Birinci şeytan bilinen iblis ve torunlarıdır. İblis; Allah rahîmdir affeder deyip, günahları vesvese verir, insan bunu dinlemezse çeker gider, bu şeytan zayıftır. İkinci şeytan (nefs)’tir; bu daha kuvvetlidir. Ona aldanmayınca çekip gitmez. İnatcıdır, tekrar tekrar aldatıncaya kadar uğraşır. Üçüncüsü daha da kuvvetlidir. Bu kötü arkadaştır. Dünyada rezil eder, âhirette cehenneme götürür. İnsanın imanını öyle çalar ki, o şahsın ruhu bile duymaz. Bunun insan olması şart değildir. [İnsan olduğu gibi, kitap, gazete, tv. vs.de olabilir.] Bu üçüncü çok tehlikelidir, çünkü dost bilinir, tedbir alınmaz.

-İnsanlar düşmanı dışarıda arıyorlar, halbuki düşman kendi içlerindedir. Bu düşman da nefs’tir.

-İnsanın imanına musallat dört şey vardır; Sağında şeytan, solunda nefs, arkasında kötü arkadaş, önde ise dünya’dır. Dünya bu zararda rehber olmuştur.

-Her namazdan sonra onbir ihlas okuyan, cennete istediği kapıdan girecek. Peygamber efendimiz ben kefilim buyuruyor.

-İslamiyetin yayılmasına mâni olmayan sevilir.

-Allah'tan en çok korkanlar, O'nu bilenlerdir. İlim arttıkça korku artar.

-Dünyada Allahü teâlânın evinde buluşanlar, öbür tarafta cennetde buluşacaklar. Dünyada meyhanede buluşanlar, öbür tarafta cehennemde buluşacaklar. Bu bir yolculuktur.

-Bir tel parçası ol, fakat büyüklerin ceryanını naklet. İşte saadet odur.

-İş, büyüklerin vasıtasına binebilmek, girebilmektir. Nâehilleri de atmazlar

-Herkese sıkıntı veren kibirlilerdir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir. Mütevazi demek ölmüş, demektir. Ölü kimseyi şikâyet etmez, ölüyü şikayet eden olmaz.

-Sizin için en büyük tehlike, kibirlenmektir. Dünyada verilen bazı payelerle kibirlenirseniz perişan olursunuz. Kalbinde zerre kibir olan cennete giremez. Birbirinizle konuşurken, birbirinize emri maruf yaparken, kibirlenmeyin. Hiç kimse elbise veya etiketinden dolayı makbul olamaz. İnsanın şerefi, ilim ve edep sahibi olmasıyladır.

-Herkes kendini meth etmeğe çalışıyor, siz kusurları kendinizde arayın.

-İnsanların iki zineti vardır. Edep ve tevâzu. Kibir, çok kötü bir şey, onu ne Allah seviyor, ne kul seviyor. Edep çok güzel bir şey, kimde olsa beğeniliyor. Edep demek; kendini haksız görmek, acz ifade etmektir. Böyle olanlar, topla tüfekle yıkılmazlar.

-Kapasite evvela iş değildir. Birincisi ihlas, ikincisi edep, üçüncüsü tevazûdur.

-Kim toprak gibi mütevazi olursa, her nimete kavuşur. Bir parça yükselse, su o toprakta durmaz. Büyüklerin feyz ve bereketine kavuşmak için toprak gibi mütevazi olmak lazım. Rahmete kavuşmak için toprak olmak lazım.

-En iyi insan kalp kırmayandır.

-Evliyayı kirâmın ruhlarından, hayatta iken feyz alındığı gibi, vefatlarından sonra da feyz alınır. Hatta daha çok feyz verirler. Yeter ki sevgi, muhabbet olsun.... Ehli sünnet itikâdı olsun, haram işlememek olsun, birde namazları doğru kılmak oldu mu feyz kesilmez, artar.

-Peygamber efendimiz buyuruyor ki, ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, dînini îmanını muhafaza etmek avucunda ateşi tutmak gibi olacak. Onun için rabbena duasını çok okumak lâzım.

-Ehl-i bid'atın yüzüne gülenin dini yıkılır.

-Ramazanı şerifde âşîkare oruç yiyeni îmânı gider. Çünkü âşîkâre oruç yemek, Allahü teâlânın emrine ehemmiyet vermeme alâmetidir.

-Kâfirlerin ibâdet olarak yaptıklarını yapanlar kâfir olur.

-Kur'anı Kerimde namaza ehemmiyet vermeyenlere lânet olsun buyuruluyor. Namaza ehemmiyet vermemek, kılmamakla olur, kılsa bile doğru dürüst kılmaz. Hem kılacak, hem de şartlarına uygun olacak.

-Komşuya eziyet etmek haramdır.

-Din kardeşine eziyet eden, kalbini kıran, kâbeyi yıkmış gibi günaha girer.

-Müslüman olmayan komşuyu da incitmemek lâzım, onların da komşu hakkı var, hep tatlı söyleyeceğiz, tatlı hareket edeceğiz.

-Namaza ehemmiyet vermeyenleri veyl çukuruna atacağım diyor Cenâb-ı Hak, hem de sonsuz, çünkü, namaza ehemmiyet vermeyenin îmânı gider. Veyl çukuru; cehennemdeki ateş çukurlarının en derinidir.

-Allahü teâlâya sığınan hıfz-ı emân-ı ilahide olur.

-Ölüm acısı yetmiş kere kılıçla doğranmaktan fazladır, Bu herkese vardır. Fakat Allahü teâlâ sevdiği kullarına duyurmaz. Ölüm acısı, kabir azâbı yanında hiç kalır. Kabir azâbı mahşer azâbı yanında hiç kalır. Cehennem ateşi ondan da fazladır.

-İhlas, muhabbet ve itaat üçü ayrılmazsa feyz gelir. Ayrılırsa, büyük zât feyz vermek istese de, feyz gelmez.

-En büyük düşmanına, en büyük hediyeyi ver.

-Allahü teâlâ bir kulundan razı olursa, ona, herşeyi vermiş demektir.

-Her şeyin, her işin bir gayesi, kıblesi vardır. Esas gaye imanla ölmek, Allah demektir.
Allahı unutarak iş yapana cehennem ateşi yetmez mi.

-Kevser şerabı narkoz gibidir, ölürken bir damla verirler, ölüm acısı duyulmaz.

-Her sıkıntının, her başarısızlığın, her derdin ilacı istiğfardır. Allahü teâlâ günah işleyen bir kulunu muvaffak etmez.

-Allahü teâlâ günah işlemeyenlerden ve günah işlenmeyen yerlerden razıdır. Siz, günah işlememeğe ve arkadaşlarınızı günahtan korumağa çalışınız.

-Allahü teâlânın gazab etmesi, cehennem ateşinden şiddetlidir.

-Müsefaha edince, el ayrılmadan günahlar dökülür.

-Günah işlenmeyen yerde huzur vardır. Günah işlenirse huzursuzluk başlar.
Günahlar kalbi sıkar, Zikri ilahi ile meşgul olmak, insana ferahlık verir, günahlara karşı soğukluk getirir. Bir müslüman günah işlemese cennet nimetleri başlar.

-Şeytan, öfke anında aklı örter, avucunun içine alır, herşeyi yaptırır.

-Dünyaya zillet, ahirete izzet verilmiştir.

-Kuldan isteyen zelil, Allahtan isteyen aziz olur.

-Bütün geçimsizlikler, ölümü unutmaktandır.

-Eğer mü'minler ölümü düşünse, hiç günah işlemezler ve hiç geçimsizlik olmaz.

-Dünyayı sevmeyeni Allah sever, insanların elindekini sevmeyeni insan sever.

-Bu dünyayı mekan sanan hapı yuttu.

-Bilmek, yapmak içindir.

-Sözün tesir etmesi için, yakîn olması lazımdır.

-Kızdığınız zaman bir kefen yapın.

-Son nefeste Allah demek isteyen, hemen başlasın.

-İnsanlar iyilik gördüklerine muhabbet beslerler.

-Bir insana dinimizi anlatmak isteyende şu üç vasfın olması şarttır; yoksa hem kendisine hem karşısındakine zarar verir: 1) Karşısındakinin dinini bilecek. 2) Dünyasını bilecek. 3) İslamiyeti ve ilm-i siyaseti bilecek.

-Hepimiz ahiret yolcusuyuz, inkarı mümkün değil. Herkes bir sefere giderken yolda ve gittiği yerde kendine lazım olanları alır, diğerlerini almaz. İhtiyaç olmayanı almak ahmaklık olur. Dünyadan da, ahirete lazım olanlar tedarik edilir.

-Paranın sevgisi yılan sevgisi gibidir.

-Dünya malını kalbinden atan, Allahın sevgili kulu olur.

-İnsan bir yere gitmek için, bir yerde vasıtaya biner, başka yerde iner, dünya buna benzer. Yalnız, vasıtayı iyi seç. Son durakta ya cennet ya cehennem vardır.

-En akıllı insan, ölüme hazırlanandır. En ahmak, dünyaya tapandır. Ahmaklar olmasaydı, dünya harab olurdu.

-Dini kurtarmak için, dünyayı verin.

-Herşeyi Allah için yapmalıdır. Birşeyin içine dünya menfaati girerse, zemzeme idrar karıştırmak gibi olur. İsterse bir damla olsun.

-Kalbiniz dünyaya dönerse, hizmetleriniz kötüye gider.

-Kabir insana ibret olarak yetmez mi, kıyamete kadar, daracık yerde nasıl beklenir. Mutlak olan bir şey var, o da ölümdür. Ne ahmaktır o kişi ki! muhakkak olanı bırakır, muvakkat olana sarılır.

-Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti yıkılır.

-Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünyâ sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır.

-Sâlih kimselerden olmadığım hâlde, sâlihleri severim. Kötü kimselerden daha aşağı olduğum halde, kötüleri sevmem.

-Eğer gıybet etseydim, anamı, babamı gıybet ederdim. Çünkü sevâblarımın onlara verilmesi daha hayırlı olur.

-Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da mârifete, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz.

-İnsan; nefs, şeytan, münâfık gibi üç düşmanla karşı karşıyadır ve bunlardan kurtulmak çok güçtür.

-Çalışıp kazanma zahmeti çekmemiş kimsede hayır yoktur.

-İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhâfaza, sonra da yaymaktır.

-“Nefsini bilen Rabbini bilir.” hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpekten aşağı bilir.

-Nice küçük amel, niyetle büyür, nice büyük amel ise niyetle küçülür.

-Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan kaçar. Ondan kaçan ise kıyâmet günü hesaptan kurtulur.

-Şüpheli bir kuruşu geri vermeyi, binlerce lira sadaka dağıtmaktan daha fazla severim."

-Din kardeşimin bir ihtiyâcını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha önemlidir.

-İnsanların en alçağı, din kisvesi altında dünyâ menfaati sağlayandır.

-İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider.

-Peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe var mı?

-İnsandaki en üstün haslet, kâmil akıldır. Eğer o yoksa, güzel edebtir. O da yoksa, kendisiyle istişâre edilecek şefkatli bir kardeştir. O da yoksa, devamlı sükûttur. O da bulunmazsa, ölmektir.

-Bir âlimin sakınması gereken en önemli husus; Allahü teâlânın haram kıldığı şeylerden uzak durması ve dünyâya gönül bağlamamasıdır.

-Mazisini, büyüklerini tanıyamayan, büyüklüklere talip olamaz.

-Evliyanın sohbetine kavuşan, şeytanın elinden kurtulur, her an Allahü teâlâ ile birlikte olur.

-Arifin alameti; susması, tefekkürü, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmesi, gördüklerinden ibret ders alması ve Allahü teâlânın razı olup beğendiği şeyleri istemesidir. Seninle yediğini, içtiğini, alışveriş ettiğini, eğlendiğini görürsün, ne var ki Onun kalbi Allaha bağlıdır, boş yere konuşmaz.

-Sırat köprüsünde herkese 7 şeyden suâl sorulacaktır, cevap veremeyen düşecektir. Bunlar; imân, namaz, oruç, hac, zekât, gusül ve kul hakkındandır. Yedinci soruya kadar gelebilmek çok zordur. Yedinci soru da çok zordur. Peygamber efendilerimiz masum oldukları, günahsız oldukları halde burada korkarlar.

-Dünya misafirhanedir.

-Büyükler, Peygamberlerin varisleridir. Ne mutlu onları tanıyanlara. Sevmek şöyle dursun, tanımak bile ne büyük nimet. Hele tanıdıktan sonra sevdi mi, saadete kavuşur, feyz yolu açılır. Kalbden kalbe feyz gelmeğe başlar.

-Allahü teâlâ, müminlere hizmet edeni sever. Dünyalarına hizmet etmek kıymetli ama, âhiretlerine hizmet etmek daha kıymetli. Yeter ki, Allah için olsun...

-Kur'an-ı Kerîm de açık bildirilen birşeye inanmayan, ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Hadîsi şerifde açık bildirilen bir şeye de inanmayan kâfir olur. Kur'an-ı Kerîme de, Hadîs-i şeriflere de hakaret eden kâfir olur. İslâm alimleri sözbirliği ile haram dedi ise ona da inanmayan kâfir olur. Allahü teâlâ bazı şeyleri açık bildirmedi, merhametinden dolayı, ehemmiyet vermeyen kâfir olmasın diye açık bildirmedi. Müslümanları kâfir olmaktan kurtarmak için açık bildirmedi. Peygamber efendimiz de hepsini açıkca bildirmedi; açıkca bildirilmeyen, kapalı yerlere inanmayan kâfir olmaz, bid'at ehli olur. Müctehidlerin sözbirliği olan, dört mezhebde de haram olan bir şeye ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Müctehidlerin söz birliği ile bildirdiği nass olur. Peygamber efendimiz bildirmiş gibi olur.

-Ne mutlu Allahın dinini doğru olarak [ehli sünnet alimlerinden naklederek] yayanlara. Kitap ile ilim ile yaymanın sevabı, dövüşerek şehit olanın sevabından daha çoktur.

-Evliyâlar da Allahü tealânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlar da dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi düşmanlara da yaparlar. Düşmanlar, dostlarla karışıp evliyanın huzuruna gelirler, evliya onlara hiç düşman muamelesi yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlara da ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da, bu adam benim düşman olduğumun farkında değil, bana dost muamelesi yapıyor dermiş. Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nîmet vermek bakımındandır.

-Bir kimse zerre kadar bir şey yapsa, mutlaka karşılığına kavuşur.

-Bütün kemâlât ve faziletler büyüklerin sevgisinde ve onlara uymaktadır. Bu ele geçtimi herşey ele geçmiş demektir.

-Kul hakkı, İslam Ahlâkının temelidir. Bir dirhem kul hakkı bulunanın, haccı (haccı mebrur olsa da) kabûl olmaz.

-Namaz en önemli ibadettir. Çok faydaları vardır. İmanı olan namaz kılar. İmansız olan namaz kılmaz. Münafık olan bazan kılar bazan kılmaz.

-Uyku miskinliktir. Basit insanlar kendilerinden geçip saatlerce uyurlar. Amma, Allahın veli kulları az uyurlar. Onlara bir saatlik uyku bile yeter. Onlar uyumakla zamanı boşa geçirmezler. Her akşam iman duası okumalıdır. Bir günaha tevbe etmemek, o günahı işlemekten daha büyük günahtır.

-Dua almaya bakın. Üç kişinin hem duası hem bedduası kabul olur reddolunmaz. 1)Anne babanın 2) Misafirin 3) Mazlum olanların.

-İman ışık gibidir. Azalır, çoğalır. Azalır çoğalır, ama yok olmaz. Ne zaman küfre düşülürse Allah muhafaza, yok olur. Evliyanın ki çok çok parlaktır. O kadar fazladır ki onlar için geceler bile gündüz gibidir. Onun için evliya gece bile uyuyamaz. Ancak gafiller gündüz vakti bile uzun uzun uyurlar. Azalıp çoğalan imanın kendisi değil, parlaklığıdır.

-Allahü teâlâ, evliyamı gökkubbem altında gizlerim”, buyuruyor. Burada gökkubbeden maksat, sıfat-ı beşerdir. Yani Allahü teâlâ evliyasını insan sıfatları ile gizler.

-Müslümanlara hubb-i fillah ve buğd-i fillahı anlatın. Nasibi olana herşey bunun içinde vardır.

-Büyükler, kıyamete kadar kendilerine tabi olanları, olacakları isimlerine ve memleketlerine varıncaya kadar bilir ve görürler. İmam-ı Rabbanî Hz. buyuruyor ki: "Erkeklerden ve kadınlardan bizim yolumuza girmiş olanların ve kıyâmete kadar, vâsıtalı ve vâsıtasız girecek olanların hepsini bana gösterdiler. İsimlerini, soylarını ve memleketlerini bildirdiler. İstersem, hepsini bir bir sayarım. Hepsini bana bağışladılar.

-Büyükleri rüyada görmek onların kabulüne işarettir.

-Bir büyüğü tanımak demek, Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna, her halinin ve sözünün Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflere uygun olduğuna, her sözüne itaat edilmesi gerektiğine, yardım istendiğinde mutlaka yardım edeceklerine inanmak demektir.

-“El mer'u mea men ehabbe” (Kişi sevdiği ile beraberdir) hadis-i şerifine göre, herkes bu dünyada kimi severse ahiretde onunla beraber olacaktır. Her hadis-i şerif bir ayet-i kerimenin açıklamasıdır. Bu hadis-i şerif de Maide suresindeki "Müşrikleri ve yahudileri severseniz onlardan olursunuz" mealindeki ayet-i kerimenin açıklamasıdır. Burada, müşriklerden maksat hıristiyanlardır. Çünkü onlar hâşâ Allahü teâlâ üçdür dedikleri için müşrik olmuşlardır.

-Büyüklerden istifade iki şekilde olur: Birinci yol, onları kalbinde bulundurmaktır. Onlarla her zaman rabıta halinde olmaktır. [Burada muhabbetin sevginin idaresi bize aittir.] İkincisi onların kalbine girmektir. Bu çok zordur, kalblerine girebilmek için çok ağır imtihanlardan geçirirler. Fakat bir kere kalblerine girdikten sonra gerisi kolaydır. Kalbine giren kimse artık onların kalbine gelen her şeye ortak olur. Hem feyzlere, nurlara, hem de bela ve musibetlere. Bu yola girenin bela ve musibetlere hazır olması lazımdır. Çünkü yolun sahibi yani Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem böyle idi. Resulullah efendimiz, "Hiçbir peygamberin çekmediği sıkıntıyı ben çektim" buyuruyor.

-Müslümanlık nimetlerinin ortadan kalkmasına sebep bunların kıymetinin bilinmemesidir. Elinizden alan Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın adet-i ilahiyesi şöyledir ki, iyi işleri sevdiği kullarına, kötü işleri düşmanlarına yaptırır. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, "Ni'metlerimin kıymetini bilir şükür ederseniz onları arttırırım. Kıymetini bilmez, nankörlük ederseniz, elinizden alır, şiddetli azap ederim" buyuruyor. Her nimet için de böyledir. Şükür etmek, o nimeti izin verildiği ve emredildiği yerde kullanmak demektir. Dil ile elhamdülillah veya çok şükür demek şükür etmek olmaz. Buna "hamd" denir. Hamd dil ile, şükür beden ile yapılır. Göz nimetine şükür etmek için Allahü teâlânın bak dediği yere bakılır, bakma dediği yere bakılmaz. İman nimetine şükür etmek için de, onu Allahü teâlânın diğer kullarına ulaştırmak gerekir.

-Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alameti de onun mâlâyani ile (ne dinine ne de dünyasına faydalı olmayan işlerle) vakit geçirmesidir. Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğinin alameti ise, onun fıkıh ilmi ile meşgul olmasıdır.

-Fasıklar Allahü teâlânın sıfatlarına, kâfirler ise Zatına düşmandırlar.

-Bizim dinimizin iki ayağı, iki kolu, iki esası, iki gözü vardır. Biri öğrenmek, diğeri öğretmektir. Ancak, öğrenmeden öğretmek olmaz.

-İslamiyet nerede ise ilim oradadır. İlmin olduğu yerde de islamiyet vardır. İlim ile islamiyet iç içedir. Hıristiyanlıkta ve diğer dinlerde ise iş tersinedir. İlim rütbelerin en üstünüdür. Dünyadaki bütün rütbeler üst üste konsa, ilim bunların da üstünde yer alır.

-Haddini bil, kanaat et, çok konuşma, rahat et.

-Salih müslüman şu dört şeye öncelik vermeli: 1-Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumalı. 2-Okuduklarını doğru anlamalı. 3-Yaşamalı. 4-Yaymalı.

HAYIRLI CUMALAR


Buzdolabından önceki zamanlarda, çiçekleri ve bazı yiyecekleri korumak için,
dağlardan buz kesilir ve pazar yerlerinde satılırdı. Sıcak bir yaz gününde, bir şeyh,
talebeleriyle şehirde dolaşırken, böyle bir buz satıcısına rastladı. Satıcı:
“Sermayesi eriyip giden şu adama acıyın, merhamet edin..”
diye bağırıyordu. Satıcının bu sözlerini işiten şeyh aniden fenalaşarak bayıldı.
Yanındakiler, kendisini gölgelik bir yere taşıdılar ve saatler sonra
kendisine geldiğinde bayılma sebebini sordular. Şeyh satıcının eriyip giden buzlarında
kendi hayatını görmüştü. Küçük sermayesinin ziyan olmaması için çırpınıp duran satıcı,
milyarla ölçülmeyen ve sonsuz bir hayatta sınırsız bir mutluluğa vesile olabilecek ömür
sermayesinin eriyip gidişine nasıl kayıtsız kalındığını düşündürmüştü ona...

En kolay eriyen sermaye ömür. Akıp giden... Akışı unutulan...
'Sermayesi eriyen adama acıyın' demiş güneş altında buz satan bir
ALLAH dostu onun için... Ömrün nefes nefes eriyişini kastederek...
Sermayesi eriyen adam var mı? Bir kelimecik yazarken,
bir nefeslik ömür azalıyor...

Yaklaşan bir ecel, azalan bir ömür ve artan isyanımızın
habercisi değil midir geçen gün hafta ay yıl?



Dilediğin kadar yaşa; öleceksin,
istediğini sev; nihayet ondan ayrılacaksın,
istediğini yap; nihayet onun hesabını vereceksin.
(Ramuz el-Ehadis 2,31)

Sermayesini hayr yerlerde ve hayr şekilde eriten canlara selam ile;

Hayırlı Cumalar...

zeynep eren

21 Ağustos 2008 Perşembe

Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-4

-Namazlarınızı geciktirmeden kılın. Çocuklarınıza yemeden içmeden önce namazlarını vaktinde kılmalarını öğretin, emredin. Doğru kılınan namaz, her kötülüğün ilacıdır.

-Dünyada saadet, ahirette Cennet iki şeyle olur. Biri Allahın bir sevgili dostuna kavuşmak ve onun tarafından kabul edilmek. İkincisi ise dosdoğru kılınan namaz. Bir büyüğü tanıyan zaten namaz kılar. Hem tanımak hem namaz kılmamak olmaz. Böyle tanımak, tanımak değildir. Namazsız ahiret olmaz. Namazsız Allaha kavuşulmaz. Namazsız hayat olmaz, namaz her şeyin başıdır. Çünkü, buyruluyor ki, bir kulun yüce Allaha en yakın olduğu zaman namazdır.

-Namazlar vaktinde kılınmaz, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına itaat edilmez ise Allah dört musibet verir:

1-Rızıklar daralır.

2-Hastalıklar artar.

3-Emniyet olmaz.

4-Merhamet kalkar.

Eğer Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eder, namazlarımızı vaktinde kılarsak bunların tersi olur. Herkes birbirini sever. Birbirimizi sevmememiz nefsimizi sevmememize bağlıdır. Nefsini seven, arkadaşını, büyükleri ve Allahü teâlâyı sevemez. Çünkü bir kalpte zıt iki sevgi bir arada bulunmaz.

-Dünyada en mühim, en önemli şey; Ehli sünnet itikadını öğrenmek ve Ehli Sünnet itikadında olmak ve Ehli Sünnet itikadını tatbik etmek. Bundan daha mühimi de Ehli Sünnet itikadını yaymaktır. Bu nimet kimde var ise, afiyet olsun, müjdeler olsun.

-Allahü teâlâ bir kulunu severse onu fakih (yani dinde âlim) yapar, daha da çok severse onu fıkhı yayıcı yapar. Bu hizmetlerde (yani Allahü teâlânın ihsanıyla Onun dinini, Onun kullarına doğru olarak, bozmadan ulaştırırken) ben demek bid'attir. Bida't ehli cehennem köpeklerindendir, bid'at ehline büyüklerin feyz ve ihsanları gelmez. Bid'atlerin başı ben demektir. Bu ben demek ise Allahü teâlâdan, büyüklerden gelen feyz ve bereketi keser.

-Nefsini aradan çekiniz. Kimseyi tenkit etmeyiniz kendinizi beğenmeyiniz
kendinizden iğreniniz, kendinden tiksinmeyen kurtulamaz. Yapmadığınızı söylemeyiniz. Bir gün öleceğiz ve yaptıklarımızın hesabını vereceğiz.

-Evliyayı kiramın himmeti, yayından çıkan oku, namludan çıkan mermiyi geri
çevirir. Evliyaya muhabbet edene, sevene de böyle kuvvetli himmet gelir.

-Evliyânın vefâtından sonra feyzi, bereketi daha artar. Kınından sıyrılmış kılıç gibidir. Tasarrufu daha tesirli olur.

-Kim, Allahü teâlânın sevdiği bir kulu incitirse, yedi kat gökten düşmüş gibi olur.

-Cenab-ı Hakkın bize verdiği bu nimet çok büyük. Bizi insan olarak yarattı, hayvan değil. Müslüman olarak yarattı, gayrimüslim değil. Ehli Sünnet olarak yarattı, bidat ehli sapık değil. Evliyaları sevdirdi. Bu büyükleri tanımayı nasip etti. Bunlar çok büyük nimetler. Bunları verdi daha ne vermedi ki?

-Dünya, "zıll-i zâildir". Dünya bir görüntüden ibarettir. Aynadaki görüntü gibi. Bu görüntü ahıretin görüntüsüdür. Ahirette ne var, Cennet, Cehennem. Dünyadaki, ibadetler, dine uygun yaşayışlar Cennetin dünyadaki görüntüsüdür. Masiyetler, isyanlar, kötülükler, kötü yerler, karanlık sıkıntılı izbe yerler de Cehennemin görüntüsüdür. Cennetlikler, Cennetlik işleri yaparlar. Cehennemlikler, Cehennemliklerin işlerini yaparlar.

-Nisan yağmuru ne kadar bol da olsa, eğer kaplar ters çevrilmiş ise, tencerenin kapağı kapalı ise kırk sene de rahmet yağsa bir damla bile kaba girmez.

-İnsanların dünyada işlediği suçlardan dolayı Allahü teâlâ iki şekilde cezalandırır, ya cezayı ahirete bırakır, kâfirlerin ki böyle. Ya da dünyada sıkıntı verir. Ahirete bir şey kalmaz. Bunun için sıkıntı Müslüman için bir nimettir. Bunun ahiretteki karşılığı bilinse insanlar sıkıntı gelsin diye dua ederler.

-Gıybet kanser gibidir, girdiği yer iflah olmaz. Gıybet edene sus diyene 100 şehid sevabı verilecek.

-Bir kimsenin cebinde parası varsa, dünyada istediğini alır mı? Alır. Ev alır, elbise alır, her şeyi alır. İhlas da para gibidir. Bir kimsede ihlas varsa onun her şeyi var demektir, onunla her şeye kavuşur, hem dünyada hem ahirette.

-İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında mudara (insanları idare etme) yapamazlar. Böyle zamanlarda herkes içindekini ve gerçek yüzünü dışa vurur. Yani, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hain hainliğini gösterir. Bu zor zamanlar bir imtihandır. Ve dünyada hiçbir imtihanda, girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan başarılı çıkar,
bazıları ise imtihanda kalır.

-İbadetler insanın vazifesidir. Güzel ahlak ise meziyetidir.

-Tevekkülü azalanın imanı zayıflamış demektir. Tevekkülünü kaybedenin ise imanı kalmamış demektir. Tevekkül, her türlü sebebe (o işin, dinen, ilmen ve örfen sebeplerine) yapışarak gayret göstermek, sonucu Allahü teâlâdan beklemek ve sonucun mutlaka hayırlı olduğuna inanmaktır (yani neticeye ihlasla teslim olmaktır).

-Bir müslümana ye'se (ümitsizliğe) kapılmak yakışmaz. Çünkü, herkesin yardımcısı, hamisi olduğu gibi, müslümanın hamisi de cenab-ı Allahtır.

- Mal ve mülke olma mağrûr, deme var mı ben gibi! Bir muhâlif yel eser, savurur harman gibi.

- Her ne varsa güzel, Allah sevgisinden başka, Hepsi câna zehirdir, şeker dahi olsa!

- Her kabdan, içinde olan, dışarı sızar!

- Hüküm neticeye göre verilir.

- Şer bir sel gibi çabuk yayılır.

- Herkesten duâ almaya bakın. İnsan duâ alarak Allaha yakın olur.

- Şehit ölmek için duâ etmelidir.

- Edep, kendini kusurlu bilmektir.

- Çok ibâdet yapsan da tevbe et!

- Her gününü “son gün”ün bil!

- İyilik edersen, hep iyilik görürsün.

- Müminin yüzüne bakmak ibâdettir.

- Güler yüzlü olmak, imân alâmetidir.

- Ahirette her işinden suâl edilecektir.

- Tevazu göstereni Hak teâlâ yükseltir

- Hizmet; vermekle olur, almakla değil.

- Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir.

- Benim dediğim doğru demek, kibirdir.

- Müslümanın gönlü kırık olmalıdır.

- Sen kulları seversen Allah da seni sever.

- İmânsız ölmekten korkmayan imânsız ölür.

- Ahirette faydası olamayan şey dünyalıktır.

- Mümine sert bakmak da kul hakkına girer.

- İki zinet insanı süsler: Tevazu, haya ve edep.

- Mal sahibi olmak âhiret niyetiyle olursa iyidir.

- İhsana kavuşma sebebi anne baba duâsıdır.

- Bir anne çocuğunu namaza kaldırmıyorsa, onu eliyle Cehenneme atıyor demektir.

- Allahın bir kulunu sevmediğinin alâmeti, onun faydasız işlerle uğraşmasıdır.

- Namaz vakti geçerken, kılmadığı için üzülmeyenin imânı gider.

- İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükredemez.

- Mümin elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyendir.

- Gıybet, su-izan ve kalb kırmak da kul hakkıdır.

- En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan büyük günah, günahı ibadet olarak yapmaktır.

- Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumak günah işlemeye mani olur. Aklı fikri, kalbi iyi şeylerle meşgul ettiğinden günah işleyecek ortam olmaz.

- Teberri etmedikçe tevelli olmaz. Yani insan önce buğz-ı fillah eder sonra Cenab-ı Hakkın sevgisi kalbe yerleşir. Yani, önce ne kadar Allahın düşmanlarına düşman olursa, o kadar cenab-ı Hakkın sevgisi kalbe girer.

- Başarılı olmak ve ahirette de bu başarısının faydasını görmek isteyen iki şey yapsın; Sabretsin, İhlaslı olsun.

- Peygamberlerden başka herkesin nefsi vardır ve günah işler. Allahü teâlâ sevdiği kullarının günahlarının cezasını ahirete bırakmamak için dünyada üç sıkıntı verir. Çünkü günah suçtur. Karşılığı cezadır. 1-Hastalık verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allahdan bilmek lazımdır. Ve ne maksatla geldiğini bilerek şükretmektir. 2-Günahların affının ikinci yolu maddi sıkıntıdır, borçlu olmaktır. Borçlarını ödemek için çekilen sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebeptir. 3- İnsanların yalan, dedikodu ve iftiralarıyla haksız olarak iftiraya uğramaktır.

- Kur’an-ı kerimi severek, ağlayarak okumalıdır. Cenab-ı Hak bizleri, bizim gibi günahkârları, kendine muhatap kılıyor. Bizimle konuşuyor. Bu ne büyük bir rütbedir.

- Dünya iş yeridir. Ahiret ücret yeridir.

- Zikir, fikir insanlara hizmet etme durum ve imkanı yok ise yapılır. İnsanlar hizmet beklerken zikir ve fikirle uğraşılmaz.

- Dünyaya ne kadar değer vermezsen dünya hakkında her söylediğin o kadar değerli olur.

- Bir halifesine bir mübarek zat vazife vermiş.Yola uğurlarken ''Gittiğin yerde Allahlık ve Peygamberlik davasında bulunma' 'buyurmuş. Talebesi estagfirullah deyince, ''Her dediğim olsun dersen Allahlık davasıdır. Sadece Allahın her dediği olur. Bana uymayan kötüdür, bozuktur dersen bu da peygamberlik davasıdır'' buyurmuş.

-''Hastalıkta şifa vardır.'' Ayaklarınız rahatsızlansa bile. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey insanın acizliğini anlamasına, Cenabı Hakka dönmesine sebep olur. Bu sebeple kalb için şifadır.

- Başarının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz göstererek iyilik etmek. Yani tatlı dil ve güzel siyaset, herkesi memnun etmektir.

-Kıtmir bir köpekti. Eshab-ı kehfin köpeği idi. İstisna olarak Cennete gitti. Siz kim olduğunuza değil, kimlerle olduğunuza bakın.

- Dini yaymakta sabırlı ol; cömert ol; yumuşak ol; affedici ol. Dine hizmet etmekte üç esas var: İtaat, ihlas, sevgi. Eshab-ı kiramın başarısının sebebi, birbirlerini sevmeleridir.

- Kendinize, Allah rızası için, insan ancak bu kadar iyi olabilir, dedirtin. Herkese yumuşak söyleyin, yumuşaklıkla muamele edin, az konuşun, incitmeyin. Merhametli ve affedici olun.

- Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Rahat edersiniz. Kırıldığınız müslümana iyilik edin, sevmediğinize ihsan, sıkıldığınız insana güler yüz gösterin. Dinimizde buna fütüvvet denir.

- Fütüvvet [mertlik], seni sevmeyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır. Herkesin utanacak şeylerini örtün ve kötülükleri affedin.

- Doğru olun, doğru konuşun, arkadaşlarınızın hatalarına tahammül edin, herkese iyilik edin, komşuya eziyet etmeyip ondan gelecek sıkıntıya katlanın. Buna mürüvvet denir. Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur

- İki şeyi unutma: Allahın seni her yerde gördüğünü ve ölümü hiç unutma. İki şeyi de unut: Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. İyinin de kötü huyu bulunabilir. Bunun kötü huyunu değil, iyi huylarını örnek almalıdır! Çünkü Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor.

- Dünyada Cehenneme götürücü tuzaklar var. Bu tuzaklara yakalanmamalıdır. Kur'an-ı kerimde, bu tuzaklar şöyle bildiriliyor: (Dünya hayatı, lab, lehv, zinet, tefahur ve malı, parayı, evladı çoğaltmaktır) [Hadid 20] [Lab oyun, lehv eğlence, zinet süslenmek, tefahur öğünmek demektir.] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür.

- Yardıma, hizmete giden, kendi aklına, konuşmasına, gücüne, gayretine güvenirse, Allahü teâlâ onun işini kendine bırakır, rezil olur, zelil olur. Rıza-i ilahi için çıkıp, benim elimde bir şey yok diyerek, bütün gayretiyle yola çıkarsa, netice ne olursa olsun, hayırlıdır. Allahı unutarak yapılan hizmet, hezimet olur.

- Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye duâ etmektir.

- En mutlu insan, [Allahın, Resulünün ve ülulemrin sözüne] peki diyendir.

- İnsanı hayvandan ayıran edeptir.

- Omuzunuzda iki müfettiş var, devamlı teftiş halindedir. Şu hâlde, az konuşun, ağzınızdan çıkan sözün size hayır ve şer yazıldığını unutmayın.

- Ağızdan çıkan söz muallakta kalmaz, ya sağ tarafa yazılır ya da sol tarafa.

- Bir söz söylerken, hem kendinizin, hem karşınızdakinin ahiretini düşünerek konuşun.

- İhlassız amel, mühürsüz para gibidir.

- Ağız haram yemez, dil de yalan söylemezse, edilen duâ kabul olur. Haram yiyenin 40 gün duâsı kabul olmaz. Tıbben de kan değişimi 40 günde tamamlanır. Ne çekiyorsak dilimizden çekiyoruz.

- Güzel ahlâk, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü çekmektir.

- Kendini beğenmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya başlar, ihlası artar, istifade etmeye başlar. İşte bu istifadenin hasıl olup olmadığı, kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye başlaması ile anlaşılır.

- Herkeste şef olmak arzusu vardır. Bu insanın tabiatında vardır. Bu hâl yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz.

- Çocuklarınıza namazın önemini anlatın ve mutlaka namaz kıldırın. Namaz kılmasına mani her şeyin, felaketine sebep olacağını bilmeli ve bildirmelisiniz. Çocuğun istikbalini garantiye almak, iyi bir müslüman olması ile mümkündür. Diploma ile istikbal garantiye alınmış olmaz. Hatta felaketine sebep olabilir. İyi bir müslüman olduktan sonra diploma işe yarar.

- Midenin tok olması feyze manidir. Büyükler, çok yemek yemeyin diyor.

- Ana-babaya hizmet, Allahü teâlânın emrine, ilim öğrenmeye mani oluyorsa, sevab değil, günah olur.

- İnsanın ilmi arttıkça, Allaha sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya, nefret etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allahın lutuf ve ihsanıdır. O kulunu sevdiğinin alametidir.

- İstifade hasıl olması için, verenin olgun, alanın uygun olması gerekir. Uygun olmak haram işlememek, kalb kırmamak, kendini beğenmemek ve gadaplanmamakla hasıl olur.

- Hasta olan, ilaç kutularını raflara dizse, ilaçları kullanmadığı müddetçe ne faydası olur? Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını rafa dizip okumayan veya okuduğu hâlde amel etmeyen nasıl adam olur ki?

- Dine hizmet etmek isteyenin, siyaset ilmini yani insanların halini, zamanın ve ülkenin şartlarını bilmesi gerekir. Yahut bunları bilen basiret sahibi bir kimse ile istişare etmelidir. Dine hizmet edecek kimsede şu üç vasfın bulunması gerekir. Bunlardan biri noksan olursa, hizmette başarı azalır. Hiç biri olmazsa fıtne çıkar. Bu üç vasıf: Tatlı dil, güleryüz, cömertlik ve ihlas.

- Güleryüzlü olmayanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. Cömert olmayan, vermekten hoşlanmayan, insanların sevgisini kazanamaz. İhlaslı olmayanın, yani sırf Allah rızasını gözetmeyenin, yaptığı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir karşılık bekleyenin ihlası zedelenir. Allahü teâlâ da ihlassız kimseyi muvaffak kılmaz.

- Bir kişi, bir arkadaşın yanına, herhangi bir iş için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, son nefesinden korkulur.

- Nefse tabi olmak, kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak sıkıntı verir. Çok engeller var. En büyük engel, akla, nefse tabi olmaktır.

- Yanlış vasıtaya binen istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Mesela Parise giden uçağa binen, Kâbeye varamaz. Ehli sünnet vel cemaat, kurtuluş ve saadetin tek vasıtasıdır.

- Muteber olan sondur. Son nefeste "Allah!" diyeceği yerde, "Aman kurtar beni doktor!" diyen tehlikededir. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Hep abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür.

- Asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevab kazanmaktır.

- Resulullah efendimiz; (Beni Rabbim terbiye etti) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamıştır. Herhangi bir şey istendiği zaman, yok dememiş, varsa vermiş, yoksa susmuştur.

- Ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur. En büyük müjde, mümine ölümü hatırlatmaktır. Müminin ölümü, büyük saadettir.

- Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok yaşama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç şeye hasret gider. Topladığına doymaz, umduğuna kavuşamaz. Ahiret yolculuğu için yeterli hazırlık yapamaz.

- Hiç bir zaman, hiç bir şekilde, halinizden şikayetçi olmayın. Her zaman şükredici olun. Beterin beteri vardır.

- Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme, ibâdetler Cennete çeker.

- Mertlik demek, herkes ile iyi geçinmektir.

- Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. Dert ve belânın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu unutmayalım.

- Yumuşak ve mülayim olan kazanır.

- İtikadı düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehli sünnet itikadıdır. Doğru itikad (1) rakamı gibidir. Diğer şeyler yanına konan sıfır rakamı gibidir. (1) varsa, yanına bir sıfır konunca (10) olur, iki sıfır konunca (100) olur. Yani yanına ne kadar sıfır koyarsan değeri artar. (1)’i çekersen hepsi (0) olur. Doğru itikad da bunun gibidir. İtikad doğru olunca diğer şeyleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar arttırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehli sünnet itikadı yoksa diğer yaptıklarının faydası olmaz, hesaba katılmaz. Yukarıdaki örnekteki (1)’i çekmek gibi olur, kalanların değeri sıfırdır.

- Büyüklerin isimleri yazılı olan levhalara bakılınca o zatlar hatırlanırlar, hatırlanınca ruhları biiznillah hazır olur, hazır olunca feyz gelir.

- Akıl ahireti, göz dünyayı görür.

- Helal parayla beslenen kimseye ibâdetler kolay gelir.

- İsyanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutkanlığı] çok olur.

- Herkese iyilik yapamayız; fakat, hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız yoktur.

- Müslüman demek, (hasreti çekilen insan) demektir. Bir kimsenin hasreti çekilmiyorsa, son nefeste imanı tehlikededir.

- Söz, etkisiz ise, ya dinleyenin kalbi kararmıştır veya söyleyen, söylediğini yaşamıyordur.

- Tasavvuf, zamanı en iyi kullanmaktır. Sabır, susmaktır.

- İhlas ile ibâdet etmeyen, Belam-ı Baura gibi mürted olarak ölür.

- Allahın veya insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de insanlara öyle davran.

- Mümin kardeşinizin duâsını almaya çalışın. Kurtuluşun onun duâsında olabileceğini unutmayın.

- Cüzzamlının yanında 7 sene kalana, cüzzamın geçmeme ihtimali vardır. Fakat bir binada bulunan kötü bir insan, başka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır, çünkü nefsimiz kötülüğe meyyaldir. Bir sepet üzümdeki çürük bir tane, bütün sepeti çürütür. Fakat sağlam üzümler o çürüğü kurtaramazlar.

- Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olması demektir. Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır, gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Kendisini seveni, başkası sevmez.

- Allahü teâlâ sevdiğine iki nimet verir. Ona sevdiği bir zatı tanıtır ve bir de hayırlı iş nasip eder. Daha çok severse çeşitli belâ verir.

- Küfrü, kâfirleri sevmemek ve ibâdetlerin kolay gelmesi iman alametidir.

- Emr-i maruf yapan, sevimli ve cömert olur, hiçbir menfaat beklemez.

- Halkın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın kıymet verdiğine kıymet veren azizdir. Hakkın aziz ettiğini, kimse zelil edemez.

- İnsan genç iken şehvetin, yaşlanınca şöhretin esiri olur.

- Nereye bağlısın diyene İmam-ı a'zama demeli veya bağlı olduğu mezhebi söylemelidir! Hiçbir yere bağlı değilim dememelidir.

- Aklını bırak kurtul, tâbi ol saadet bul.

- Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar.

- Kim kime, neye güvenirse, yardımı ondan beklesin.

- Kim neye benim demişse o şey ona düşman olmuştur.

- Cömert veren değil, verdiğine sevinendir.

- İnsanlar cehennem derdini bilselerdi, dünyada dert diye bir şey tanımazlardı.

- Kovandan çıkmayan arı bal yapmaz.

- Para iş görmek için yaratılmıştır, sevmek ve biriktirmek için değil.

- Kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.

- Hukuku olanları, tanıdıklarını ziyaret etmemek kibir, fakirleri ziyaret, tevazu alametidir.

- Yanına başkasının oturmamasını istemek, hastalarla birlikte oturmamak, doğru sözü kabul etmeyip, münakaşa etmek, kusurunu bildirenlere teşekkür etmemek ve fakirin değil, zenginin davetine gitmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz.

- Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Büyüklenerek ben demek Allahü teâlâ ve evliyadan feyz ve bereketi keser. Kusuru başkasında arayan, sevimsizleşir, etrafında insan kalmaz, dost edinemez. Herkesi haklı, kendisini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve noksanlarını bırakıp, başkasının kusuru ile meşgul oldukça, manevî bakımdan zerre kadar ilerlemek mümkün değildir.

- Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. Nefsini aradan çek, kimseyi tenkit etme, kendini beğenme, kendinden iğren. Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz.

- Âmir öyle olmalı ki, maiyetindeki herkes (Âmir beni herkesten daha çok seviyor) diyebilmeli.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri]-3

-Çocuklarınıza çok ihtimâm gösterin. Kur’anı kerim okumalarına, ehli sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, Büyükleri tanımalarına ve sevmelerine çok ehemmiyet verin.

-Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. Birincisi; sevdiği bir kulunu ona tanıştırır. Eshab-ı Kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi. İkincisi; ona hayırlı bir iş verir. En hayırlı iş Peygamber efendimizin yaptığı iştir.

-Dünyada iken, Allahü teâlânın dinine hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teâlâ onlarla konuşacak. Onlar için ne hesap var ne azap var.

-En zor iş islamiyete hizmet etmektir. Çünkü Allahü teâlâ en zor işi en güvendiğine ençok sevdiğine vermiştir. Peygamberlere ve vârislerine vermiştir.

-Başarının sırrı, birlik-beraberlik, dürüstlük, iyi hedef seçmektir.

-Yanan bir evden birini kurtarmak çok büyük sevap olduğu halde cehennem
ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye uğraşmalıyız.
Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalıyız.

-Müslümanlık dünya ve ahiret saadetidir. Allahü teâlânın en sevdiği şey imandan sonra kullarına hizmet etmektir.

-Farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Öğrenmeyen günaha gider. Bilmemek özür değildir, bilmemek suçtur. Öğrenmeğe ehemmiyet vermezse küfür olur. Demek ki bilmemek ya haramdır ya küfürdür.

-Allahü teâlâ beraat gecesinde afv-ı mağfiret vâdediyor. Cenab-ı Hakk vâdinden dönmez.

-Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir. Halbuki nefse düşmanlıkla emr olunduk. Çünkü nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Bize; nefsinizi besleyin diye bir emr yok, kalbinizi kuvvetlendirin diye emr var. Nefse düşmanlık; riyazet ve mücahede ile olur. Riyazet; nefsin arzularını yapmamak, mücahede ise nefsin istemediği şeyleri yapmaktır.

-Nefs daima şer, yani haram ister. O halde nefslerine uyanlar cehennem yolunu seçmektedirler. Haram işleyenler nefsinin esiri olmuşlardır. Bilmemesi özür olmaz. Cürüm olur. Çünkü, öğrenmek ile emrolunduk.

-Nefsine uyan haram işler, haram işleyen alışır, alışınca zevk alır, ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyince kâfir olur. Haramlara dalınca küfre ulaştırır.

-Sagâire, küçük günahlara dalan büyük günah dalar. Büyük günaha dalan küfre dalar.

-İman nimetine şükretmemiz lazım. Onun için abdest almaya başlarken “elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetirrahman” okumamız lazım. İmanının sağlamlaşmasını isteyen bu iman duasını okusun. Çünkü Allahü teâlâ; şükrederseniz arttırırım buyuruyor. İman artmaz, kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredersek artar, imana şükredersek sağlamlaşır, kuvvetlenir.

-İslamiyetin her meselesi nimettir. Emrleri yapmakla şükredeceğiz, nehyleride; terk etmekle şükredeceğiz.

-Allahü teâlâ sıkıntılı halde yapılan duayı kabûl eder. Hastalık sıkıntı olduğu için, hastanın duası red olmaz. Her sıkıntı aynı şekildedir.

-Hastalığa, sıkıntıya üzülünmez. Ancak hizmetlerine, namazına mani olursa o zaman üzülünür. Bununla beraber, hastalık ve sıkıntıları istememelidir, hasta olmamak için sebeplere yapışılır, buna rağmen gelirse sabredilir.

-“Allahümmağfirli velivâlideyye, veli üstaziyye, velil mü’minine vel mü’minat, vel müslimîne vel müslimât, el ahyâ-i minhüm vel emvat. Birahmetike yâ erhamerrahîmîn” Bu istiğfar, günahların affedilmesine sebep olur. Günahı olmayanlar içinse; ileride günah işlemekten korunması içindir. Günah işlemeyecek hale gelmek içindir.

-Allahü teâlâ dünyada müslümanlara da, kâfirlere de rızık veriyor, rahatlık, huzur veriyor. Kâfirle müslümanı dünyada ayırt etmiyor. Müslümanlar Allahü teâlânın dostudur. Kâfirler düşmanıdır. Dünyada dostla düşman ayrılığı yok fakat ahiret öyle değil. Ahirette dostla düşman ayrılacak. Müslümanlara nimetler var, kâfirlere azâp var.

-Dünyadan sakınınız demek, haramlardan, yasaklardan sakınınız demektir.

-Her uzvun, kalbin ve nefsin lezzet aldığı şeyler başkadır. Nefs haram işlemekten zevk alır. Çünkü gıdası haramlardır.

-Kalbinden Muhammed aleyhisselama inanan kimseye müslüman denir. Müslümanın bütün işleri Muhammed aleyhisselamın şeriatine uygun olmalıdır. Muhammed aleyhisselamın şeriatine uyan, dünyayı ve haramları sevmez olur. Kalbinde haram işlemek arzusu kalmayınca, kalbine Allah sevgisi dolar. İçindeki su boşalan şişeye, hemen havanın dolması gibi olur. Böyle bir kalbde bilmediğimiz his uzuvları hasıl olur. Dünyanın her tarafını ve kabir hayatını görür. Heryerdeki sesi işitir.

-Allahın dinini, Allahın kullarının ayaklarına kadar götürmek ne büyük zevktir.

-İki padişaha koca memleket dar gelir, on tane dervişe bir posteki rahat gelir.

-Kalbleri temizlemenin ilacı, Allahın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalpler temizlenir.

-Harâm giren, haram çıkan ağızdan yapılan duayı Allahü teâlâ kabul etmez.

-Hadis-i kudside buyuruluyorki; (Bir kulum farzları yapar, haram işlemez, sünnetleri terk etmez, geceleri teheccüd namazı da kılarsa, ben bu kulumu severim. Ben bir kulumu seversem, o benimle görür, benimle işitir, benimle gider. İşte ben onun her duasını kabul ederim.) Duanın kabul olması için ağıza da mideye de dikkat etmek lazım. Vesile ile dua etmek lazım.

-Ehli sünnete hizmet kime nasip olursa haline gece gündüz şükretsin, rabbine hamd etsin. Küfre karşı emr-i mâruf yapılırsa, Allahü teâlâ o beldenin hak ettiği azâbı tehir eder. Emri maruf yapılmazsa azabı ilahi gelir.

-Müslümanlar Allahü teâlâya tevekkül eder. Tevekkül çalışmadan yatıp beklemek değildir. Tevekkül, çalışıp sebebine yapışıp, o sebebin tesirini Allahü teâlâdan beklemektir. Çalışmadan bana ver yarabbi denmez. Namaz kılmadan, yarabbi günahlarımı af et demeye benzer. Namaz kılmayanın duası kabul olmaz.

-Allahü teâlâ sebebe yapışmayı emrediyor. Sebebe yapışanları sever. Peygamber Efendimiz, helekel müsevvifün buyuruyor. Sebebe yapışılmazsa, çalışılmazsa helâk olunur. Vesile aramak lâzımdır. Allahü teâlâ sebebe yapışanlara ihsân eder. Men dakka bâbel kerimin feteha; kerîmin kapısı çalınırsa, açılır.

-Namaz kılmak, huzûr-u ilâhiye çıkmak demektir. Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı ne olduğunu bilerek kılmalıyız.

-Cuma günleri mevtaların ruhları, tanıdıklarına evlatlarına gelirler, bir hediye beklerler, bir yâsin-i şerif okusa da sevabını bana hediye etse diye beklerlermiş.

-Hazreti Ali efendimiz ne buyuruyor; Bir kimse bana bir kelime öğretirse, onun kölesi olurum buyuruyor. Analarımız, babalarımız bir değil, kaç kelime öğrettiler. İlk mürşîdimiz analarımız, babalarımızdır. Ninni söylerken, analarımızdan Allah demeyi öğrendik, masal anlatılırken Peygamber Efendimizden anlatırlardı. Temeli kalbimize anamız, babamız yerleştirdi. Onun için onların kulu kölesi oluruz. Anamızın, babamızın, hocamızın, üzerimizde hakkı olanların kulu kölesiyiz. Dünyada, kim kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacak. İhlas ile yapılan dua kabul olur. İnsan dînini kimden öğrenirse onu çok sever.

-İslamiyetin en büyük düşmanı cehâletdir.

-İlm öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farzdır, vâcibleri öğrenmek vâcib, sünnetleri öğrenmek sünnettir. Öğreneceğiz ve kaçınacağız. Talebül ilmi farîzatün alâ külli müslimen ve müslimetün. Erkek olsun kadın olsun, müslümanların ilim öğrenmesi farzdır buyuruyor Peygamber Efendimiz. Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz.

-Mü’minin her şeyi şifâdır, sözleri de şifâdır, rû'yetleri de şifadır.

-Kalbin gıdâsı mârifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. Hayâtımız hayâl oluyor. Bu hayale gönül bağlayanlara yazıklar olsun.

-Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru ilâhi namazdır. Allahü teâlâ, namazdan sonra “İste kulum vereyim” diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz. Alimler, Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir buyurmuşlar.

-Laf ile müslümanlık olmaz. Allahü teâlânın emr ve yasaklarına ehemmiyet vermeyenin imanı gider. Ehemmiyet vermemek demek, işlediği günaha üzülmemek demektir.

-Allahü teâlânın ve peygamber efendimizin emr ve yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca bildirilmiştir. Bunları kabul etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime veya hadis-i şeriflerle açıkça bildirilen hüküm demektir.

-Cahil olmayın, cahil kalmayın, bunda ısrar etmeyin. Dünyanızı ahiretinizi ilimle mamur edin. Dininizi, nakli esas alan ehli sünnet alimlerinin kitaplarından öğrenin. Cahillikten çok sakının, cahillik cehenneme götürür.

-Kıyamet günü hesap evvela imandan, sonra namazdandır.

-Allahü teâlânın dostları, Allahü teâlânın yaptığı her şeyden zevk alırlar, sıkıntı, elem ve dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.

-İman nimetinin şükrünü ifa etmek için, hubb-u fillah ile şerefleneceğiz. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyeceğiz. Zaten mü’minin kalbini kırmak haramdır.

-En çok dikkat edeceğimiz şey, birbirimizin kusurlarını af edeceğiz, sabredeceğiz. Sabredenin gideceği yer cennetdir.

-Namazını kılan, tesettür eden hanım, cennet nimetidir.

-Fasıklar dedikodu yaparlar, salihler dua ederler.

-Cenab-ı Hak hakimdir, her yaptığında hikmet vardır.

-Saadete kavuşan insan kızmaz, sevinir.

-Mü’minin alameti güleryüzdür. Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allahü teâlâ ihsan ettiği nimeti göstermemizi sever. Müslüman olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.

-Size gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağınız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez.

-İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir, imanın esas şartı hubbu fillah buğdu fillahdır.

-Dünyada kim, kimi severse ahiretde onun yanında haşrolur.

-Ehli sünnet yolunda olanları, Allahın dinine hizmet edenleri sevmek hubbu fillahtır. Kâfirleri, Allahü teâlânın düşmanlarını, 72 fırkada olanları sevmemek buğdu fillahdır. Bu, sevmek ve sevmemektir. Dövüşmek ve münakaşa etmek değildir. Hem dostla, hem düşmanla, münakaşa dahi etmeyeceğiz.

-En büyük günah kalp kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmayacağız.

-Fakirlik, hâline şükredip kimseye şikâyet etmeyerek ihtiyacını gizlemektir.

-Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana, doğruluk nasip olmaz.

-Üç şey kalbi öldürür: Çok konuşmak, çok uyumak ve çok yemek.

-Namaz kılmak, yalnız Allahü teâlâdan korkan müminlere, kolay gelir.

-Vücudun rahatı az yemekte; rûhun rahatı az günahtadır.

-Gözü harama bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten korumalıdır!

-Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.

-Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzûrun kıymetini huzûrsuzlar, sıhhatin kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.

-Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1-İdârecilere, sertlik, 2-Âlimlere, mal sevdası, 3-Zenginlere ise cimrilik.

-İşlediğiniz günâhları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyiniz!

-Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın tadını alamaz.
Öyle bir kimseyle arkadaşlık edin ki; onda dünya malı hırsı bulunmasın.

-Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir.

-İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allahü teâlânın beğendiği, Resûlullahın sevdiği ve evliyânın özendiği bir ahlâktır.

-Ölmek felâket değildir. Asıl felâket, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir.

-Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerin ise, süsü ve güzelliğidir.

-Dört şey ibâdettendir: Abdestsiz durmamak, çok secde etmek, gönlü mescidlere bağlı olmak ve Kur’ân-ı kerîmi çok okumak.

-Temiz ve helâl ye de, ister sabaha kadar ibâdet et, ister uyu!

-Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.

-İki şeyi ararsınız ama, bulamazsınız. Bunlar, neşe ve rahatlık olup, ikisi de Cennette olur.

-İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine de katlanmak demektir.

-Yılan candan eder, kötü arkadaş hem candan hem imandan eder.

-Kıyamet günü nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapınız.

-Malı olanın aç sabahlaması, olmayanın tok sabahlamasından evladır.

-Mümin güneş gibidir. Sararıp, solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz kamaştırır.

-Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahü teâlâya nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun.

-Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz.

-Edeb hudûda, sınırlara riâyet etmek onu taşmamaktır. En büyük edeb ise ilâhi hudûdu muhâfazadır, gözetmektir.

-Eshâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse, Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş olmaz.

-İstediklerini vermediğiniz zaman kızan ve küsen hakiki dost değildir.

-Hep gülmek iyi değil. Gün tevbe ve istiğfar zamanıdır. Yarına çıkacağımız belli değil. Mümin müminin kıymetini bilmez ise Allahü teâlânın kıymetini hiç bilmez.

-İyi sebebe yapışan iyi netice alır. Çalışırken netice alamazsanız, kabahati kendinizde arayın.

-Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. Kendinize güvenmeyin. Allahü teâlâya
güvenin. Size düşen görev budur. Sabah kuş gibi... Yuvasından çıkıyor, tevekkül ediyor, akşama tok dönüyor.

-Hep kendinizi kusurlu, hatalı kabul edin. Mertlik suçu kendinde bilmektir. Peygamberimiz vâdediyor: "Haklı olduğu halde, haksızım, ben hatalıyım diyene Cenneti vâdediyorum, söz veriyorum" buyuruyor.

-Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı iter, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar birbirini çeker. İki tarafta ben haklıyım derse netice de kavga çıkar geçim olmaz. Yani karı kocadan birisi fani olursa geçim olur. İkisi de diri ise geçim olmaz. Peki, ikisi de fani ise ne olur? İkisi de fani ise o evde ilahi aşk başlar.

-Evliyanın korkusu kalb kırmaktır. Hiç ölünün diri ile kavga ettiğini gördünüz mü?

-Abdülhalık Goncdüvani hazretlerine bir genci meth etmişler. O da merak edip ziyaretine gitmiş. Biraz sohbet ettiklerinde genç demiş ki, "Rabbimin rızası cehenneme girmemde ise girerim." Abdülhalik Goncdüvani hazretleri buyurmuş ki, "Senin işin bitmiş! Zira hep mimli, yâni "ben"li konuşuyorsun. Mimli konuşmak ise nefistendir." Allah muhafaza eylesin.

-Başarı nedir? Manisi Nedir? Başarı, öldükten sonra ahirette işe yarar şeydir. Ahirette işe yaramıyorsa, o başarı değildir. Manisi insanın kendisidir. İmamı EbuYusuf
hazretlerinin mühür olarak kullandığı yüzüğünde "men amile bi re'yihi nedime" yani,
kendi aklı ile hareket eden pişman olur, yazılıydı.

-Muvaffak olmuş kime denir? Muvaffak olmuş, yaptığının faydasını ahirette görene denir.

-Ehli sünnetten kimseye zarar gelmez. Ehli sünnet fitne çıkarmaz, isyan etmez. Baştaki kâfir bile olsa, habeşi köle bile olsa ona isyan etmez. Tarih boyunca böyle olmuştur.

-Haset eden mesut olamaz.

-Kriz insanın içindedir, dışarıda kriz yoktur.

-Üç halde bulunmamalıdır: 1- Müşrik, 2- Kâfir, 3- Rai... Bu üç kimsenin duası kabul olmaz. Rai, kendi aklına göre hareket edendir. İslamiyet geldi akıl gitti. (Yani akıl tek başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler gönderilmezdi.) Hazret-i Ali buyuruyor ki: "İster alim, ister zalim, ister fasık olsun başınızda birisi bulunsun, yalnız olmak şeytanla beraber olmaktır." İki kişi olsa biri emir tayin edilir.

-Dinin emirlerine uymak birinci şarttır. Büyük engel insanın kendisidir. Nefsimize uymak en büyük engeldir. Bu hiçbir düşmana benzemez. Çünkü o doğrudan Allahü teâlâya düşmandır. Çocuk doğarken insanın içine düşmanlık koydu. Her faydalının karşısında zararlısını yarattı. Mektubât-ı Rabbanîde "Kelime-i tevhid içimizdeki düşmana karşı tek ilaçtır." buyurulmaktadır. Bir içimizde, bir de dışımızda düşmanlar vardır. Dış düşmanlar belli biz içimizdeki düşmanı halledelim. Tevbe edelim. Kaza bela ancak dua ile gider.

-Her yerde doğru birdir. Muvaffak olmak iki şeye bağlıdır: 1) Doğruluk 2) Sevgi ile yaklaşmak ve herkesle barışık olmak...

-Kim Allah içinse, Allahü teâlâ da onun içindir.

-İbadet için abdest şarttır, ticarette de doğruluk şarttır.

-Dinimizde bir şey istemek zillet, bir şey vermek izzettir.

-Su bir taşı eritirse Allahü teâlânın zikri benim kalbimi eritmez mi? Kap kapalı
olursa su nereye dolar, kabımızı açık tutmak gerekir.

-Bişr-i Hafi hazretlerinin evine gelen zat, hür müsün köle misin, dedi. Hürüm diye cevap verince bırakıp gitti. Peşinden koşarak niye gidiyorsun diye sorunca, sen hürüm dedin. Kulum deseydin kulluğunu bilirdin, diye cevap verdi.

-Köpek olan eve rahmet melekleri girmez. Kalbde de dört köpek ulumaktadır:

1- Kibir

2- Kıskançlık

3- Öfke

4- Şehvet.

Demek ki kendini beğenmemek, başkasındaki bir nimeti kıskanmamak, öfkelenmemek ve şehvete kapılmamak gerekir.

-Yolunu şaşırmış bir kimseyi, doğru yola çevirmek, on tane kâfirin imana gelmesinden daha sevaptır.

-Her zevalin bir kemali ve her kemalin bir zevali vardır. Eğer zeval vakti gelmişse bunu kimse durduramaz, yok eğer zeval vakti gelmemişse bunu kimse öne alamaz. Ayağımıza bir diken batsa bunu, bir günahımız sebebiyle oldu bilmeliyiz.

-Hayır görünende şer, şer görünende hayır vardır.

-Abdullah-i Dehlevi hazretlerine birisi gelmiş, "Efendim himmet istiyorum" demiş. Mübarek buyurmuşlar ki; "Ben evden birşey getirmedim" Hocasına işaret buyurmuşlar. Eğer hocasına gitseler o da kendi hocasına gönderecektir. Allah adamları işte böyledir. Evden bir şey getirmezler.